gram adaletin olmadığı yer. bu yüzdendir ki pek çok insanı isyana ve allah'ı gözden geçirmeye sevk eder hayat. eğer bu durumu aşamazsanız, zaten adaletsizliklerine boyun eğmek zorunda kaldığınız şu hayatın sonunda bir de cehennem azabına uğrayacak ve orada da işkence çekeceksiniz. ne kaldı ki geriye? sadece ben.
uzak bir ihtimalin rastlantılar üzerine denk gelmesidir. doğru zamanda doğru yerde olabilmektir. veya doğru zamanda orada olmamaktır. orada olmamak bir seçimdir. uzaktan bakmak. kalabalığın içine girmeden, bedenini ve ruhunu kemiren tüm dürtülerine rağmen uzaktan durmak.
ne kadar doğru dürüst yaşadığını sandığın oranda götüne girendir. doğru yaşadığın için sanırımda bu kadar hızlı şekilde zorlanmadan girmektedir, öyle ya. tuhaflığı buradan gelir, var bir yanlışlık bir yerde...
Bir gün gelir, 'Tanrım' diyemezsin artık.
Toptan bir temizlik zamanıdır.
Artık 'Sevgilim!' diyemeyeceğin bir gün.
Çünkü boşunalığı kanıtlanmıştır aşkın.
Ve gözlerden yaş akmaz.
Ve ancak kaba işlere yarar eller.
Ve kuruyup kalır yürek.
Kadınlar boşuna çalarlar kapını, açmazsın.
Tek başınasındır, ışıklar söndürülmüş
ve karanlıkta parlar kocaman gözlerin.
Belli ki acı çekmeyi bilmiyorsundur artık.
Ve hiçbir şey istemiyorsundur dostlarından.
Kimin umurunda yaşlanmak, yaşlılık nedir ki?
dünyayı taşıyor omuzların
ve bir çocuğun elinden daha hafif dünya.
Savaşlar, kıtlıklar evlerde aile kavgaları
hayatın sürüp gittiğini kanıtlıyor
ve kimsenin özgür olamayacağını.
Bu gösteriyi acımasız bulanlar (o yufka
yürekliler)
ölmeyi yeğ tutacaklardır.
Bir gün gelir ölüm de işe yaramaz.
Bir gün gelir bir komut olur yaşamak.
Yalnızca yaşamak, hiç kaçış olmadan.
bu hayatın; ayırıp da bacaklarını, kitlenip de gözlerine, işaret parmağı dışıyla dokunmalı yüzüne.
kaypak bir sırıtışla, sık nefesle, canını yaka yaka.
önce ruhuna dokunmalı ama ırzına geçmeli çünkü hayat, bizimle hiç sevişmedi.
umutlarımız tecavüzün eseri, doğuştan sakat.
insanlara, çoğu kez kıçıyla gülen; sinirleri bozan, kendine sövdüren; tanımsız, kıytırık bi şey... kuşu kafese koymak ve onu yönetmeye çalışmak gibi, insanları yaşamaya mahkum etmek.