Ben ne ayakkabısının altındaki delik için üzüldüm, ne de başka bir sebepten dolayı övdüm bu adamı. Üzüldüğüm nokta kızının kendisinin cesedine ulaşma çabasıydı. Karısının göz yaşlarıydı. Oğlu'nun siz burada kendisine süslü yazılar yazıp adı üstünden ermenilik, kürtlük propagandası yaparken Askerlik yapma onurunu göstermesine rağmen öldürülmesi idi.
Sevmezdim kendisini evet. Ama Kemal Kerinçsiz ile hukuki yollardan atışmasını izlemeyi severdim, gerçekten şiddet dışı bir şekilde hukuku kullanarak birbirlerine üstünlük kurma çabalarını severdim.
Ölen sadece o değildir. Ancak, ölen onun yüzünde barışın son kırıntılarıdır. Bu kırıntıların ana parçası atalarımız arkasından vurulduğunda ölmüştür.
Türkmen'ler musul'da sürekli suikastlere uğruyor halbuki, Uğur mumcu'lar, Ahmet Taner Kışlalı'lar öldürüldü. 2 dk'lık haberle geçiştirildi. Neden bu kadar durulmadı üstünde. Neden herkes kemalist olmadı, neden milliyetçi olmadı...
Ve iyi bir gazeteci değildi, süslü laflarla söylemek istediğini yanlış anlatıp rezil eden, söyleyemeyen birisiydi... Ancak iyi bir düşünce adamıydı belki. Türk'ten damarlarından boşalttığı kirli kanın yerini ermeni'nin ermenistanla kurduğu kan bağıyla dolduran birisiydi kendi deyimiyle...
Neden cenazesinde o çok sevdiği vatanın ülkenin bayrağı yoktu. Neden? beyinsiz herifler.
civanmerd, cesuryürekli hazin bir şekilde kaybettiğimiz değerli yazarımız. agos gazetesi genel yayın yönetmeni ve yazarı örnek insan. bakın burada bile ermenice bir kelime kullandım. "örnek" kelimesi ermenicedir evet. anne ve baba kelimelerinin rumca olduğu gibi. bu cennet vatan iyisyle kötüsüyle hepimizin. lütfen arkadaşlar hrant dink gibi değerli insanlarımızı unutmayalım, yüreklerimizde yaşatalım. (bkz: orhan pamuk)
öldürülmüş olmasını, sırtından vurulmuş olmasını kabullenemeyen insanlara musuldaki türkmenlerin katledilmesini, ahmet taner kışlalı'nın, uğur mumcu'nun öldürülmesini örnek gösteren zerzevatlar da vardır. hrant öldüğünde "ermeniyiz" diyenler o'nu sahiplenenlerdi, uğur mumcu öldüğünde kimse milliyetçi olmadıysa suçu kendi kıçında arayacaksın güzelim...
Hrant’ı ölüme götüren süreci ve vicdanlara sıkılan kurşunlardan sonrasını unutmuyoruz.
Katili tanıyoruz.
Çok zor değil;
Adalet istiyoruz.
Sanatçılar, aydınlar, yazarlar, aktivistler; hepimiz, Hrant’ın Arkadaşları olarak, 16 Ocak Cumartesi saat 15.00’te Taksim Tramvay Durağı’nda buluşup yürüyerek 19 Ocak Hrant anmasına çağrı için el ilanlarımızı dağıtacağız. 16.00’da basın açıklamamızı yapıyoruz.
Seni de bekliyoruz.
