Hasan Hüseyin KEMAL tarafından 16 Ekim 2005 tarihinde yeni asya gazetesindeki röportajının bir kısmı aşağıda yer alan, haince katledilen ermeni vatandaşı.
h.h.k.:Bediüzzaman Doğuda aşiretleri gezip meşrûtiyeti anlatırken, halk meşrûtiyetin Ermenilere tanıyacağı eşitlikten rahatsızlık duyuyor, o da, "Kendimizi dev aynasında görmemeliyiz. Kabahat bizde. Tamamen zimmetimize alamadık, bilhakkın adalet-i şeriatı gösteremedik... Hem de dostluğun sebebi vardır. Zira komşudurlar. Komşuluk dostluğun komşusudur. Hem de onlar uyandılar, dünyaya yayıldılar, terakkiyat tohumlarını topladılar; vatanımıza ekecekler" diyor ve Ermenileri korumak gerektiğinden bahsediyor.
h.dink:Çok ilginç. Allah Bediüzzaman'dan razı olsun. Zamanın ölçülerine ve bakış tarzına göre, burada Bediüzzaman'ın ahlâklı ve etik bir duruş sergilediğini görüyoruz.
***
ermeni asıllı, türk vatandaşı, malatya doğumlu gazeteci yazar. *
aşağıda okuyacaklarınız; beni sevenlerin "tuh allah seni kahretsin kara hilal", sevmeyenlerin de "bu adam yolundan nihayet dönmüş, doğru yolu bulmuş" diyerek tepki koyacakları bir yazıdır.
"türk-ermeni ilişkilerine günlük gelişen olayların dışında da vakit ayıran, bunlar hakkında entryler yazmış bir yazar olarak kara hilal şahsının naçiz bir kişi olduğunu unutmadan kişisel olarak bir insanın, bir babanın, bir eş'in ölümünü kınamakta ve şimdiden uzunluğunu kestiremediği bir süre boyunca online listede iş/güç/slogan bölümünde ve yazarların mesajlaşma fasilitelerinde görmeleri için "....................hrant dink'in fikirlerini değil ama, şahsını saygıyla anıyorum..............." cümlesini kendi ayarlarına eklemiştir.
kara hilal cinayet haberini ilk gördüğü anda, televizyonda hrant dink'in üzeri örtülü cesedini görmüş ve elbette bir insanın kaldırımda boylu boyunca uzanmış olmasından dolayı içinde bir burkulma olmuştur. sonra kızının görüntülerini seyretmiş, babasız kalışın acısını, bu acının nasıl küllendiğini ama geçen yıllara rağmen nasıl da içi erittiğini hatırlamış, hrant dink'in hayat arkadaşını görmesiyle birlikte de aklına yıllar evvel annesinin durumu ve ettiği acı dolu sözler gelmiştir. babasızlık zor zanaat, 30 yıllık hayat arkadaşını kaybetmek ise acıların en büyüğü olsa gerek...
hrant dink bir ermeni değildir...evet bunu göğsümü gere gere iddia ediyorum...bir milletin mensubu oluşu kabul etmek zor bir seçimdir. zira bir kısım soydaşınız sizi döneklikle suçlayacak, yeni tabiiyetinize mensup kişiler de sizi çoğunlukla samimi bulmayacaktır. hatt-ı zatında ne isa'ya ne musa'ya yaranamamış bir insan olarak ömrünüzü geçireceksinizdir. bilenler var mıdır emin değilim, kurtuluş savaşı sırasında türk istiklal savaşını tüm dünya medyasına duyuran ve türk'ün şanlı mücadelesini neredeyse tek başına elde kalem takip eden pierre loti vardı. atatürk bile bu insanı daha sonra takdir ve tebrik eder bir mektup ile nişanelemişti. bu pierre loti bana göre yine türk'tü... bu adam fransız'a yaranamadı, türk yazarlar tarafından da defalarca cezalandırılmaya çalışılmıştı o dönem... yolundan ve türk taraftarlığından vazgeçmedi...atatürk tarafından vatandaşlık verildiği bile söylendi...
