bu akşam televizyonda haberleri açıp yemek yemek için sofraya oturduğumda durumunu görüp yemeği bıraktığım ülke...
bir ana gördüm.. iki evladını öldürmüşler, biri 17 diğeri 16'sındaymış.. fotoğraflarına bakıp ağlıyor.. yapacak birşeyim yok artık geri gelmeyecekler diyor..
çaresiz..
çocuklar gördüm birkaç tane..
yaşıtları başka ülkelerde oyunlar oynar, eğlenirken onlar sokağın bir köşesine oturmuş ürkek gözlerle etrafı izliyorlar..
ne yapsın ki garipler başka...
içim acıdı filistin'e. bunlar daha ne ki binlerce manzara var, yüreğin dayanmayacağı.
sonra sonra deniz gezmiş ve arkadaşları geldi aklıma..
hani birilerinin ısrarla allahsızlar dediği..
o allahsız dedikleri çocuklar zamanında savaşmıştı burada israil zulmüne karşı..
şimdi mezardalar o allahsız dedikleri çocuklar, hem de 36 senedir.
değişen ne peki bu zaman içinde ?
ben söyleyeyim, koca bir hiç.
yatıp kalktığım, orda doğmadım için kendimi şanslı hissettiğim yer. bir kere doğar doğmaz hayata kafadan yenik başlıyorsunuz. her gün bombalanan bir halk, yakılıp yıkılan evler, sokaklarda ölmüş insan bedenleri ve ellerinde dededen kalma silahlar, çocukların içinde büyük kinin getirdiği isyanla, tanklara ve helikopterlere gözü kapalı dalan insanlar. barış kelimesinin yanlarından dahi geçmediği bir ülkenin insanlarının, dünyada ki duyarsızlığa anlam verememesini bırakın, suçlanmaları bile zaten başlı başına bir utanç vesilesi. bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetindeki ülkelerin vatandaşları, üç maymunu oynamaya devam ettiği sürece sıra onlara geldiğinde yapacakları feryatları elbet takan kimse olmayacak.
ortadoğu'nun dolayısıyla petrol zenginliklerinin dışa açılan kapısıdır. çağlar boyu istilalara maruz kalmış, hala da işgal altında inleyen mazlum insanların diyarıdır.
şu anda olan olaylar yüzünden dünyanın ayıbı olan ülkedir. göz göre göre insanlar ölüyor ve katil israil savunmasız filistinlileri hiç acımadan öldürüyor bir anlamda katlediyolar.
filistin osmanlılar döneminde azınlık olarak ilk ayaklanan milletlerden biridir ama hala refaha ve huzura kavuşamamıştır. dileğimiz ve dualarımız oradaki insanların en kısa zamanda huzur içinde silahların olmadığı bir ortamda yaşayabilmeleri üzerinedir.
29 kasım 1947'de 2.birleşmiş milletler genel kurulu toplantısında bölünmesi kararınının alındığı ülke. bu tarihte yahudiler filistin halkının yüzde 32'sini oluşturuyor ve topraklarının yüzde 5,6'sına sahip bulunuyorlardı. bugün ise siyonist devlet en verimli yerler olmak üzere filistin toprağı'nın yüzde 56'sına sahip çıkmıştır.
1516'da suriye'de mercidabık savaşı'yla yavuz sultan selim tarafından memlukler'den alınarak osmanlı devleti'ne bağlanan ve dört yüzyıl boyunca(1918) barış içerisinde hüküm sürülmüş bir devlet. bu devletin olduğu bölgeyi emperyalist ve ırkçı devletlerin politikaları bir ateş çemberine çevirmiştir ve de bunu 100 yıllık bir süreye varmadan başarabilmişlerdir, bugün osmanlı'nın dünya barışı için ne derece önemli roller oynamış olduğu gözler önündedir.
katil avrupa'nın gözü önünde tecavüze uğrayan bir ülke, nerede insan hakları, nerede o her insanın hayatını herşeyden önemli sayan avrupa, amerika, holivud filmine benzemiyor değil mi? bu tecavüze dur deme gücü olup da el uzatmayanın allah belasını versin, türkiye'ye gelip teröristler için bile insan hakları, eşitlik falan demiyorlar mı öfkemden çıldıracak gibi oluyorum, ulan adiler, tarihi bir siz mi yazıyorsunuz, bunun hesabı sorulmayacak mı, bu ikiyüzlülüğünüzü size tarih derslerinizde okutmazsak allah bizim de belamızı versin.
amerika ve israilin birlikte canına okudukları düet. dünyanın bogazındaki en büyük yumru!
haysiyetli bir direnişin her gün suratımıza tokat gibi çarptıgı direnme!
rozetleri büyük yüregi küçük insancıkların elindeki en kırılgan oyuncak!
zamanın her an durmuşlugu, en büyük vurgunu!
son teknolojiye yalın ayak karşı koyan bebeler karşılarında donanımlı devler!
aglatan, acıtan, kanatan demokrasinin son nakaratı, bu zulme taşla, sapanla karşı koyan oyun evlatları...
