Yaşımızla ilgili midir bilmiyorum. Küçükken zihnimizdeki o binbir farklı şeye kendisini konsolide edebilen ruh zamanla bir şeyler tarafından tüketilerek kendisini tek bir noktada sabitliyor. Artık bir süre sonra yeni insanlar tanımak, yeni şeyler yapmak, yeni yüzler görmek zevk vermemeye başlıyor. Yeni ihtimaller, yeni cesaretler... O küçücük hafızamızla zamanında tonla öğrendiğimiz bilgiyi şimdi öğrenirken on kat daha zorlanıyoruz gibi sanki. Manayı tek bir yerde topluyor geriye kalanı çöpe atmaya çalışıyormuşuz gibi, hayatımızdaki o temel eksik ne bunu hep düşünmüşümdür. Yani demek ki yaş ilerledikçe insanda bir şeyler kayboluyor, bir şeylerin içi boşalıyor. Bu da insanın ruhunda bir boşluk duygusu yaratıyor. Ve artık o insan hayatındaki diğer maddi , manevi, kendi yararına olacak unsurları görebilmek, değerlendirebilmek ve hayatı bu konuları düşünmeden yaşayabilmek için o boşluğu doldurması gerekiyor. işte hayat burada sorgulanması gereken bir kavrama dönüşüyor gibi.
bir yayınevi. 1970'lerde dünya klasiklerini basmışlar. gri ve sert ciltli kitaplar. günümüzde bazıları şömizli olarak kalabilmiş.gerçekten koleksiyonluk sayılabilir. kitaplığımda epey var ama daha henüz okumaya fırsatım olmadı. o yüzden çevirileri hakkında pek bir yorum yapamıyorum. okumaya başlayınca editlerim. belki yani. paşa keyfim burada belirleyici.
bu 5 harf her ne kadar kısa görünse de çok uzun ve dolamaçlı bir yol. hele ki başında bir büyüğün ailen vs yoksa bitiyorsun arkadaş cidden. duyguların ölüyor başta diyecek çok şey var.
1950'ler 60'ların önemli mecmuası. yapı ve kredi bankasının kurucusu kazım taşkent sponsor olmuş, büyük koleksiyoner şevket rado büyük özveri ile yönetmiştir. reşat ekrem koçu dahil bir devrin önde gelen entelektüelleri için önemli bir mecra olmuştur. türkiye tarihçiliği için de kaynak sayılabilecek yayınlar neşretmiş mecmua. mesela ayşe osmanoğlu'nun hatıraları bildiğim kadarıyla ilk kez burada yayınlandı.
tam koleksiyonuna sahip olmayı istedim. öyle bir mecmua.
Orgazm yüklenmesi olan pozitif bir enerji. Boşaldıktan sonra iliklere kadar negatif bir boşluk hissi doğuruyor. Yüklenme ve boşalma arasındaki bu kısırdöngü hayatın kendisidir. (Acaba kendisi midir?)
üçgen.
Çoğulculuğu esas alırsak hayat üçgendir. Yemek, seks ve dışkı.
Herkesin kendini başrol sandığı bir filmdir. Peki ya başrol olduğunu sandığın filmde aslında başrolün arkasından yürüyerek geçen bir figüransan? Belki de hepimiz başkasının filminde figüranlarız.
nedir hayat? kuyudur. içinde can çekişen taşın sesini dışarı duyurmamak hayatın huyudur. hayatın dibindeki taş, suyudur. bu kuyudan su içmek isteyen, yani yaşamak isteyen, taşı sıkmalı, ölmek için bu kuyuyu yıkmalı. peki intihar isteyen? kuyuya bakraçla inip kuyudan bakraçsız çıkmalı.