Dün bir yere çay kahve içmek için gittim. Arabayı park ettim ve kısa bir mesafe yürüdüm. O kısacık zamanda peşime bir yavru kedi takıldı. Oğlum seni alamam, evde canavar besliyorum diye anlattım ama dinlemedi.
Oturduğum mekana kadar beni takip etti. Sonra da sandalyemin kenarına kıvrılıp uyudu. Mekanın sahibinin oğlu veya yeğeni olduğunu düşündüğüm çocuk ise elinde sprey şişesine doldurduğu su ile yanımıza geldi. Yavruya su sıkıp kaçırmaya çalıştı.
Sakin kalmakta zorlanarak "şu an uyuyor ve kimseye de bir zararı yok, neden su sıkıyorsun?" diye sordum.
Anladığım kadarıyla mekana gelen müşterilerin rahatsız olmaması için kedilere karşı alınmış bir önlem ve çocuk da bu davranışı öğrenmiş.
Hemen içeriye geçip yetkili ile konuştum. Gördüğüm kadarıyla masalarınızın büyük çoğunluğu yaz dönemi olduğu için dışarıda dedim. Kaldırım da size mi ait? Mekanınızdaki müşterilerin rahatsız olmasını istemiyorsanız içeride hizmet vereceksiniz dedim. Bir şey diyemedi.
Dışarıya çıktım, müşterilerin tamamının duyacağı şekilde yemek yerken kedilerden rahatsız olan varsa içeride otursun diye bağırdım. O su spreyi şişelerini bir tarafınıza monte ederim demek daha etkili ve doğru olurdu ama hanımefendi çizgimden ödün vermek istemedim.
vampir bi hatunla yavukluyum diyelim. gelip canım ben hayvanlardan besleniyorum, insan kanı içmem dese çektir git insanlardan iç, hayvanlara ne dadanıyorsun amk derim. öyle bi şey işte. gerçi bu insan nefreti olarak da okunabilir.
malesef her yüreğe uğramayan şeydir.
kendi haline yatan kediyi 6 dakika boyunca tekmeleyerek öldüren (bkz: ibrahim keloğlan) denen korkak aklımdan çıkmıyor. yaptığını yaşamadan öleme inşallah.çocuğun da olamasın senin de soyunu sopunu devam ettireme.
insan hangi yaşta, hangi sosyal statüde, hangi medeni durumda olursa olsun
kısaca hangi döneminde olursa olsun, sevgi almaya ve sevgi vermeye ihtiyaç duyar.
belli aşamalarda bu alış veriş için de hayvanları kullanır.
ve anatole france müthiş bir yaklaşımla ''insan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz'' diyerek, insana yakışacak bir ruhun tam anlamıyla oluşabilmesi için hayvan sevgisinin şart olduğunu söylemiştir.
Bayramın ilk günü şehirden köyümüze doğru giderken simayen tanıdığım bir adam, çalıştığı fabrikadan çıkmış karşı yoldaki yavru sokak köpeklerini doyuruyordu. Sonra kendi kendime dedim ki, ulan millet kurban keserken adam aç hayvanları doyuruyor şu adamdaki sevgiye bak.. sonra bu gördüğümü köyde yakınlarıma anlattım. Bana verdikleri cevap şu oldu "onlardaki hastalık yaa" şu anlayışa bakın.
Bir insan iyi niyetinden, temizliğinden, yardıma muhtaç olan yavru hayvanlara yardımda bulunuyor, bizler ise çok normal(!) insanlar olarak onlara anında teşhisi koyuyoruz. "Onlor hostoloklorondon oylo dovronoyor yoo"
Bu olaydan Sonra öğrendim ki o adam asgari ücretinin en az 300-400 tlsini sokak hayvanlarına harcayan gerçek bir hayvansevermiş. Böyle vicdanlı, merhametli insanöarı görünce kebdimden utanıyorum.
sayın amk evlatları diye karşı tarafı asla ikna edemezsiniz.
bizim ülkenin eksiği bu kimse konuşmayı, hitap etmeyi, tartışmayı bilmiyor. böyle gittikçe de bu ülke asla bir bütün olamayacak. hep onlarla şunlar arasında derin bir ayrım olacak.
edit : hitap şeklini eleştirdim hayvanlar toplansın demedim. bunu anlamak bu kadar mı zor?
https://galeri.uludagsozluk.com/r/1905797/+
Kedileri cok severim lakin bir o kadarda korkarim.
Hayvan sevgisi aileden asilanmasi gereken bir sevgidir.
Bir olay hatirliyorum;
Kardesim uc dort yaslarindayken, yerde gezen karincalarin ustune bas parmagini koyup surterek karincayi boluk porcuk ederdi. Annem bu olayi gorunce dayanamadi birgun ve dedi ki;
-oglum o karincanin ailesi vardi; karisi, cocugu ve sen gibi annesiyle ablasi vardi. Neden onu öldürdün? Arkasindan cok aglayacaklar.
Tabi kardesim olayin sokunda aglamaya basladi. Kolu bacagi bi tarafina girmis karincayi eliyle itekliyor bir yandan da “uyan , uyansana annen bekliyo uzulur, kaaaalk” diyordu.
Sonra annem bir cozum buldu. Dedi ki:
- oglum eger ona guzel bir mezar yaparsak ailesi gelir basina dua eder. Ama birdaha asla mezar yapmak zorunda birakacak isler yapma. Oldurursen geri gelmezler tamam mi? Dedi ve kardesiminde onaylamasiyla, kibrit kutusuna mezar yaptik baya bildiginiz karinca icin mezar tasi yaptik basina oturduk. Kardesimde aglaya aglaya bildigi tek dua olan subhanekeyi falan okudu.
O cocuk su anda bir yetiskin ve nerde hayvana zulmeden birisini gorse, artik onun kolunu bacagini ayirmaya and icmis durumda. Eger annem o gun bunu yapmasaydi belki de bu cocukta o hayvanlara zulmeden icinde bir gram hayvan sevgisi olmayan adamlardan olacakti. Merhametsiz , vicdansiz olacakti.
Bazen bir karinca, koca bir omure etki eder.
"insanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum." Bu lafa katilmamak şu günlerde elde değil. Hayvanlar sizi hiçbir koşul olmadan severlerken, insanlar eğer sizden bir fayda görmezlerse hiç muhattap bile olmaz. O yüzden hayvanları seviyorum.