Ahmet insel, Akın Birdal, Ali Bayramoğlu, Alper Görmüş, Aydın Engin, Ayşe Akdeniz, Ayşe Berktay, Ayşegül Devecioğlu, Bağış Erten, Baskın Oran, Bekir Berat Özipek, Bennu Yıldırımlar, Bejan Matur, -Bülent Atamer, Cengiz Aktar, Cengiz Alğan, Cengiz Çandar, Çağatay Kadı, Çiğdem Mater, Deniz Türkali, Derya Alabora, Dilek Gökçin, Doğan Tarkan, Ebru Şeremetli, Emine Algan, Eren Keskin, Erkan Can, Erol Katırcıoğlu, Erol Köroğlu, Eşber Yağmurdereli, Fahri Aral, Faik Akçay, Ferhat Kentel, Feza Kürkçüoğlu, Garo Paylan, Gençay Gürsoy, Gürsel Korat, Hakan Tahmaz, Hale Akay, Halil Ergün, Haluk Bilginer, Haluk Ünal, Hasan Bülent Kahraman, Hayko Bağdat, Kemal Gökhan Gürses, Kerem Öktem, Kerem Rızvanoğlu, Korhan Akyıldız, Kürşat Bumin, Lale Mansur, Leman Yurtsever, Mahir Günşıray, Masis Kürkçügil, Mehmet Ali Alabora, Mehmet Demir, Murat Kaspar, Murat Çelikkan, Murathan Mungan, Müge Karalom, Necmiye Alpay, Nejat Yavaşoğulları, Neşe Şen, Nil Mutluer, Nilgün Yurdalan, Oral Çalışlar, Orhan Alkaya, Osman Kavala, Oya Baydar, Ömer Laçiner, Özcan Yurdalan, Özgür Mumcu, Özlem Dalkıran, Pelin Batu, Rıdvan Akar, Roni Margulies, Selim Deringil, Serra Yılmaz, Settar Tanrıöğer, Sezai Temelli, Sırrı Süreyya Önder, Sibel Eraslan, Sibil Çekmen, Şenol Karakaş, Şeyhmus Diken, Tamar Nalcı, Tatyos Bebek, Tuğrul Eryılmaz, Tuncel Kurtiz, Turgay Oğur, Turgut Tarhanlı, Ülfet Taylı, Ümit Fırat, Ümit Kıvanç, Yalçın Ergündoğan, Yasemin Göksu, Yasemin inceoğlu, Yıldıray Oğur, Yıldırım Türker, Yıldız Önen, Yiğit Ekmekçi, Zeynep Casalini, Zeynep Tanbay.
--spoiler--
en nihayetinde bir faniydi. ve ölümü tatdı. ölünün arkasından konuşmak adet olmuş ülkemizde. ideolojisi ne oolursa olsun artık yok. toprak oldu. allah taksiratını affetsin.
şahsiyetsiz ırkçı piyonlardan ve onların eli kanlı siyasi liderlerinden çok daha fazla sahip çıkmaktaydı türkiye'ye. daha dün oradan buradan gelip kendini adam sananların tamamından çok daha fazla aitti bu topraklara ve hepsinden fazla söz söyleme hakkı vardı.
azerbaycan ile ermenistan arasındaki rezil savaştan bu adamı sorumlu tutan zerzevatlar da var ne yazık ki. "azeri dostlarımla" vs. şeklinde gerzekçe hamasi laflarla mensubu olmadığınız bir milletin* mensuplarını savunuyormuş gibi yapıp küçük duruma düşmeyin . ben bir azeri olarak sonuna kadar arkasındayım hrant dink'in, "azeriler şöyle azeriler böyle" demeyi bırakın bir zahmet...
azerilerle ermeniler arasındaki husumet üzerinden yükleniliyor kendisine. aslında buna yüklenmek denemez, çirkeflikle prim yapılmaya çalışılıyor.
neyse... kendi vatanında soykırıma uğratılan bir milletin buna rağmen küsmeyen bir ferdi idi. kaslarına gösterdiği özeni beyine yansıtamamış davulların gümbürdemesi pek de önemli değil.
uludağ sözlük yazarlarının üzerinden ermeni soykırım yasasını benimsettirmeye çalıştığı zat. Ölmüş, Allah rahmet eylesin. Üzüldüm mü? hayır. Sevindim mi? ona da hayır.
kendisini hiç umursamadığını söyleyenlerin hakkında ahkâm kestiği güzel insan. katil yaratan bir sistemde yaşamayı bir süreliğine daha sürdüreceksiniz ve bu ülke yok olacak. çünkü bu kadar pislik bir insan prototipinin avamlaştığı bir ülke ayakta kalamaz.
türk değildi, müslüman değildi ama buralıydı. memleketi burasıydı. osmanlının hazinesi metroplitikliğindeydi. türkiyenin bu manada bir hazinesi yok bu da çok kötü bir şey aslında.
ona buna ermenici diyen iktidarsız ergen zerzevatın laf atmak için habire azerileri öne sürdüğü yazar. daha hayatında azerbaycan'ı, uygur özerk bölgesini görmeyen bu cahil çoluk çocuk kendine güldürmeyi iyi başarıyor hakkaten. bu arada dua etsinler "ota boka kabaran pipi"miz var, sonra ağızları boş kalırdı...
devlet denilen şey, aniden ortaya çıkan ve malum insanlara -sana, bana- "cicim ben seni korurum, yolunu elektriğini yaparım. ekonomini düzenlerim aksiyon çıkarsa aha polisim var, karşılığında da vergini alırım" diyen kutsal olmayan bir yapıdır. bu yapı ile vatandaş arasında bir anlaşma vardır. adı ad anayasadır.
türkiye cumhuriyeti anayası da diğerleri gibi halkı; devletinden korumak üzere yapılmıştır. asıl düşünce odur. 80 anayasası bundan farklıdır elbette ama herneyse.