şimdi pierre loti'nin şansı atatürk zamanında yaşaması mıdır? yoksa hrant dink'in şanssızlığı atatürk zamanında yaşamaması mıdır?
bu miletin ermeniden yana yüzü nadir zamanda gülmüştür. ama şuanda ermeni diasporası mı türk düşmanlığı yapmaktadır, yoksa geçen gün ölen hrant dink mi? bazılarınızın ikisi de aynı bokun kokusu dediğini duyar gibiyim...değil işte...diaspora bu adamı kendi emellerine alet olduğunu düşünseydi, bu kadar dışlar mıydı? yoksa asıl düşman hrant dink idi de, diaspora mı dosttur milli menfaatlerimize? burada hassas bir kantar ile ölçme yapmaya gerek yoktur...cevabı bellidir bazı soruların ama yine de sorulur, muhatabı olayı daha net düşünebilsin diye...
şimdi yazılmış buraya, hepimiz ermeniyiz diye...başlık sahibini tanımam tek mesajlaşmamız bile yoktur. lakin ben "ben ermeniyim" diyemem...sebebi zaten o başlığın ikinci entrysinde mevcut...ama ben babasızım, harnt dink'in kızı da, benim anam dul kaldı, hrnat dink'in hanımı da...ben memeleketimin alî menfaatleri için bu saldırıyı ve hrant dink'e sıkılan kurşunları izmir suikast'i niyetindeki kişilerin ellerindeki kurşunlara benzetiyorum, ben bu kurşunları, 2. abdülhamit'e yapılan suikastteki bombalara benzetiyorum...bu suikastin ilk andan itibaren ülkemin, memleketimin, zaten adının çıktığı dokuza ek olarak +1 yazıldığını biliyorum...ben bu ülkeyi ab'ye beğendirme sevdalısı biri de değilim...ama bir türk olarak başı önde değil, aşağılanır bir ifade ile değil, katillerin ülkesinin bir vatandaşı olarak değil bir akıllı ve neyi ne için yaptığını bilen bir ülkenin vatandaşı olmak istiyorum. bugün elinde imkanı olanlar hemen bir msn kullanıcısı olarak veya bir chat ortamında bir başka ülkenin insanı ile konuşsunlar...ve buraya yazsınlar ilk duydukları soruyu. ne acı ki, bir arayada yaşamaya mecbur olduğumuz ve uluslararası ilişkilerde karşılıklı menfaatlerimizin olduğu ülkeler nezdinde değerimiz pek de iç açıcı halde değil artık.
hrant dink üzerinden en kolayı sanırım milliyetçi gazla esip yağıp gürlemektir. iki gündüz iki gecedir kendimi daha mantıklı birşeyler yazmak adına dinliyorum. kendimi dinlediğimde altına imza atabileceklerim bunlar...
2004 yılı şubat ayında istanbul valiliği'nde hrant dink'le yapılan görüşmede kendisinin sabiha gökçen'in ermeni olduğunu söylemesi üzerine 'böyle yazıların bazı kendini bilmezler tarafından yanlış anlaşılabileceğini ve kendisine zarar verebileceklerini' söylemesi ve ardından hakkında dava açılmaya başlanması, tehditler ve protestolarla kaşılaşması da ilginç bir nokta!
hain bir saldırı sonucu öldürülmesiyle akıllarda,
"demokrasiyle yönetilen bir devlet olan türkiye de daha kaç kişi düşüncelerinden dolayı tehditlere maruz kalacak, birilerinin! canı yanmasın diye daha kaç kişi susturulacak, serseri mayın gibi ortada dolaşan kaç gencin daha beyni yıkanacak ve birer ölüm makinası haline getirilecek?"
sorularının yeniden hatırlanmasını, acı bir şekilde sağlayan ermeni asıllı türk yazar.
