''Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. Sade içimde simsiyah çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Emine bir daha ölemezdi. Hatta hastalanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaket gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu. Her an onun hastalığının arasından etrafa bakmayacak, o azapla yaşamayacaktım.''
'Olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. artık hürdüm.'
Daha eli topraga degmemis, bir kez bile ahira girmemis, yabani hayatin zorluklarindan bihaber şehirli bohem bireylerin nedense sürekli doğal hayatta, teletabis mekanlarında, kırda koyde aradıkları bir garip şey.
He amk he. Oraya gidince çok huzurlu olacan. Mis gibi hayat, temiz hava, falan fistan diil mi.
Bok huzurlu olursunuz amk. Orada karnını nasıl doyuracagini, nasıl yaşayacağını biliyon mu? Ayrıca instagram, snapchat, twitter neyin de olmayacak ha?
Nah yaşarsınız orada. En fazla 1 hafta kalın cildirirsiniz. Sizler parmaklarinizin ucundaki ışıklı şeyler olmadan, AVM ye gidip selfie çekmeden, yepyeni kıyafetler alıp ona buna caka satmadan huzurlu olamazsiniz. Ahmaklar.