şimdi devlet benimle yaptığı anlaşmaya göre beni öldüremez. öldürmemesi gerekir, çünkü can mal ve özgürlük güvenliğimi sağlayacağını kendisi iddia ederek kuruluyor. benimle aynı şekilde hrant dinki de bu sözleşmeye katıyor. vatandaşlık bağından dolayı. türk ve müslüman olmak bu anlaşmanın kuralı değil şartı değil.
hrant öldürülünce yok edilen benim de hakların ve evet sayın faşist senin de hakkın.
öte yandan devletin, benimle seninle ve hrant ile yaptığı anlaşmada sen vergini ver, ben azeriyi bosnalıyı her nerede varsa müslümanı koruayacağım diye şartı yok benim ve senin de beklentimiz yok.
çünkü yurtta sulh cihanda sulh diyip kurdular ülkeyi. savaşlardan ölümlerden bıktık artık sikimizde değil diyerek. ve evet ne kadar da doğru.
o sebeple, hranttan bahsederken azeri den filistinden elbette ve haklı olarak bahsedilmiyor.
bence katledilişi, türkiye'deki çarpık vatandaşlık algılayışı gibi uludağ sözlük gibi sanal platformlarda ucuzlaşan ve insani hiçbir değerle çakışmayan türk milliyetçiliğinin ezik, kana susamış, bir insanlık suçunu övecek kadar adileşip hâlâ azerilere uygulandığı söylenen bir soykırımdan bahsedebilen kompleksli yapısını daha da görünür kıldı.
birincisi, senin toprakların üzerinde 1915 yılında 1.5 milyon ermeni kardeşimiz "yok edildi." ve sen bugün bunu savunurken ermenistan ordusu tarafından katledilen azeri sivillerin soykırıma uğradığını iddia ediyorsun! bre şeref yoksunu milliyetçi algılayış: senin gibi katliam övgüsü üzerinden şekillenen hiçbir fikriyatın insana dair bir söz söylemeyeceğini biliyoruz. fransa'nın cezayir'de soykırım yaptığını söyleyip cezayir'in bağımsızlığı bm'de oylandığında fransa lehine oy kullananlar sizi peydahlayanlardı çünkü.
bu püritenlik arayışını freud'a sorsak ne derdi bilinmez, lâkin birilerinin ya da bir şeylerin eksikliğini hissettiğiniz ortada. barbar olduğu için yok olmuş bir "uygarlığın" yüzleştiği aşağılama ile bütünleşmiş zihniyetiniz, o beyninizden çok daha fazla tüketen bedeniniz! bu ekran başı katliam propagandasının nedeni de bu sanırım. iyi ki yemişsiniz bu şamarı, ama hâlâ bu kafa değişmediğine göre daha da yiyeceksiniz.
kapitalizmin piçi ve maşası faşizm ve türkiye de bilinen pratiği ülkücülüğün, kanına girdiği binlerce ezber insanı olmayanlardan sonra en son kanına girdiği kişidir. ülkeyi böldürtmeyiz diye diye 50 sene para-iktidar da bulunmalarına rağmen en sonunda ülke bugün, coğrafi olarak değil ama kalp olarak sayelerinde bölünmüştür. kucağına oturdukları nato ve amerikanyanın bir o dizinde bir bu dizinde hophop zıplatılmaya aşık bu insanlar ağızlarındaki kan kokusu ile devletin işlediği bir suça yandaş olmaktalar ve tabi ki bu kimseyi şaşırtmıyor. şaşırtan bunun böyle olduğunun hala farkında olmamaları. hiçkimse, kendileri de dahil olmak üzere bu kadar cahil bırakılmayı haketmiyor. bir başka insanın öldürülmesini övecek kadar haysiyetsiz kan dökme arzusu ile dolu bu her an kavgaya hazır avam görüntüleri yurtiçindeki efendilerinin ve onların sahipleri olan yurtdışındaki kompradorlarının doğal isteği elbette.
Bir daha açar mı karanfil korkusuz?
Bir daha uçar mı güvercin şehirde?
Yalancı güneşli bir ocak
Mübarek Cuma gününde
Gitti cancağızım gitti
Bitti son istanbul
Kaldırımlar zabıt tuttu şahidiz hepimiz,
Her yer tetikti
Sen de çekip gitme
Dayan be umudum
Dön gel, dön gel
Meydan okur hayat
Pabuç bırakmaz ölüme
Dön gel, dön gel
Bir daha yazar mı kalem kanaya kanaya?
Kağıdı da kan tutar, ağaç değil mi soyu?
Ağla, doyasıya ağla!
Aynı denizde çoğalır yüreğin özsuyu
sezen aksunun hrant dink'e yazdığı şarkıdır.
insanlık ayıplarından biri daha olan 19 ocak 2007'i unutmadık! unutturmayacağız!