anlatılması zor olandır. zaten bu yüzden hiçliğin kokusunu hafiften almış bir insan kendini dışarıya karşı soyutlar.
biraz anlatılması gerekirse, aslında sahip olduğumuz küçük beyinlerimizle anlam veremediğimiz "her şey"in gördüklerimiz, bildiklerimiz dışında kalan kısmını gösterir.
zaman, aslında saatten ibaret değildir, aslında her şey ebedidir ve bir o kadar da yoktur. acılar, üzüntüler, zaman süzgecinden geçince aslında onlar da yokturlar.
fakat hiçlikten nihilizme ulaşılmaz(bana göre). bir şeyler var ve var olan şeyleri tanımlandıramıyoruz. bu da insanın kalbinin içine saplanır. bir kere bu tanımlandırmanın ucunu bile görseniz, işte o zaman his olan "boşluk" kapsar sizi. buna erdem derler, can derler, öz derler... derler de derler. ama hiçbiri karşılamaz aslında, ne söylenirse söylensin.
beyniniz ve yaşadığınız dünya aslında size oyun oynar, öyle bağlar ki sizi, aslında özünüz ve yaşam amacınız olan hiçi unutursunuz.
hiçlik demek, elinizi ayağınızı çekmek de değildir. hiçliğin farkında olup, onda bulunan hazzı almaktır.
çok zor bir kavramdır. hiçi biliyor olsak gibi bir önerme kursanız, işte o zaman aslında herşeye sahip olmuş olurduk. bu da çok garip bir şey. asla anlatılamayacak, asla betimlenemeyecek bir durum.
bir çok şey "hiç"tir bizim için. üç harf, sonsuz mana.
yaşadıklarınıza küfrettiren bir kavramdır. ipin ucunu tuttuğunuz zaman, diğer şeyler, gündelik olaylar o kadar manasızlaşır ki.
sonuç: yine yalnız kalırsınız. bu sefer bir hiçliğin ortasında. korku duyulacak, ama cesaretli bünyelerde ufuk açacak bir şeydir hiç.
nihilizm şüpheci temellere dayanan felsefe anlayışıdır ve rus edebiyatında nedejen'in makalesinde puşkin için kullanılmıştır. yerleşik toplumsal düzene başkaldırıyı temsil eder. gökyüzünden dünyaya baktığını düşündüğünde burada kapladığın alanın kafanın içersindeki sıkıntılarında dahil karınca kadar görünmesi. devlet, kilise ve aile otoritesine karşı çıkar. sadece bilimsel doğruları temel alır, ancak bilimin bütün toplumsal sorunların üstesinden gelebileceğini ve bütün kötülüklerin cehaletten kaynaklandığını kabul etmek...
herkese renkli günler
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş Hoca:
Sen kimsin?
sancak yöneticisiyim demiş adam kabara kabara.
Sonra ne olacaksın? diye sormuş Nasrettin Hoca.
Herhalde vali olurum diye cevaplamış adam.
Daha sonra? diye üstelemiş Hoca.
Vezir demiş adam.
Daha daha sonra ne olacaksın?
Bir ihtimal sadrazam olabilirim.
Peki, ondan sonra?
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş:
Hiç.
Daha niye kabarıyorsun be adam.
Ben şimdiden senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım:
Hiçlik makamında!
bazen öyle derinden hissettirirki sanki okyanusun ortasında güneşin alnında küreksiz bir sandalın içinde sıcaktan dudakların kurumuş şekilde uzaklara bakar gibi...
biz düşündüğümüz ve düşünerek onu var ettiğimiz sürece olmayandır. o olduğunda biz olmayacağız demektir bu durumda. varlık varken yok olan ve varlık yokken var olan bir kavramdır ki, bu da onu aslında varlığın temeli yapmaktadır. burada anahtar rolü oynayan asıl şey farkındalıktır. demek ki varlığın temeli olan hiçlik aslında, bilinçsizliktir.
insanın bulunduğu noktadan çevreye (şu ana), geçmişe ve gelecekle ilgili imgelerine baktığında ortamda büyük bir saçmalık bulması sonucu eline geçendir. herşey hem vardır hemde yoktur. varolan, yanılsamalarla o güne gelendir; olmuşlardr, varlardır ama artık yoklardır. ve saçmadırlar. çünkü sıradanlaşır herbiri. tüketimin gerçekleşme hızı, hiçliğe gidiş geliş turlarının sıklığınında belirleyicisidir.