" turk 'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, ermeni 'nin ermenistanla kuracağı asil damarında mevcuttur. yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun " yazısı yanlış anlaşılmış insandır.
o bu yazısıyla yıllardır türkiyede, ermenilere olan nefretin dolu kanın boşaltılması yerine temiz yani iyi düşünceli kanın gelmesi için ermenistanın uğraşmasıyla gelecek olan asil kandan bahsetmiştir. Fakat bunları ülkemizdeki faşistler anlamamıştır. Allah rahmet eylesin denilecek kişidir.
türklüğü aşağıladığı söylendiğinde gıkları çıkmadı, vatan haini ilan edildiğinde herkes sessizdi, mahkemelerde saldırılara uğradığında kimse savunamadı..
evet, öldürüldü. adını hiç duymamış olan insanlar vardı bu ülkede. adını bilenler de vatan haini diyordu kendisine. o, gıkı çıkmayan, sessiz kalan, savunamayan satılmış medya en şaşaalı manşetleri atmak için yarışmaya başladı. eski görüntüleri derhal arşivlerden çıkarıldı. haber programlarında, yazdıkları seslendirildi, baştan sona...
bir insan öldürüldü, bir gazeteci, bir ermeni, bir türk vatandaşı.. artık mühim olan kimin daha çok bağıracağı.. menfur sözcüğünü kim daha çok tekrarlayacak?..
akp hükümetinin 301. maddedeki ısrarıyla, kerinçsiz ekibinin ve bazı kemalist güruhun kışkırtmalarıyla bu ülkede koskocaman bir karanlığa sebep olmak isteyenlerin hedefiydi. ölümü beynimin içinde farklı fikirler dolaşmasına sebep olmuştur . dış güçler ya hani bu ülkeyi karanlığa sürmek isteyen kesim, ne gerek var ki biz içimizde yeterince düşmanız zaten ne gerek var ki dış güçlere, biz birbirimiz öldürmek için yeterince sebep buluyoruz zaten, ama ölen birisinin arkasından da hemen amerika,israil,kgb, pkk mutlaka bir katil buluyoruz. ama hiç çuvaldizi kendimize batırıp arkadaşım kasıtlı bir şekilde bu adamı hedef yaptık diyemiyoruz.
geçenlerde ölmüş gazeteci yazar. ölmüş ancak ölümü çok ilginç bir zamanda olmuştur. ölmeden bir önceki gün recep tayyip erdoğan mit müsteşarıyla bir görüşme yapmış, akabinde amerika dış işleri bakan yardımcısı ile görüşmüştür. bugün bir gazeteci anlatıyorki, bir zaman önce hrant dink ile beraber bir vali yardımcı ile görüşmeye çağrılmışlar. vali yardımcısının yanındaki adamlar hrant dinke "böyle yazmaya devam ederseniz öldürülürsünüz" demiş. bugün anlıyoruz ki uyarıda bulunanlar istihbaratçılarmış. görünen o ki hrant dinkin ölümü dış politikada türkiye yi zora sokar, iç politikada ise hükümeti yıpratır; hatta ülkeyi erken seçime bile götürür. peki tükiye nin böyle bir yola çekilmesi kimin işine gelir?
ölümüne en bi çok üzülen kişilerden biriyim. gerek ülkemizin çok zor bir sürece gireceğinden, gerekse kendisini sevmemden/takdir etmemden mütevellit. şimdiye kadar yazılmış, çizilmiş. aynı şeyleri tekrar etmenin anlamı yok. pragmatik açıdan yaklaşırsak en azından ölümünün bazı şeyleri değiştirmesini umuyorum. olay saatinden itibaren internet başındayım. ilk başlarda hakkında yapılan olumsuz yorumların büyük kısmı silinmiş, önemli bir kısmı da editlenmiş. "ermeni lan bu, 'diğerleri'yle aynıdır kesin", "bak bak bak türk'ün boşalacak zehirli kanı ermeni'yle mi dolcakmış ne öyle bi'şey demiş" türevi binlerce yorum okudum. ama sanırım biraz araştırılmış ve hak verilmiş kendisine. "daha önce niye okumadınız"ların, "gündemi niye takip etmiyorsunuz"ların hiçbir anlamı yok artık. ama en azından büyük bie çoğunluk kendisini tanıdı, bu da bir şeydir.
daha önceki entrylerimde belirtmiştim "başımız sağ olsun diyemem" diye. artık gönül rahatlığıyla diyebilirim;
"başımız sağ olsun"
ve "daha da önemlisi";
"ülkemize geçmiş olsun..."