çocukları saran utanmışlık varmış bu illerde ayaklar çıplak diye bilemezdik.kan gölüne bir damla daha düşsün diye, yagarken devlerin ellerinden mermiler hızla, sapanın son taşı kalmış oyun namına.
"Yüzlerinde Arafat maskeleri olan bir sürü okul çocuğu, dışarıda toplanmıştı. Başlarındaki öğretmenlerin verdiği bir emirle yürümeye ve bir yandan da bağırmaya başladılar:
- Sen buralarda daha önce hiç baloncu gördün mü? Ya da paten kayan çocuk?
"Salıncak bile görmedim" dedi Nadya. "Sahi burada hiç çocuk parkı yok mu?" Steve alay etti.
- Kalaşnikoflarla oynamak varken, tahterevalliyi ne yapsın Filistinli çocuklar?
Kasım Ali'nin onlara tahsis ettiği kameraman Raşid, çocukların etrafında dönüp, avazları çıktığı kadar bağırırken açılan ağızlarına zoom-in yaptı.
Nadya etrafına bakıp notlar alıyor, diğerleri de ağır adımlarla yürüyorlardı.
Saadet, gözüne sarışın kıvırcık saçlı bir oğlanı kestirdi. Yedi yaşından büyük göstermiyordu. Öğretmenin tercümanlığında çocukla konuşmaya başladı.
- Neden böyle bağırıyorsunuz?
Kameraya şöyle bir bakış atan çocuk, gülümsedi:
- işgalci Siyonist düşman Arafat'ı yok etmeye, öldürmeye çalışıyor. Ama biz Arafat'ı kanımızla canımızla savunuruz.
- Büyüyünce ne olacaksın?
Hiç düşünmeden yanıtı yapıştırdı çocuk."
Ayşe Karabat'ın "roman ya da gerçek" diye tanımladığı "Kudüs'ün Gönüllü Sürgünleri" kitabını okurken, işte tam da çocuğun hiç düşünmeden yapıştırdığı yanıt yüzünden, bir şey gelip düğümlendi boğazıma. Benzer yerlerde dolaşıp, benzer çocuklar tanımış olmaktan belki, gözlerim doldu. Alttaki satırlara bakmadan çocuğun yanıtını kestirebildim.
Şiddet sarmalı içinde büyüyen, her gün ölüm gören, intihar bombacılarının onurlandırılışıyla büyülenen bu çocuklar, büyüdüklerinde bir tek şey isteyebilirlerdi: "Şehit olmak!" "Kimdir şehit? Ne yapar?" diye sorsanız, sizi şöyle yanıtlayacaklardır:
"- Resimleri duvara asılır, herkes onu sever. Annesi oğlu şehit oldu diye sevinir. Bütün ailesiyle cennette buluşur ve orada mutlu olur."
işte bu algılama intihar bombacısı olmaya özendirir Filistinli çocukları. israil'e karşı intihar bombacısı olmaya özenen o çocuklar şimdi birbirlerini öldürüyorlar. Küçücük Filistin, Gazze ve Batı Şeria'da iki ayrı hükümetin hüküm sürdüğü iki mikro devlete bölündü. Bu iki mikro devlet arasındaki çatışmaların ne hal alıp ne kadar süreceğini belki tanrı bile bilmiyordur.
Geçen gün Robert Fisk'in yazdığı gibi, Batı önce demokrasiyi bağırlarına basmasını istedi Filistinlilerdin. Öyle yapıp Hamas'ı seçtiler. Sonra, "o seçtiğini seçersen olmaz" dendi. Şimdi, Hamas'ı dışlayan Filistin Başkanı Mahmud Abbas'ı muhatap alıp onun için para musluklarını sonuna kadar açıyorlar. Sefaletle boğuşan Filistinliler'in vicdanlarını cüzdan baskısıyla esir almaya çalışıyorlar.
iktidar kirletiyor, işgal altında iktidar ise iki kez kirletiyor. El Fetih'in yıllardır tek söz sahibi olduğu o topraklardaki yozlaşmaya bir tepkiydi Hamas'ın seçilmesi. Ortadoğu'yu kontrol etmek için en gerici, en kirli, en çürümüş iktidarları ve liderleri destekleyen Batı, kontrol dışındaki-ne, kim olursa olsun, tahammül edemiyor.
