hayat en panoramik, en şedit, en romantik resim, sonsuzluğa uzanan. kimi karesinde görürsün kendini, görünürsün; her "görünüşün", "görünenin" hikayesi saklıdır. epik dekoratif "birey", düşünen, düşündüren "birey"; nar gibidir hayat.
yaşadıkça eksilirsin, yaşadıkça eksildiğini sanırken biriktirirsin; hatıraların büyür sen küçülürken. nar gibidir hayat; bir gün dalın taşıyamaz seni düşersin.
saçılırsın; sonsuz tanecikler gibi, küçük afacanlar gibi.
hani bir şarkı vardır; ı know what is to be young....but....
her insan her an bu duyguyu yaşar; mesele şuur ışımasıdır. bu "halin" anlamını sadece yaşamışlıktan bir adım öteye taşıyabilmektir önemli olan.
insan, varlığı ve yaşadığı çevre içinde "var oluştur".
insan biçim verdiği kadar biçimlendirilir.
insan, hayatın her oyun perdesinde var oluşunu gerçekleştirirken, eylerken; düşünürken daima "haklıdır", bu insani durum, hakikati yansıtmasa da böyledir.
"birey" nar tanesi iken kendini "nar" sanır. bu hayatın bize zaman zaman tanıştırdığı "yanılgı" denen kavramdır.
kavramlar indi değil, hayatın içinde doğan, olgunlaşan cansız gibi görünse de en canlıyı yansıtan ifadelerdir.
yaşarken, yaşanılanın sana ifade ettiği mana ile; yaşananın bizatihi; istikamet dediğim, ana "mana"sı farklıdır çoğu defa. yaşadığın; yaşarken heyecanını, hüznünü, dramını, sevincini hissettiğin "duyguyu", her şeyi-doğruyu ifade ettiğini söylediğin an, tane iken; narı ifade ettiğin yanılgının ta içinde bulur kendini insan; çoğu zaman farkındalığın dışında cereyan eder. kendiliğindenliğin tabiatı budur.
bütün mesele, yaşanılan ne ise daha ilk anında ifade ettiği özü kavramak, kavramak yetmez söylemektir.
bunu söylemek bir "suçlama" değildir. nasıl olsun ki; daha en yakın, geçen yıl alanlara akın eden kalabalıkları top yekun hatalı ilan etmek haksızlık olurdu. ama işte o an cereyan etmekte olan hadisenin "ana" manasını kavrayıp; söyleyememe, söylememe işte asıl bu kararsız duruş; "insanlık suçu" olurdu.
mini minnacık orta üç talebesinin parti toplantılarında bildiri dağıtmak ile başlamış nar çiçeği hayatından bu günlere dair bir hatırlatma olsun bu.
marks ne demişti bir eserini noktalarken;
"dixi et salvavi animam meam".
bazen ızdırap olandır. gözlerini kapatıp bir daha hiç açmayası geliyor insanın. sonra hayat denilen şeyin seni dinlemediğini, gram sallamadığını görüp devam ediyosun herşeye. böyle boş boş şeyler yazıyosun sonra işte.
hayat zaten ne olabilir ki yani? Hava aynı hava. Bir yerde biraz kirli, bir yerde biraz temiz vesaire... Yağmurlu ya da güneşli... Hayat, bir hayat yani. Bunun için çok fazla bir artistliğe falan gerek yok. insana güç veren şey kendi istediklerini yapmak. Kendi olmak. - kâzım koyuncu
Hayatta vazgeçilmez olarak gördüğünüz hiç bir şeye aslında ihtiyacınız yok, sahip olduğunuz her şey sizi siz olmaktan uzaklaştırıp, sizi birer robot haline getirmeyi en büyük amaç edinmiş eli kırbaçlı soytarıların insafına bırakır, bu öyle bir durumdur ki bir süre sonra özgür bir aslan olduğunuzu unutmakla kalmaz, dişlerinizin ve pençenizin gücünü unutursunuz, artık sadece size ne yapmanız gerektiğini söyleyen kişinin dediğine odaklanırsınız ve yalnızca onun istediği şeyleri yaparsınız...
Doğduğunuz andan beri ''Zeki olan ve düşünenin boş insan olduğu, sürekli çalışıp başını kitaptan kaldırmadan kendine verilen formül ve bilgicikleri ezberleyenlerin ise ideal insan oldukları'' fikri ile büyütüldünüz, bu fikir öyle bir aklınıza yerleşti ki hiç ihtiyacınız olmayan üniversiteler için yarışacak kadar küçümsenecek varlıklar oldunuz, içlerinizden bazıları yeteri kadar şanslı değildi, sadece zekası yetmiyordu çünkü hakkı olan eğitimi ve yaşaması için gerekli olan parayı sağlamak için, hiç ihtiyacı olmadığı halde gerekli mevkiye ulaşamadığı için sürü toplum tarafından dışlanan bir birey oldu, fikirleri, yetenekleri ve bilgi birikimi hiçe sayılarak...
Sizler mükemmel vatandaşlar olarak yetişirken o sadece düşündüğü ve sorguladığı için damgalandı, ama bir çoğunuz bilmez ki o sizin korktuğunuz siyasi idareciler, sizin maaşınızı belirleyip elinize 3kuruş para sıkıştıran yöneticiler en çok o insanlardan korkarlar, onlar ''Sistem yıkıcılar''dır ve dünyanın neresinde olursa olsun mevcut düzeni yıkıp kendi sistemlerini oluşturmak için var olmuşlardır...