19 ocak 2007 tarihinde genel yayın yönetmeni olduğu agos gazetesinin önünde kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce öldürülen gazeteci. allah rağmet eğlesin.
Şanar Yurdatapan'ın hrant dink'e yapılan saldırı hakkında ülkü ocaklarına karşı savcılığa verilen şikayet.
ŞiŞLi CUMHURiYET SAVCILIĞINA
ŞiKAYET EDENLER: Abdurrahman Dilipak (Gazeteci, Yazar), Hasan Mollaoğlu (Avukat), Hürriyet Şener (iHD istanbul Şubesi Başkanı), Lütfü Yılmaz (Avukat), Ragıp Zarakolu (Yayıncı, Yazar), Şanar Yurdatapan (Müzisyen), Zübeyir Perihan (Mezopotamya Kültür Merkezi Başkanı)
MAZNUN:Levent TEMiZ (Ülkü Ocakları istanbul il Başkanı)
SUÇ:TCK 312
SUÇ TARiHi:26 şubat 2004
SUÇ MAHALLi:Şişli Halaskargazi Caddesi, AGOS Gazetesi Önü
OLAYLAR: 26 Şubat 2004 Perşembe günü Ülkü Ocakları Başkanı Levent Temiz, AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'i tehdit ederek, 'Hrant Dink, bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir,' dedi.
istanbul Ülkü Ocakları üyesi bir grup, MHP Şişli ilçe binası önünden 'ya sev ya terket', 'kahrolsun Asala' sloganları atarak, Pangaltı'da bulunan AGOS Gazetesi binasına doğru yürüyüşe geçti. Gazete binası önünde grup adına açıklama yapan Ülkü Ocakları istanbul il Başkanı Levent Temiz, Agos Gazetesinin yayın politikası ve bazı yazarlarıyla toplumsal barışı bozacak arayışlar içerisine girdiğini iddia etti. Temiz, 'Türk milletinin onurunu zedeleyecek yaklaşımları şiddetle kınıyoruz. Gazete yazarı Hrant Dink yazdığı bir yazıda 'Türkten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan Ermenilerin Ermenistan'da kuracağı asil damarında mevcuttur' diyor. Hrant Dink bundan sonra, bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir' diye konuştu. Grup açıklamanın ardından sloganlar eşliğinde MHP Şişli ilçe binasına doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş esnasında yolun trafiğe kapanmasına halkın tepki göstermesi üzerine tartışma polisin araya girmesi ile sona erdi.
Ülkü Ocakları istanbul Şube Başkanı Levent Temiz ve bir grup ülkü ocakları üyesinin yaptıkları eylem ve ifadeler ile;
TCK 312. maddesinde yazılı '.... ırk.....farklılığına dayanarak , halkı birbirine karşı kamu düzeni için tehlikeli olabilecek şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik etme' cürmünü işlemişlerdir.
Gerekli soruşturmanın yapılarak haklarında kamu davası açılmasına karar verilmesini dileriz.
Şanar Yurdatapan'ın Hrant Dink ile ilgili basın açıklaması
Hrant'ın arkasından bir yığın gözyaşı dökülecek, düne kadar 'Vatan haini' diye saldıranlar da gözyaşı dökmekte başı çekecekler, öyle görünüyor.
Çok şey yazılıp çizilecek, sizler de yazacaksınız kuşkusuz. Şu an için sadece birkaç basit hatırlatma yapmak istiyoruz, gözden kaçabilme olasılığına karşı. Eğer bilginiz dahilinde ise, tekrar için özür dileriz.
Hrant ve AGOS'a yoğun saldırılar, Sabiha Gökçen ile ilgili yazı üzerine başlamış, aynı yazı dizisinin sonunda yeralan bir cümledeki 'Pis Türk kanı' sözcüğü tam ters yorumlanarak Ülkücüler tarafından 26 Şubat 2004 günü AGOS önünde bir protesto gösterisi yapılmıştı. Bu gösteride Hrant Dink açıkça tehdit edilmiş, 'hedef' olarak gösterilmişti.
iki gün sonra, bir grup insan hakları savunucusu, AGOS gazetesine 'Birimizin Derdi Hepimizin Derdi' olarak anılan destek ziyaretlerinden birini yapmış, bununla da yetinmeyerek Şişli Savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardı.
