hakikat

    29.
  1. Halin hakikatini en iyi bilen allahu tealadır.
    8 ...
  2. 51.
  3. o sadece problem teşkil eden şeyleri bir araya getirerek ahenkli bir örneğe uydurmaktan mı ibaretti? birazcık düşünceyle eşyaya verilebilecek bir mantıkî tutarlılık mıydı? yoksa o bir zihni kavram, maharetli bir terkipten doğan bir ahenk, bir sanat eseri miydi?

    bulunması ne kadar güç bir şey!

    onu elde etmek için ne kadar gitmek gerekiyordu? hakikati bulacağız diye insanların mahremiyetine girmeye, evlerine burnumuzu sokmaya, odalarına girmeye, aile sırlarını gizleyen perdeleri kaldrmaya ve oralarda tecessüsümüzü tatamin edecek şeyler aramaya hakkımız var mıydı? kaç defa, iki, üç yahut dört yazar da aynı muhasaradan, aynı savaştan bahsettikleri halde birbirinden çok farklı şeyler söylemişlerdi. Bunlardan hangisini seçecektik? nasıl oluyordu da hadiseler yazıya dökülür dökülmez, işin içinde gizli bir el varmış gibi bir roman havasına bürünüyor?

    ...
    8 ...
  4. 30.
  5. Özellikle nietzsche'den sonra hakikat kelimesini ağzımıza dolamak pek bir eleştirilir hale geldi, postyapısalcılıkla hakikat kelimesini kullanmak günah olarak algılanır hale geldi. Oysa hakikat araştırması demek, sürekli kazmak, yıkmak, düşünceyi en sonuna kadar götürmek, bütün kavramları ters yüz etmek demektir. Hakikat bir yanılsmaa olsun veya olmasın bu arayış dışında başka gailemiz olmamalı. Ensest sizin için bir tabu mu? Hemen neden öyle düşündüğünüzü düşünmelisiniz. Sonuna kadar gitmelisiniz.
    5 ...
  6. 28.
  7. gerek fonetiğini, gerek üzerine yazılan metinleri beğensem de, okunan şeyler düşünmeye sevk etse de birkaç senedir iyice ayağa düşmüştür.

    kitap kapaklarında; seküler takılıp, bir yandan da manevi duygulara oynayarak, paraları cebe indirmeye çalışan otun bokun 'koç'u unvanını almış, şarlatanlardan dolayı bir antipati oluşmaya başladı.

    insanların ambalajlara, o ambalajları çevresine pazarlayacak güzel sözcüklere ihtiyacı var. onların, maddi hayata tamamen teslim olmadıklarını ikna edecek manevi duygulara ihtiyacı var. hakikat kelimesi ve yarattığı duygu bunu çok güzel karşılıyor. kitap satışlarına da bakarsak çok da güzel pazarlanıyor.
    3 ...
  8. 47.
  9. "Hakikat, doğru, gerçek kavramları anlamdaş değildir." cümlesi 'doğru' dur.

    "hakikat, doğru, gerçek kavramlarının anlamdaş olmaması" 'gerçek'tir, özne olmaksızın vardır.

    "hakikat, doğru, gerçek kavramlarının anlamdaş olmama gerçeğinin doğru düşüncesi" 'hakikat'tir.

    Örneği kendisinden menşeli açıklamalar da güzeldir. Şovdur, samimiyetsizcedir ama maalesef doğrudur. Doğru zarflanamaz ve sıfatlanamazdır. O zaman bu yanlış mıdır? Hayır, ifadesi yanlıştır. Ciğerim ağrıyor, neden acaba...

    Not: açıklama terminolojiktir. Terim tümelliği taşır, bağlam tümelliği değil.
    3 ...
  10. 6.
  11. var olmaktır. (madde için)
    Var olmanın farkına varabilmektir. (madde ve ruh için)
    Var edebilmektir (tanrı için)
    3 ...
  12. 27.
  13. 33.
  14. ruhu yakandır.

    ne zaman hakikat canınızı yakmıyor işte o zaman ruhu çiziklerle dolu bir bilgesiniz.

    not: hakikatlar hala yüreğimi dağlıyor.

