sürekli yeni bir role büründüğümüz, sürekli en iyi pazarlamacı olmaya çalıştığımız, o pazarlamacılık ustalığıyla sürekli kendimizi pazarladığımız, doğduğumuzdan beri para kazanmaya programlandırıldığımız, aşkı yaşamadan sürekli seks yapmak istediğimiz zamanın bütünü. en azından şuan çoğunluğumuzun yaşadığı hayat, tamamen bir yalandan ibaret.
bırak hayat sana rağmen değil,seninle beraber aksın "düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını.
en gerçek sandığın anda ayaklarının altından çekilen yeryüzüyle hayal olduğunu, hayallerde yaşadığında ise başına çöken gökkubbeyle gerçek olduğunu hissettiren ilahi illuzyondur.
sürekli ''zor'', ''dayanılmaz'', ''ne kötü'' gibi olumsuz sıfatlarla anılan nanedir.
bırakın lan edebiyatı. geldiniz dünyayı yaşayın sonra siktirolun gidin. şurada yaşayacağın topu topu 20 bilemedin 30 senen var. ne laga luga ediyorsun.
insana önce kendi taktığı kanatlarla önce uçmayı öğreten, sonra havalarda sarhoşça süzülürken çalıların arasından tüfeği doğrultan ve çoğunlukla hedefi ıskalamayan bir orospu çocuğu avcı.
mutluluk değil hayat, bu gelip geçici bir his. aşk değil hayat, bu kadar kişisel değil. umut değil hayat, hayallere bu kadar töleranslı değil. üzülmek değil hayat, seninle bu kadar ilgili değil. unutmak değil hayat, bu kadar acımasız değil...
ne peki hayat?
sonlandırılması göt isteyen bi içimlik sigaram. onun oluşumuna ben karar vermedim, bitişinde de söz sahibi değilim. belki de o yalnızca var olmak için beni seçti, ben onun vücut bulmasında gereken bir metaydım, piyondum. beni yöneten bir kumanda merkezi gibi, ne isterse onu yapıyorum. ama acı çeken, canı yanan sorunlarla kafası yorulan o değil, zor zamanında yanında olmaz çünkü o patrondur. bununla birlikte her zaman pastanın büyük dilimini, mutluluğun özünü o alır, yaşanması haz veren anlarda her zaman ön plandadır bizse onun bu bencilliğinin farkına varmadan ona methiyeler düzmeye devam ederiz bu sarhoş zamanlarda.
"hayat ne kadar güzel, kıymetini bilmiyoruz, bize bu güzellikleri bahşettiği için ona minnettarız" falan fıstık. evet bu kadar aptalız işte insan olarak, nasıl bir saçmalığın içinde olduğumuzu, ne bok yediğimizi bilmiyoruz. sadece anı yaşayıp onu böbürlendirmeyi biliyoruz.
zamanın boynuna ilmek attım bir kere; o nereye giderse, ben oraya. yaşlanıp ölüvermekmiş sonu, bilemedim acizliğimi bildiğim kadar. ölümümden sonrası görüş alanımda değil ya, çal sen çengi; gelsin hele bahar...
babanızın spermleri arasında, annenizin yumurtasına kabul edildiğinizde size bahşolunan yegane şeydir hayat. vazgeçilmesi zor olan ama hep küs kalınan bir sevgilidir... kimseyi mutlu etmese de kimsenin terketmeye cesareti olmayan ve sürekli size muhalefet olandır. siz ne derseniz, ne isterseniz , hayat tam onun zıttını karşınıza çıkarır.
geldim gidecem daha bu hayat denilen zıkkımla ortak bir paydada buluşamadım aq. yok artık ciddi ciddi inanmaya başladım, bunun benimle sorunu var.
peşinde gol atmak isteyen futbolcu varmış gibi yuvarlanır görüş alanında. hep bir koşuşturma, hep bir telaş vardır sanki; sanılır ki yavaşlarsam kısa ömrüm boşa geçecek. yok değil ahbap, bazen sakinleyip, soluklanmak lazım. boşver topu illa bir düzlükte duracaktır senden kaçmaktan.
internetten cranberries konseri için yazılanları okuyorum. animal instinct te seyircilerin coştuğu söyleniyor. suddenly something has happened to me, as i was having my cup of tea.. mırıldanmaya başlıyorum içimden. yada ben değilim o mırıldanan, içimdeki diğer kız. içime kaçan kız. içimde çırpınan kız. çırpınarak içime koşan kız.
suddenly bir his geliyor böyle anlarda işte, işte anlayamadığım o his geliyor. önce bir tane aşşağı iniyorum, sonra iki daha, sonra yüz aşşağı birden düşüyorum. birden. sigaramı yakıyorum. -2.katta sigara içme alanı var. orda. -2lerdeyim, ruhum, bedenim. nedir beni içime kaçıran, nedir beni bi anda mutsuz, umutsuz yapan, nedir... çırpınarak içime kaçıyor kızcağız yine. ayak seslerini duyuyorum. içim eziliyor, içimde eziliyor, kurtaramıyorum.