Bu suç duyurusu sonunda bir dava açıldı. Bu bizi hem şaşırttı, hem de sevindirdi. Ancak kimsenin ilgisini çekmeyen bu dava 'ırk farklılığına dayanarak halkı birbirine karşı kışkırtmak..' suçundan değil, 'Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasını çiğnemek'ten açıldı, öyle olunca da sadece 'açılmış olmak'la kaldı.
Ama Kerinçsiz ve arkadaşlarının ihbarı ile açılan dava bildiğiniz olayları doğurdu ve ceza ile sonuçlandı, ceza ertelendi. Yargıtay 9. Dairesi, başsavcının bozma istemine uymayarak cezayı onayladı. Başsavcı suçun oluşmadığını söyledi ve davanın esastan bozulmasını istedi. Ama Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu itirazı 6´ya karşı 18 oyla reddetti. Böylece, Dink hakkında verilen mahkumiyet kesinleşti.
TCK'nın 301. maddesi hepimizin 'böyle adalet' hakkında belirtebileceğimiz görüşleri ağzımıza tıkamaya yarıyor. Ama mızrağı çuvala sığdıramıyor.
Şişli Cumhuriyet Savcılığına verdiğimiz 'suç duyurusu' metnini yineliyoruz. Burada yapılan iş 'Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'nın ihlali değildir. Herkes gibi Ülkü Ocakları mensupları da, 'önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız' gösteri yaparak görüşlerini barışçı bir biçimde dile getirmek hakkına sahiptirler. Buradaki suç, eski ceza yasasının ünlü 312. (yeni TCK'nun 216.) maddesinde belirtilen 'halkı birbirine karşı kışkırtma' suçudur. Bu madde hep amacının dışında islami basına ve Kürt konusunda yazı yazanlara karşı kullanılmıştı. 40 yılın bir günü doğru kullanılabilecekken o da olmadı.
Yarın öbürgün Hrant'a kurşun sıkan tetikçi veya tetikçiler belki bulunabilecektir. Ama bu kadar tahrikten sonra tetikçi aramaya bile gerek kalmaz çoğu kez, aynen Akın Birdal suikastinde olduğu gibi. Ve asıl 'azmettirenler' devam ederler yeni provokasyonlar üretmeye.
neredeyse vasiyet niteliği taşıyan tüyler ürpertici son yazısında kendisinde güvercin ürkekliği hisseden fakat sonunda ama bilirim ki bu ülke güvercinlerine kıyamaz diyen merhum yazar. her ortamda ısrarla türk olduğunu dile getiren birine sıkılan kurşun, ülkenin bütünlüğüne asayişine özgür düşüncesinin temellerine sıkılmış bir kurşun olarak kabul edilir. ruhu şad olsun.
"güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce" demiş son yazısında, inşallah bundan sonra özgür olur ruhu.
tanımıyoruz seni hrant dink. kim olduğunu az çok biliyoruz, bir kaç tv programında konuşmalarını dinledik, geçtik gittik o kadar.. ama çok koydu gidişin be abi. yani bu şekilde olmamalıydı. herşeye rağmen dimdik durmaya çalışan bir adam arkadan vurulmamalıydı, sıkılmamalıydı kafasına..güpegündüz olmamalıydı en azından. gece örtmeliydi en azından bu insanlık dışı olayı.. ve daha soğuk olmalıydı hava sanki, ölümün çok soğuk geldi bu havalara, bir dengesizlik var bu işte. dengesizlik sadece bu işte değil aslında, her tarafta..varlığın belki o kadar önemsenmedi ama gidişinden sonra hiç bir şey eskisi olmayacak, en azından olmamasını diliyoruz hrant dink.. rahat uyu soğuk toprağın altında, seni vuran mahluklar rahat yaşayamayacak güneşin altında..