10 senedir maketle kandırılan veletlerin toki ikramlı aslantepe yle ayar vermesine aracı olan kulüp. gariplerimin aklı hala kurbağalıdere de.
bi zahmet bi yerden milli mücadeleye dair bir kaynak bulsalar da, o dereyi iyi bir öğrenseler!
kadıköy de kendilerine yapılan sidik ikramına içerleyenlerin takımıdır ayrıca. ee misafir umduğunu değil, bulduğunu yer. hem her misafire de sıfatına uygun ikramda bulunmak gerek .*
misafir tribünü sidikten geçilmeyen altından bok kokulu dere akan kaçak statta maç izleyen zevata göre kötü kokan bir stadı varmışmış. sabredin seneye aslantepe'nin çimlerini koklatırız size. * hatta uslu durur ağlamazsanız, arda maçtan sonra başkanınıza formasını koklatacakmış...
kupa büyüklüğüyle, şampiyonluk büyüklüğüyle, taraftar büyüklüğüyle, her branşta başarı büyüklüğüyle, avrupa başarıları büyüklüğüyle, coşku, heyecan, amatör ruh, tarih, efsane futbolcular, altyapısı, üstyapısı, geleneksel yapısı, her dönem en popüler oluşu, türkiye'ye en büyük heyecanları ve sevinçleri yaşatması, her alanda ilk ve tek oluşu, türkiye'nin tek markası oluşu, ruhu, hiç kaybolmayan o azimli ruhu ile türkiye'nin en büyük kulübü.
100 küsür yıllık tarihinde asla ve asla "ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğü, başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz..." gibi ne anlama geldiğini söyleyen kişinin bile tam bilmediği zırvaların ardına saklanmamış, büyüklüğünü adam gibi cümle aleme göstermiş, tabiri caizse masanın üstüne taak taak vurmuş tek büyük kulüp...
bazen nefes almak değildir yaşamak, onunla gülüp onunla ağlamaktır, sarı kırmızı olmaktır, her an onu solurcasına, bazen özgürlük çimlerde koşmak değil sevdasına uğruna prangaya vurulmaktır her an ona tutuklu kalmışcasına.
Futbolumuzdaki garabetlerden biri de milyonlarca taraftarı olan kulüplerin halen bir dernek gibi yönetilmesi. Üye olmak için gerekli prosedürü ayrıntılı izah eden tek bir büyük kulüp yok. Dernek gibi yönetilme saçmalığının en açık yaşandığı kulüp Galatasaray.
Dernek gibi yönetildiği için müzesinde UEFA Kupası ve Süper Kupa olmasına rağmen bir dünya kulübü olamadı. Bir Türk markasının değeri Türkiye ile bilinenler sorusuna rakı ve şiş kebaptan sonra verilen cevaplardan biri olmakla ölçülmez, maçların gördüğü yani müşterinin gösterdiği ilgiyle ölçülür. En basit soru şu. Bugün Galatasaray satılsa kaç milyon dolar eder?
Kulüpte profesyonel insanlar iş başında olsaydı Galatasarayın altın yıllarında UEFAdan alınan ödül ve futbolculara dağıtılan paralar arasında bir denge oluşmaz mıydı? Ya da o dönem giyilen formalardan bu ülkedeki en az 1 milyon evde olması gerekmez miydi? Kimde var o Marshall reklâmlı formalardan?
500 yılı aşkın bir geleneğin ürünü olmak tarihi bir övünç kaynağıdır. Ancak bu övünç kaynağını kulübün ayak bağı haline getirmek de bir o kadar hatadır.
Özhan Canaydının başarısız döneminin ardından Adnan Polat iki sezondur iş başında. Bu durum alaylı yani liseli kısmı sinirlendirmiş durumda. Adnan Öztürk liselilerin adayı olarak çıkacak karşımıza.
Stad, borçların yeniden yapılandırılması, sportif başarılar için verilen uğraş, yeni sponsorluklar konularındaki hızlı gelişmeler Adnan Polatın rakibinin arkasındaki gücü bildiği için işine ayrı bir sarıldığının göstergesi.
Seçim başarılarının arkasında lise olan Özhan Canaydın ile birlikte 6 yıl yöneticilik yapan ve eski Sporcular Derneği aktif başkanı olan Cengiz Özyalçın, sarı kırmızılı camianın önde gelen isimlerinden olan ve kulübün mali portresini yıllardır çok yakından takip eden, kongrelerin usta konuşmacısı Hayrettin Kozak, eski yöneticilerden Fatih Gökşen, ünlü işadamı Ali Sabancı, ekonomist Emre ilkin ve işadamı Reşit Sinanlı Adnan Öztürkün listesinde yer alacak önemli isimler olarak görülüyor.
Kısacası, projelerden çok başkan adayı başta olmak üzere yönetim kurulu listesinde yer alan adayların kişisel ilişkileri ve iş bitiriciliğine kalmış seçimlerden çıkacak yönetimlerle belki gelirler artar ama sürekli başarı ve artan bir marka değer mümkün değildir.
bu aralar bütün yazların el birliği ile övdüğü takımım.. bu işte bir iş var amına koyim yoksa niye övsünler bu kadar.. hıncal uluç ile hakan ünsal bile övüyor..
Çok kolay bir fikstür değil(fikstür avantajı muhabbetini seven birisi değilimdir zaten) ama şu dört hafta en az kayıp ile atlatılırsa eğer çok büyük avantaj yakalanacaktır.
Sakatların iyileşmesi, kadronun genişlemesi, fenerbahçe'nin 5 puan önünde olmamız ve takımın performansını yükseltmesi umarım güzel günleri getirir.
fenerbahçe derbisini kaybederse tepetaklak olur, berabere bitirirse yüksek olasılıkla şampiyonluğu kazanır. tüm bunlar bundan sonra sakatlık olmama durumunda tabii ki.
kendi taraftarı tarafından erkenden şampiyonluk havasına sokulmaması gereken takım. bir kaç sezon önce son hafta şampiyonluğu almış bir takım bu takım. kendinize gelin ulan. gelmeyin diğer taraftarların gazına. alt tarafı kasımpaşayı yendik.
her maç gol yiyor ya bu takım, sabrisiz yiyeceğimize sabrili yiyeyim anasını satim. nasıl olsa defans takımı değiliz, koy sabri yi keita nın ardına; 1 gol mü yedin, min. 2-3 gol atıyorsun zaten. barça 4 lü defans mı oynuyor da sürekli rakip ceza sahasında ? atak takımı dediğin 3 lü defans oynamayı öğrenecek arkadaş.
severek desteklediğim takımım. ancak bugünkü basketbol maçını izlerken bir daha anladım ki şu dünyada her takıma üstünlük kurabiliriz ama fenerbahçe'ye asla. malesef böyle gelmiş böyle gidecek gibi görünüyor, yapacak bir şey yok.