Çalışan biri olarak güne nasıl başlıyorsunuz? Dikte edilen güne uyanıp toplantılarınıza uygun görülmüş kıyafetleri giyiyor, canınız şöyle güzel bir kahvaltı yapmak istediği halde koyu ve sert bir kahveyle uykusuz görüntüyü silmek için zifte benzer bir sıvıyı mideye indiriyor, hiçbir zaman huzurlu ve sakin bir ruh haliyle binemediğiniz toplu taşıma araçlarına koşuyor, sizin olmayan bir kimliğe bürünüp tüm gününüzü bu eğreti şeyle geçiriyorsunuz. Aynaya bakıp sağa sola çekiştirerek yola getirmeye çalıştığınız o şey kravat değil, ödünç kimliğiniz Şu küçük hayatlarımıza bir bakın! Farkında olarak ya da olmayarak zamanımızın büyük bir bölümünü insanları çözümlemeye çalışarak geçiriyoruz. Analiz et ve ona göre davran! Kurallarına göre oyna ya da oyundan çık! Seni sinsi otorite, nasıl da hınzırca bulduğun her köşeye çörekleniyorsun! Tüm hayatını bu düşüncenin temelinde yatan sarsıntıyla geçirmiş bir adam tanıyorum. Adı Franz Kafka. isme aşinasın okur, biliyorum. Ancak senin tanıdığın o adamla benim söz ettiğimin bir olmasına imkan yok. Basitçe şöyle söyleyeyim: Onun yazdıkları herkesin hayatında farklı bir iz bırakır. Bu bilinçli yapılmış bir jesttir. Ömrünce kaçmaya çalıştığı koşullandırılmış hayatı, sana ve bana reva görmez. O yalnızca yazar; yorumlama, anlamlandırma ve sonuçlandırma kısımlarıyla biz ilgileniriz. işte böylesine özel ve ölümü üzerinden neredeyse bir asır geçmesine rağmen hala canlı ve anlaşılmayı bekleyen o yazarın bendeki halini anlatacağım şimdi
Her şey öylesine karmaşık ki
Gerçekdışı kavramını en iyi kullanan yazardır. Pek çok yazarda gerçekdışılık olgusu bir kurgu veya fikirken Kafka'da gerçekdışı hayatın ta kendisidir. Mevcut hayaletleri ve ve yarattığı kâbusları buna verilebilecek en iyi örnektir.
"Kesinlikle" çok sevdiğim bir yazar. Georg lukacs "çağdaş gerçekliğin anlamı" isimli eserinde "yenilikçi edebiyat" diye tanımladığı akımın, ideolojinin içinde tanımlar Kafka'yı. "Yenilikçi edebiyat"ın özellikle "gerçeklik" olgusuna karşı oluşunu eleştirirken şu soruyu sorar haklı olarak;
gerçekliği neden yok etmek istiyorsunuz?
Çünkü bilir ki gerçekliğin bu şekilde yok edilişi bizi "hiç" olgusuna götürür.
"Yenilikçi edebiyat" gerçekliği dağıtarak kişiliği de dağıtıp, parçalar, yok eder. Kişilik de bu eksende patalojik bir durum olarak karşımıza çıkar. Kafka'daki yoğun tedirginlik havası da buradan kaynaklanır. Ve Kafka'nın en sevdiğim sözüyle de son noktayı koyayım:
biz hepimiz nihilist hayaller, tanrının kafasından geçen intihar düşünceleriyiz
Yaklaşik bir aydir elimde 'dava ' adli kitabinin olduğu yazardir. O kitaba başladiktan sonra neredeyse alti yedi kitap bitirdim. Ama yok yahu bu adamin bu kitabi bitmiyor. Boğuyor beni. Kafkayi sevmiyorum desem yalan olur. Adam kral, reis... ama nedense bu kitabindaki o anlatamadiğim 'şey' okumama engel oluyor.
franz kafka nın yaptığı şey edebiyat değildir aslında. edebiyat üstü bi durumdur.
klasik tarzdaki hikayeler basit mantıktadır gerçekçiliği yüksektir onların. sadece okunurlar ve biterler geride altı çizili üç beş aforizma ya da bir kaç etkili metafor dışında hiç bir şey kalmaz. oysa bir kafka hikayesi bittiği zaman aklınızdan çok duygularınızda bir şeyler kalır. fantastik bir büyüsü, garip bir tadı vardır onun öykülerinin. vay be dersiniz. yuh be dersiniz hadi be dersiniz ama bir duygusal tepki verirsiniz. onu diğerlerinden ayıran en büyük fark da budur kanımca. duygusal tadı...
bir de en etkileyici özelliklerinden biri zamansızlıktır kafka nın. yani hikayeye belli bir zaman veremezsiniz çoğu zaman. bir bakarsınız hikaye eski bir mitolojik anlatı tadında başlar sonra bir bakmışsınız araya kanepe, ya da lamba gibi bir ögeyi sıkıştırır. afallayıp kalırsınız o dönemde lamba icat olmuş muydu diye. halbuki en başından beri o lamba döneminde geçmektedir hikaye.