    :(
    3 ...
  15. 3.
  16. Hakikât

    MUAZ KALAYCI
    15 NiSAN 2008, 01:06

    Hamalı ilan ediyorum kendimi dünyanın,
    Koşuyorum, taşıyorum, yoruluyorum.
    Nefes almak neden bu kadar zor ki?
    Susuyorum, duruyorum, anlamıyorum...

    Yıldızlar gelmiyor üzerime bu defa.
    Kucağımı açmışım, bekliyorum.
    Gözlerim bir ışık arıyor,
    Arıyorum, bakıyorum, çıkamıyorum...

    Oda sessizliği kurban olmuş,
    Sessizliğe kurban olmak istiyorum.
    Bir kurtuluş yaratılmalı yeniden!
    Diliyorum, bekliyorum, kurtulamıyorum...

    Hakikâte teslim oluyorum.
    Yalan olmasın içinde, korkuyorum.
    Bir yanımda yıldızlar, bir yanımda kurban,
    Tutuyorum, sarıyorum…
    Hakikâte teslim edilmeliyim,
    Bekliyorum!

    ***
    3 ...
  17. 21.
  18. bütün klişe tasvirleri haklı çıkartacak kadar sağlam bir Ankara günüydü. gri gökyüzünün altında takım elbiseli suratsız insanlar ve onlara rastgele çarpan yağmur damlaları vardı. şehrin gerginliği yetmezmiş gibi insanlar kendilerine temas eden her damla sonrasında daha da çirkinleşiyordu üstelik. anlayacağınız daha önce tanımadığım bir kadınla buluşmak için ne kadar da berbat bir gün olduğunu kimsenin bana söylemesine gerek yoktu.

    böyle günlerde insanlar mutlu olmak için kaçacak bir delik arar da bulamaz hani sonrasında hayali bir sitemle bir sokağın ortasında bulur kendini. Bir sokağın ortasındaydım, sitemkar da değildim oysaki. zaten bütün anlam arayışlarını da terk etmiştim o gün. neden vardık, bir şeyleri neden yapıyorduk, bu anlamsız varoluşun sonu ne olacaktı? umrumda değildi. o gün tek yaptığım beklemekti. Vladimir ve Estragon, Godot'yu nasıl beklediyse öyle bekledim o'nu.

    Gelmişti gelmesine ama Godot muydu gelen yoksa sadece sıradan bir tanışıklığın ötesine geçemeyecek vasat bir teselli miydi? dedim ya bugün umrumda değildi. selamlaşıp ufak bir iki lakırdıdan sonra bir kafeye oturduk. konuşuyordu sanat diyordu, insan naifliği diyordu, hayatı anlatıyordu; bense insan ürünü sözlerden sıyrılıp kafenin camına sinmiş kadına dalmıştım. yüzünün cama yakın olmasından mütevellit cam, ayna işlevi görüyordu. yeni tanıştığım bir kadının yüzüne dik dik bakıp yüzünü incelemenin absürd olacağını düşünüp o'nun cama hapsolmuş yüzünü seyre daldım. cam, baktıkça güzelleşiyordu.

    zahiri bir güzelliği terkedip hakikatlerle yoğrulmuş hayatı yaşamak gerekiyordu biliyordum ama bir sinek gibi cama çarpıp çarpıp masaya düşen gözlerime engel olamıyordum. sonunda sesindeki gerçekliğe çağrıya yenik düştüm ve onun konuşmasıyla birlikte gözlerim gözlerine kilitlendi. hakikat ilk kez bu denli berraktı.

    oysaki sartre'ın midesi bulanıyordu, tolstoy insan ne ile yaşar diye soruyordu, kundera yuvarlanan bir melon şapka ile hayatın hafifliğini sınıyordu, kafka bir sabah dev bir böcek oluyordu, camus annesinin ölümüne bile üzülemeyen bir yabancı oluyordu, pelevin obsesif tavukları ile dünya duvarlarına çıkıyordu. tüm bunlar bir kadının gözlerinin ardındaki hakikati anlatmak içindi şimdi daha iyi anlıyorum.

    dün ile bugün arasındaki fark ilk kez bu kadar keskin olacak. kayıp zamanların birinde hediye ettiğin bu hakikati bir ömür korumak dileğiyle, cheers darlin'
    3 ...
© 2026 uludağ sözlük