evimizin karşısında sporyum tesisleri var.
öğlen, güneş tam tepedeyken karşımdaki yeşil çimlerde sahada koşturan 7-8 yaşlarındaki 15-20 erkek çocuğunun her birinin hayali bir gün süper lig de oynayabilmek... ama ne yazık ki hiçbiri -istisnalar hariç- değil süper lig belki de ikinci sınıf bir ligde bile oynayamayacak... onlara bakarken (bir kadın olarak) içim acıyor... yazık. hiçbir zaman hayallerine kavuşamayacak bir alay minik adam. ve dünyanın her yerinde varlar...
hayır küçümsemek, aşağılamak için değil; insanların hayallerini gerçekleştirememesinin ne derece acı olduğunu bilirim...
işte bu yüzden nefret edilendir futbol... ve büyüdükçe hayallerimizin küçülmesi...
futbol bir tür tutku. bağımlılık. hastalık da denebilir. ama kişiye zarar vermemeli. insan tuttuğu takımı kendisiyle özdeşleştirmemeli. ben maalesef yapıyorum bunu. yapan da çok insan görüyorum çevremde. eleştiriye, espriye tahammülü olmayan ve futbolun hayatını olumsuz etkilemesine izin veren insanlar. kelimenin tam anlamıyla fanatik bir galatasaray taraftarıyım. yaşıyorum resmen ben bu takımı. kazanınca mutluyum kaybedince mutsuz. he bu benim belki de biraz deli olduğumu da gösteriyo olabilir. yani bir futbol takımına deli gibi bağlanmak ? belki de çok akıl karı değildir. çevremde çok koyu fb taraftarı olan insanlar var. hatta hayatım boyunca en sevdiğim arkadaşlarım hep fenerli olmuştur. ve çoğu zaman dalga geçtim her biriyle her fırsatını bulduğumda. onlar da akılları yettiğince bana laf sokmaya çalıştılar.
ne yalan söyliyim fb'den nefret ediyorum her fanatik galatasaraylı gibi. ama bu nefreti hiçbir zaman kişiselleştirmedim. karşımdaki insan fb taraftarıysa eğer onu ezmek için elimde ne kadar argüman varsa kullanırım dalgamı geçerim. başarılı da olurum yalan değil.* ama hiçbir zaman insanları kendime düşman görmem. bu aptalca. bazı insanlar görüyorum, tuttukları takım aslında kendileri olmuş. yani adam beşiktaaaaş diye bağırırken aslında kendi adını bağırıyor. ben ! diyor ben !.. yani bu bir nevi kendisine duyduğu aşk. birisi cimboma laf edince katil olabilecek kadar sinirleniyor ?! çünkü aslında o küfürü kendisine edilmiş olarak algılıyor. müthiş bir ego patlaması.
yani futbol asla sadece futbol değildir sözü var ya, gerçekten çok doğru bir söz. bence, kendini bir konuda çok fazla ispatlayamamış ama müthiş bir egoya sahip olan insanlar işte bu futbola dört elle sarılıyor. he böyle salladığıma bakmayın ben de onlardan biriyim. bu fanatikliğin gençlerde daha fazla olmasının sebebi de işte o egoların en yüksek olduğu yaşlarda olmaları. neyse.. futbol hayatıma gerçekten de direkt olarak etki ediyor. birçok insanda da durum böyle. açıkçası bundan rahatsız oluyorum ama asla değişmeyeceğini de biliyorum. o yüzden yapılması gereken tek şey, tadında bırakmak. yani futbolla gelen mutluluğu da üzüntüyü de abartmamak.
basketbolun yanında ezik kalan spor. tabii ki zevkler ve renkler. ama basketbol klas sporudur. futbol bir yerden de bakılırsa kıro sporudur. basketbol fanatiği kıro çok görmedim şahsen. ama futbolcu kırodan çok ne var ki.
haa klas futbol severleri tenzih ederim.
not: arda turan kırodur. diğer oyuncular hakkında aynı şeyi söyleyemem...
22 erkeğin 1 topun peşinden koşturması...
küçükken o erkeklerin çok fakir olduğu için top alamadıklarını düşünürdüm. hatta harçlıklarımı biriktirip, hepsine birer top almaya karar vermiştim...
esasında bir spor olması dolayısıyla barış ve kardeşlik için vardır fakat ne hikmetse ötekileştirme ve düşmanlık unsurları için kullanılan, gariban spor. oysa ki hangi takımı tuttuğuna göre değerlendirilmemeli insan. bir insan sevdiği renge göre ötekileştirilmemeli... ama ne yazık ki bu saçma şeyi bile dışlama sebebi olarak görebiliyoruz...
belli bir sınırı olması gereken.
örneğin bir ülkenin gündemini meşgul etmemelidir. insanların yatıp kalktığı bir şey olmamalıdır. fanatizmi, ırkçılığı, şiddeti körüklememelidir. her şeyin tadında güzel olduğunu biliyoruz ve bu "tadında güzel" kavramı futbol için de geçerli olmalıdır.
özellikle türkiye'de, çoğu zaman futbol bir çok şeyin önüne geçebiliyor.
mesela şunu anlayamıyorum;
tuttuğunuz takım şampiyon olunca niye bu kadar çok seviniyorsunuz? siz mi şampiyon oldunuz? şampiyonluk primi mi alacaksınız?
tuttuğunuz takım yenilince neden bu kadar üzülüyorsunuz? siz mi yenildiniz? üç puanı siz mi kaybettiniz?
tuttuğunuz takım süper bir futbolcu transfer edince niye dilinizden düşmüyor? siz mi transfer ettiniz, akşam evinize gelip sıcak bi çorba mı yapacak, sıcak suyla ayağınızı yıkayıp size masaj mı yapacak?
tuttuğunuz takım avrupa'da başarısız olunca neden "tecrübesizlik" oluyor? oradaki futbolla buradaki futbolun farklı olması, tecrübesizlikten mi kaynaklanıyor yoksa kaliteden mi? bence kaliteden. türk takımları avrupa futbolu düzeyine ulaşabilecek kadar tecrübe sahibi. ancak o kadar kaliteli değil.
futbolla ilgili herhangi bir şey olduğunda bunun haftalarca irdelenmesini anlamıyorum ben. başka derdiniz mi yok arkadaşım sizin?
günümüzde, sporun amacından büyük bir başarıyla saptığın en büyük kanıtıdır. içine karışmamış şey kalmamıştır. siyasi gerginlikler mi ararsınız, rüşvet mi ararsınız ve daha neler neler... ha bir de; bu işler hakeme, oyuncuya, taraftara çamur atmakla olmuyor. sahaya şişe atmakla da olmuyor. hangi takım taraftarı olursa olsun kendi takımını desteklemekten çok çamur atmak için bir mücadele var taraftarların çoğunda... bir takımı ele alarak söyleyemeyiz bunları. türkiye hatta dünya genelinde bir çekememezlik, bir kabullenemeyiş var. kaybeden- kazanan arasında tebrikleşmeler yerine, ana avrat küfürleşmeler... insanı ruhsuzlaştırıyor bu mevzular. ve koca bir kitle bu karmaşaya katılmış, her şeyden bir haber gidiyor garip yollara.
edit: bu demek değildir ki futbol kötüdür; temiz oyun *candır, aşktır.