hümanizm akımınının din gibi algılanması ya da dinselleştirilmesidir.
evet bu güzel kavram insanlığa yeni boyutlar katmıştır hatta daha ileri gideceğim var olan dinlerin hali hazırdaki bazı uygulamalarını da sorgular hale getirmiştir ve olumlu manada katkılar yapmıştır. sokrates, protagoras gibi yunan düşünürlerden tut mevlana, yunus emre gibi kültürel derinliğimizden gelen insanlarda da hümanizmin köklerini bulabiliriz tabi ama bildiğimiz manada hümanizmin başlaması rönesans dönemine denk gelir. thomas more, erasmus gibi yabancı olmadığımız isimlerden sonra asıl kimliğine jean jacques rousseau, denis diderot, voltaire, david hume gibi düşünürlerle ulaşmıştır.
hümanizm şüphesiz ki insanlığa katkıda bulunan bir düşünce akımı olmuştur ama zaman her şeyi sınamıştır ve sınamaya da devam etmektedir. özellikle ateist ve naturalistler tarafından düşüncelerinin doğal seyri içinde doğan din boşluğunun yerine pozitif değer vurgusu için iyiden iyiye istismar edilen bir kavram haline dönen hümanizm adeta bir din mesabesinde addedilerek ateizmin gülen yüzü olarak lanse edilmeye çalışılmıştır, çalışılıyor. işte bu defa da aşırı hümanist vurgular karşı insancılık akımını doğuracak kadar ileri gitmiştir. postmodernist bazı yaklaşımlar hümanizmi şöyle eleştirir: ''Hümanizmin insanı kendi geleceğine kendisi karar veren özerk bir varlık olarak tasarlaması ya da kendi yazgısını kendisi belirleyen özgür insan tasarımı yanılsamadan başka bir şey değildir. oysa insan; toplumsal, siyasal, ekonomik, dilbilimsel ya da ruhbilimsel yapılara bağımlı olan ya da onlar tarafından kuşatılmış bulunan bir varlıktır'' hatta son dönemdeki din ya da din dışı çevrelerde hümanizm artık kulağa hoş gelen fakat batının dahi artık inanmadığı miadı dolan bir ideoloji halindedir ve bir aşağılama ifadesi olarak dahi kullanılır olmuştur.
hümanist anlayışın ilk ortaya çıktığı dönem düşünürlerinden erasmus'un görüşlerine bir göz atalım: deliliğe methiye isimli kitabında erasmus; hilekar sofuluğu, muskacılığı, sihre güveni eleştirdikten sonra bütün bu deliliklerin ortasında hakim insan kalkıp, şu hakikatleri ilan etsin diyerek gerçek dindarlığa yönelik önerilerde bulunur.''hakimce yaşamakla ki müessif kazalardan sakınırsınız; günahlarınız yalnız rahiplere verdiğiniz para ile değil fakat günah korkusu, göz yaşları, uykusuz geceler, dualar, oruçlar ve bütün diğer güzel işlerinizle affolur.
bir başka yerde şekilci dindarlığı eleştirip iffeti ve ilahi sevgiyi vurgular. bir çok kimseler meryem'in tasvirlerinden biri önünde öğle vakti mum yakarak ona büyük bir tazimde bulunduklarını zannederler, ama onun iffetini, tevazusunu, ruhi ve ilahi şeylere sevgisini taklide uğraşanlar ne kadar azdır.
burada kendi adıma erasmus'un bu güzel yaklaşımının doğurduğu sakıncayı belirtmek istiyorum. evet erasmus aslında müthiş bir gerçeği belirtmiştir, fakat bu gerçeği ibadet amacıyla mum yakan dindar yerine mum yakmayan ama kalbi temiz insan anlayışı şeklinde algılama hatası hoş görünmüştür insanlara ve mum yakan herkesi şekilcilikle itham etmişlerdir hümanizm adına hem de. halbuki değil mi bu işin makbulü kendi inanışı içerisinde mum yakan ve meryem'i anan ve bu anışı ile meryem'i anlamak için kendisine yol açan. yine thomas more'da ütopia isimli eserinde dinsel hoşgörüyü ön görmüştür.
hümanizm içinde güzel vurgular barındıran yalnız kimi çevrelerin iyice katı bir ideolojik yaklaşımla din yerine adeta yeni din gibi ortaya koydukları gerçekliği bulunan tatlı bir rüyadır.
evet hümanizm pratikleriyle sınanıyor, ortak akıl evrensel akıl gibi tatlı kavramlar sınanıyor. batı çarşaf giyilmesi karşısında bölünüyor, kendi içinde tartışıyor. sonuçta insanı merkeze koyup en büyük tabulardan biri olan eşcinselliği tamamen normalleştirme kabulünün yanında din ve daha ötesi dini algılayışa bağlı yaşam tarzı ile ilgili bocalıyor.
ülkemizdeki bir ''aydın'' çocuk pornosuna ilgisi olan insanın diğer insanlara zarar vermedikçe sanal bir doyumla da olsa lanetlenmeden çözümler üretilebilmesini savunabilmiştir. böyle bir meşruiyet alanı tanınmasını toplumsalcılık adına hiçbir mihenge vurmadan. işte bireycilik vurgusu işte toplum işte hümanistik düşüncenin iyice çığırdan çıkarabilecek ekseni. evet, hümanizm bir din değildir, hümanistik düşünce etrafında herkesin kendi bireyciliğinin yanı sıra toplumsal kaos ve bunalım, insani ilişkilerdeki yozlaşma, yabancılaşma gibi süreçler de modern insanı tehdit eden unsurlardır.