her vesileyle anal seksi gündeme getirmenin (#26381687) islami ahlaka pek uygun bir tavır olduğunu sanan yobazdır. allah rızası için sabah akşam anal seksten söz açar, önüne geleni anal seks uygulamakla tehdit eder! ne ki aklınca cihat ediyor! livata yoluyla cihat!... öyle dindardır!...
valla anal sekse bu kadar meraklı olmanın islami ahlaka ne derece uyduğunu bilemem ama yobazların ahlakına (bkz: yobazların ahlakı) pek iyi uyduğunu biliyorum. yahu insanın savunma aracı olarak dinine anal seksi yakıştırması nasıl bir dindarlıktır? (bkz: yobaz ve zeka).
"siz şimdi türkler techirde ermenileri katletmedi mi diyorsunuz?" diyen (bkz: #26085936) ama "ey yandaşlar, akp'nin sözde ermeni soykırımını tanımasını, tek taraflı özür dilemesini uygun bulur musunuz?" sorusuna doğrudan yanıt vermeye yanaşmayan küfürbaz yobaz yandaştır.
her zaman söylerim: bunların zihniyeti teslimiyetçi, işbirlikçi, hain ve yobaz hürriyet ve itilaf fırkası zihniyetidir. kuvva-i milliye ile uzak yakın alakaları yoktur. destekledikleri parti hürriyet ve itilaf fırkasının halefidir.
hiç kuşkunuz olmasın ki bunlar karabekir paşa'nın doğu illerimizi işgal eden ermenilere karşı yürüttüğü harekat için de özür dilenmesini, topraklarımızın ermeni'ye peşkeş çekilmesini isterler.
akp'nin devlet kadrolarına sınavsız, torpilli adam sokmasını "bal tutan parmağını yalar" diye savunan (bkz: #26013350) dindar(!) ve de küfürbaz yandaştır.
kendisine gerekli yanıt verilmiştir (bkz: #26013378)...
italyadan dönmüş, fendiler, pradalar, gucci, kappalarla dolu paketimi teslim aldım, çok mıtlıyım.
Ayrıca anca sözlüklerde entari kasan, anca meydanlarda portre yapmakla vatandaşlık görevletini ifa eden, kıçını kaldırıp oy bile kullanmayan tencere tavacıların beğenmediği yazarmış.
Bir zamandır italyada bulunan yazar, bugünlerde dönecekmiş, sözlük kızlarına prada aksesuarlar, fendi çantalar, parfümler, gucci elbiseler, deri ceketler, ve de koli koli nutella getirecekmiş, öyle duydum ben.
Troll olma yolu isimli araştırma yazıma malzeme olacak karakterlerden biri.
not: Aktroll olduğuna dair genel bi kanı var ama ben bu işi parayla yaptığını sanmıyorum. Kısa bir konuşmanın ardından bunun psikolojik bir sıkıntı üzerine kurulu olduğuna eminim.
GUNUN EN KOMIK YAZARI.
NATONUN KURUCU UYESI TURKIYE IMIS!!! ORDAN YOLA CIKARAK NUTUKA LAF ATMIS CAHILDIR. NUTUGA LAF ATMAK ICIN YAZDIGI YAZI IBRETLIKTIR, CAPS ALMASINI BILEN BANA YOLLASIN ALLAH ASKINA ARSIVE KOYACAM.
(#25084860)
natonun kuruluş tarihi 1949
türkiyenin natoya kaltılışı 1952
genel olarak bir şeyin oluş sıklığı anlamına gelir; fiziksel izahı ise düzenli tekrarlayan bir hareket halindeki cismin hareketin her bir salınımını(turunu) yapması için geçen süreye periyot denir. frekans da periyodun çarpmaya göre tersidir. alınan yol = hız x zaman denklemindeki zaman periyottur frekans da 1/zaman olduğundan frekans= hız/alınan yol.
frekans terimi sıklıkla dalgalar veya fonksiyon grafikleri için kullanıldığından durumu elektromanyetik dalgalara uyarlarsak frekans= ışık hızı/dalga boyu olur. ışık hızı sabittir , bir elektromanyetik dalganın frekansı arttıkça dalga boyu küçülür.
görülebilir spektrumda frekansı en büyük ve dalga boyu en küçük ışık mor ışıktır. görülemeyen kısımda morötesi x-ray gama cosmic ray gibi ışınlar bulunur. görülebilir spektrumda frekansı en küçük ve en büyük dalga boylu ışık kırmızıdır. göze en çok hitap eden, dikkatimizi hemen çeken rengin kırmızı olmasının sebebi işte bu dalga boyu yüzündendir. kırmızıdan sonra görülemeyen kızılötesi, mikrodalga, radyo dalgası gibi ışınlar gelir.
planck einstein denklemine göre bir foton başına düşen enerji E = h. f dir. burada h planck sabitini, f ise frekansı temsil eder. yani enerji ile frekans arasında doğrudan orantı vardır. bu nedenle frekansı büyük (daha çok titreşen) ve dalga boyu küçük olan mor ışığın enerjisi kırmızınınkinden büyüktür.
eşik frekansı yüksek olan bir metalden (atom numarası yüksek metaller) elektron koparıp akım oluşturmak için daha yüksek frekanslı bir ışık kullanmanız gerekir.
bu frekans olayı da sabit değildir , göreliliğe tabiidir. dalga kaynağının frekansı sabittir ama hareketli bir dalga kaynağı size yaklaştıkça frekansı büyüyor yani dalga boyu küçülüyor uzaklaştıkça dalga boyu artıp frekansı küçülüyor. bu yüzden size yaklaşan bir ambulansın siren sesini daha tiz algılarsınız, uzaklaşan bir ambulansa göre. buna da doppler etkisi diyoruz.
bu frekans işi başımıza daha çok belalar açıyor. mesela ışığın havadaki hızı vakumdaki hızından, cam prizmadaki hızı havadaki hızından farklıdır bu kez de frekans abimiz sabit kalır dolayısıyla dalga boyları değişir. bu nedenle prizmadan geçen beyaz ışığın renklere ayrıldığını görürüz. frekansı en yüksek olan mor ışın en çabuk şekilde olayı atlattığından diğerlerine göre daha az yavaşlar en az kırılarak yolculuğunu tamamlar, bu yüzden prizmadan çıkarken daha çok yol alır ve alta koyduğunuz kağıdın daha uzak bir noktasına düşer, renkler sıralanır ve kırmızı ışın prizmaya en yakın noktaya düşmüş olur çünkü frekansı düşüktür ve yavaşlama etkisinden en çok o etkilenir.
her şeye olduğu gibi ışığın içeriğine de kafayı takan newton abimiz zamanında biraz daha ısrarlı incelese çok güzel bir şey keşfedecekken ışık tayfındaki siyahlıkların nedenini çok kurcalamaz. aradaki siyah boşluklar, ışığın kaynağı olan yıldızdaki atomlar hangileriyse (tahminen güneşten geldiği için hidrojen ya da helyum) onların içindeki parçacıklar fotonlardan kendi enerji seviyelerine uygun olanları soğururlar. bu nedenle gözlemlediğimiz ışık tayfına büyütücü bir aletle baktığımızda atoma özgü bir parmak izi bulmuş gibi oluruz. hidrojeninki sodyumunkinden farklıdır . Newton abimizin az daha zorlasa keşfedeceği bir başka dahiyane keşif, Herschel'e kısmet olmuştur. o zaman adı sadece mekanik ve calculusle değil modern fizikle ve elektromanyetik spektrumla da anılacaktır. neyse bir insan ömrüne o kadar başarı yeter de artar bile zaten.