Hiç bir şeye ihtiyacı olmadıklarını bildikleri için en güçlü bireyler onlardır, onlar parayı ve mevkiyi amaç değil araç olarak görürler, neredeyse tamamı yükselmeyi umursamaz bile, bir çoğu pes etmiştir insanların kendisini anlayamamasından ve asla anlayamayacağını düşündüğünden...
Bazıları ise pes etmezler, vazgeçerler her şeyden, sevdiklerinden, imkanlarından, ailesinden, onlar için tek gerçek vardır hiç kimsenin hiç bir şeye ihtiyaç duymadığı bir hayatı insan varlığı üzerinde egemen kılmak...
Hangi açıdan bakarsanız bakın, ister dini, ister felsefi, ister bilimsel, bu hayatta bir kısım insanlar eğer hala açlıktan ölürken diğer insanlar Afrika'daki bir ailenin bir aylık geçim masrafını uydu kanalı parası olarak ödüyorsa bunda tek suçlu yine insanın kendisidir, bizler düzene karşı çıkmadığımız ve sorgulamadığımız için her an dünya üzerinde birileri ölüyor ve biz bunu bildiğimiz halde yine de aynen devam ediyorsak bunda suçlu ne Yaratıcı, ne teknoloji eksikliği, ne de her hangi başka bir sebeptir, tek eksiğimiz düşünmemek, düşünmekten kaçmaktır...
Hayatta hiç bir şeye en ufak bir bedel ödemenize gerek yok, hiç bir şeye bir fiyat biçilmesine gerek yok, değer kavramını maddileştirmek insanoğlunun başına gelebilecek en büyük lanettir, siz Lidya'lılar deyin, bense Adem'in ilk çocuklarından itibaren deyim, insanlar sürekli olarak bir şeylere sahip olma hırsıyla her şeyi görmezden geldiler, bu öyle bir duygu ki aslında hak ettiği ve alması en doğal hakkı olan şeyler için hiç bir şeyden sakınmayıp gerekli ücreti ödemek için çalışıp çabalamayı amaç edindiler...
Bir çoğunuzun ceplerinde bin liralık cep telefonları var ve sizler biraz daha net bir görüntüye sahip olmak, bir kaç özellik fazladan elinizin altında bulundurmak için Afrika'da 50liraya bir aylık gıda ihtiyacını sağlayan bir ailenin 1.5 - 2yıllık yaşam hakkını elinden alıyorsunuz, sizlerin ''Romantik bir teklifin olmazsa olmazı'' diye nitelendirdiğiniz bir tek taş yüzük, dünyanın diğer ucunda bir insanlık dramından başka bir anlam ifade etmiyor...
Sahip olduklarınızdan vazgeçin, buna ister takva deyin dininiz için yapın, isterseniz Tanrı'yı suçlayan bir insanın ''Tanrı'sız da insanlık yüceltilebilir'' mantığıyla...
Vazgeçmesini öğrenmediğiniz ve paylaşmadığınız sürece, hakkınız olan ve hiç bir ücret ödemeden sahip olabileceğiniz güzelliklere ulaşamayacaksınız...
Hiç bir enerji kaynağına gerek duymadan elektrik üretilebilen en az 7farklı yöntem ile telif hakkı alınmış icat varken elektrik satılan bir dünyada yaşıyoruz ki bunların çoğu 1900'lerin başından kalma, daha da geriye gitmek gerekirse antik Mısır'da Nikola Tesla'nın serbest elektrik akımı yöntemi ile özgür enerji kullanılarak elektrik üretilip şehir aydınlatması ve altın seyreltilmesine kadar yetebilecek derecede yüksek bir elektrik gücü üretiliyordu, çok çok daha geriye gidecek olursak M.Ö. ile kalmayıp yüz binlerce yıl öncesine ait toprak kap içine dizayn edilmiş dünyanın en eski pili diye bir gerçek var ki bu başlı başına tarihin yeniden yazılması demektir...
Benzinsiz, sadece su ve hatta havadaki bileşenlerin sahip olduğu potansiyel enerji ile çalışabilecek araçlar için ise binlerce hatta on binlerce patentli ürün varken bizler dünyanın en pahalı benzinine para ödüyoruz...
Düşünmeyi, sorgulamayı, soru sormayı ve ''Nasıl daha çok para kazanabilirim?'' diye düşünmek yerine nasıl sorularınıza cevap bulabileceğinizi araştırmak için çabalamayı ve tüm enerjinizi en azından ''bir'' şeyi mükemmelleştirmek için kullanabilmeyi ne zaman öğreneceksiniz?!
Herkesin mutlu mesut yaşamayı hayal ettiği ve öyle olmasına çabaladığı olgu. Ama kimse bunu tam anlamıyla başaramaz, bir de kaderle birleştiğinde içinden çıkılamayan bir savaşa dönüşüyor. Ciddi ciddi kelebek etkisi bu hayat denen şey. Tek bir harekette domino taşı gibi dökülür ortaya yanlışlarınız. Birbiriyle bağıntılı olmayan tek olay gerçekleşmiyor da. 50 sene önce yaptığınız şeyin etkisi belki yıllarca sürecek belki de yıllar sonra ortaya çıkacak. Kuralı bu hayatın ne ekersen onu biçersin.