Şimdi, Filistinliler'in Filistinliler*! kırmasını lanet okuyarak izleyebiliriz. Bunun, israil'in güvenliği için tezgahlanmış bir oyun olduğunu ya da Genişletilmiş Büyük Ortadoğu'yu kontrol edilebilir çok sayıda küçük devlete bölme planının ilk adımı olduğunu düşünebiliriz.
Ne düşünürsek düşünelim, burada çocuktan katil yaratan koşullar, orada doğdukları andan itibaren şiddet sarmalı içine düşen çocuklar var oldukça, daha çok çocuk olacak etrafımızda "şehit" ya da "kahraman" olmaya, kendini bomba yapıp patlatmaya hazır.
Geçenlerde bir filmde izledim: Bütün yaşamı boyunca yalnızca iki iyi insan tanımış olan mahkûm, tam da idama giderken, tanıdığı o iki iyiden birine "insan bütün yaşamı boyunca tanıdığı kişilerin toplamından ibarettir" dedi. Şiddetten başka bir şeyle tanışmalarına fırsat verilmeyenlerin kendilerini de yok eden bir şiddet unsuru haline gelmeleri nasıl önlenebilir ki?
Filistin, aaah Filistin!
*L.Doğan Tılıç'ın 'Filistin, aaah Filistin!' adlı 20/06/07 tarihinde birgün gazetesinde yayınlanmış köşe yazısıdır.
iç savaşa sürüklenen, dünyaca tanınmayan, emperyalizmin adice insanca öldürdüğü topraklara verilen isim. yıllardır savaşan bu halk şimdi de kendileriyle savaşmaya başladı. yalnızca iktidar hırsı ile yanan hamas ile işbirlikçi el fetih karşı karşıya gelmiş bulunuyor. peki filistin halkı bu savaşta hangi safta yer almalı?
uzun süredir işbirlikçi tavrından ödün vermeyen el fetih'e karşı radikal söylemleriyle ortaya hamas bu iç savaştaki tutumuyle tek amacının iktidar olmak olduğunu açıkça belirledi. tüm anti-emperyalist söylemleri yalnızca bir kandırmacadan ibaret olabilir, fakat en önemlisi iktidarı ele geçirse bile asla filistin halkını birleştiremeyecek bir örgüt hamas. çünkü özünde ulusal kurtuluş savaşı bulunmuyor, anti-emperyalizmden gittikçe ödün vermeye başladı. batının desteklediği el fetih ise baştan sona haksız bir yönetim içindeydi. işbirlikçi tutumun sonucunun bu olacağı belliydi. fakat bu savaş en çok filistin halkının ulusal mücadelesine zarar veriyor.
filistin halkının tek çözüm yolu 60'lı yıllardaki bir halk cephesi kurmasıdır. tüm milliyetçi,sosyalist, dinci akımların, her türden anti-emperyalist sınıfı topyekün savaşa sokacak bir cephe kurulması tarihsel bir zorunluluktur. yoksa filistin halkı işbirlikçi el fetih'i ya da baskıcı hamas'ı seçecek. bu halkın özgür olması şart ve özgürlük yolu bu bütünleşmeden geçiyor. tüm dünya halklarına umut vericek gelişmeler, filistin'Dedir. onların özgürlük mücadelesini kazanması bu nedenle çok önemlidir. tek çözüm yolu da halk cephesidir!
israil'le savaşmadıkları zamanlarda kendi içinde savaştığını gördüğüm ülke. belki de fazla ntv seyrediyorum, fazla dezenformasyona maruz kaldım bilemiyorum ama olaylar göründüğü gibiyse çok acı. iktidar kavgası yüzünden, haklı savaş gölgeleniyor sanki.
hakli oldugunu bilen ancak elinden bir $ey gelmeyen bir uvey evlat gibi. bunu her dile getirmek istediginde "sus yoksa seni doverim." gibi tehditlere maruz kaliyor...
küçük çocukların öldürülerek katledilmesiyle, kadınların tecavuze uğramasıyla, küçük emrah rolüne bürünmek arasındaki farkı çözememiş kalpsiz ben biliyomcuların ''haha şunlara bak, iyi oluyo hak ettiler'' diyerek seyrettiği ülke.
topraklarını zamanında parça parça yahudilere satarak , ardından yahudilerin bu topraklarla israil devleti'ni kurmasıyla bi anda işgalci konumuna düşen devlettir.tarihdeki çoğu devlet ve millet para hırsı yüzünden özgürlüklerinden ve istikballerinden vazgeçmişlerdir.tarihteki hatalar günümüze mazlum ve gariban bir filistin'i yaratmıştır.