ilk izlediğimde final sahnesi saçma gelmiştir. fakat bir daha izleme gereği duyup filmin tadını çıkartmışımdır. tekrar tekrar izlenebilen ve her seferinde atladığımız bir detayı görebileceğimiz filmdir. detay derken filmin içeriğini kastediyorum ama filmin çekimiyle ilgili birçok şey fark ettim. bunlardan biri filmin en sonunda çıkan penistir, hala anlam vermiş hatta verebilmiş değilim.
brad pittli ve edwart nortonlı dev kadrosuyla 1999 yılına ait kült film. zaten şimdiye kadar hakkında yazılan yazılmış ama gerçekten bireyin piskololik tahlillerinin, uykusuzluğunun ve şizofrenik parçalanmış kişiliğinin yanında; sistem eleştirisini, toplum sıçmığını, tüketim kültürüne ve kapitalimze ayarı da anarşik bir çerçeve içerisinde çok güzel vermiştir. lakin son sahnede sıçıp sıvamıştır. elemanımız edwart norton ağzından içeri silahı sıkar ve alter egosu yani idi olan şu meşhur tyler durden yok olur. ama kendisi yaşar. ya da ben ordaki olayı henüz çözemedim.
yinede bu son sahnedeki mantık hatası filmin efsanelğinden, akıcılığından, verdiği mesajlardan, toplum kapitalizm ve sistem eleştirisinden ve anarşik tavrından fazla bir şey götürmez.
son olarak güzel filmdir tabiki bir efsanedir ama öyle ''yok gelmiş geçmiş en iyi film yok hayata bakış açım değişti'' falan diye götten abartmanın da lüzumu yoktur. sadece başarılı bir filmdir o kadar. dünyanın en iyi filmi falan değildir.
bir kere izlenip de kötü denmemelidir.
en az iki kere izlenmesi şarttır. izlenirken beyin maksimum düzeyde kullanılmalıdır. Bu David Fincher O 25 cmliği ne diye koydu oraya? yada Tyler eline o asiti ne ne diye döktü, neden mükemmellik mantığı yıkılmaya çalışılıyor vs.
Bu filmi ilk izlediğinizde tyler durden olmak istersiniz. herşeyi yapabilecek poansiyelde hissedersiniz kendinizi. zamanla bu filmden sadece nihilizm, varoluşçuluk gibi felsefeleri alıp hayata devam etmek gerektiğini düşünürsünüz. daha sonra sinirlenirsiniz "lan bu tyler durdeni brad pitt oynamasa bu kadar iyi bir film gibi gözükmezdi" gibisinden nefret söylemlerine geçiş yapabilecek duruma gelirsiniz. gördüğüm kadarıyla genel de böyle olmuş. filmin felsefesi gerçekten sağlam kibir ego çözümlemeleri ve onları aşmak gerektiği gerçeği iyi işlenmiş. ama bu filme misyon yüklemeniz filmi boşa izlediğiniz anlamına gelir. deyinmeden geçemeyeceğim marla singer gibi bir kadın hepimizin başına inşaallah.
bizim elemanın (edward norton) bir kavgada dişinin yanağını delmesi ve yanağın sürekli delik olması, kahve içerken boğazına gitmeden o kahvenin yanaktan dökülmesi falan filmde olmayan güzel ayrıntılardandır.
fight club 10th anniversary edition blu-ray'i adamı 1 dakika içinde şaşırtan, düşündüren, dumur eden, sövdüren ve sonunda güldüren film.
--spoiler--
aga arşiv niyetine alayım dedim, gittim eve taktım alete bekliyorum, nihayetinde başladı.
4 tane film fragmanı gösterdiler en başta, aralarında fight club da var, lan ne alaka dedim, zaten izliycez birazdan. neyse hocam fragmanlar bitti filmin menüsünü bekliyorum, o ne amk, drew barrymore'un rol aldığı never been kissed diye bir film menüsü, lan böyle yanlışlık mı olur diye söverken çiziklerden kaynaklı görüntü bozulması, cart curt garip sesler, lan bari çalışan bir şey koysaydınız sövüşü ve fight club menüsü gelince olayın şaka olduğunun anlaşılması.
harbiden orijinalsiniz aga ya.*
her seferinde zihnin derinliklerinde yatan yeni bir korku dolu gerçeği keşfettiren, Brad Pitt'i bir duayen, ikea'yı Türkiye'ye gelmeden önce meşhur eden, modern insanın can keçişişini oldukça iyi kurgulayan ve elimde tek orjinal dvd'si bulunan başyapıttır. dövüş sahneleri benim diyen sokak dövüşü filminde yoktur. O piskopat kadın filmin içinde çok hoş bir dokudur, gidilen kötü alışkanlıklardan uzaklaşma toplulkları, büyük ve boş evler, donuk ve delilik noktasında yaşayan ruhsuz bendenler ABD'nin yalnız insanının, çaresizliğini gözler önüne serer. Aslında modern çağın insanının delilikle, hayata tutunma arasındaki serüvenidir filmde gösterilen ve başarıyla işlenmiştir.