feminizm'in türleri vardır eşitlikçi formdan olanlar, kadın merkezli olanlar gibi bunun dışında sosyo-ekonomik sebeplerden doğan feminist akımlar vardır.
feminizim erkek düşmanlığı değildir de diyemeyiz erkek düşmanlığıdır da diyemeyiz. bu tamamen kişinin benimsediği feminist akımla ilgilidir. ancak her -ist akımı gibi feminizmi de savunmak için biraz birikim gerekmektedir. öyle her ' off yoo boton orkoklor oyno' dediğinizde femist olmuş olmuyorsunuz hani.
sanılanın aksine erkek düşmanlığı olmayan bir düşünce biçimidir. kadının bastırılmasına, bir eşya gibi görülmesine, "namus" olgusu altında biçimlendirilmeye çalışılmasına karşı bir duruştur.
çoğu insanın bu düşünce biçimini anlamaya çalışmak işine gelmez.
kadın-erkek eşitliğini savunan bir erkek olarak* bu düşünce beni kadınlardan soğutuyor. bunu engellemek için kadınlar için söylenen olumsuz şeyler "feministler" olarak değiştirilirse güzel olur. örneğin "kadınlardan yöneticiler olmaz." değil, "feministlerden yönetici olmaz.".
tanım: her şeyin aşırısının zarar olduğunu gösteren düşünce.
ilk kez fransız charles fourier'in 1837'de kullandığı kelime. kelimenin aslı "femminisme" olmakla birlikte simone de beauvoir 1900'lerde yazdığı eserlerle feminizmi bir çığlık olarak büyütmüştür.
tokmakçı bulamayan çirkinötesi karılar tarafından uydurulan sözümona ideoloji. en tırt karı bile istediği anda 100 tane partner bulabiliyorken, memesini elletemeyen bu karılar erkeklere ve erkek egemen topluma lanet okumaktadır.
bir kaç sapığın tecavüzünü bütün erkek milletine dayama düşüncesidir. lol, bunu destekleyen çoğu kızda gerizekalıdır kusura bakmayın, doğudaki kadınların çektiğinin %10'unu çekmemiş nişantaşı sosyeteleridir. laf olsun diye işte. kimsenin haklarını falan elinden aldığı yok, eşitliği bırak erkekler kadınların köpeği olmuş durumda zaten, arabadan inince bile kadınlar erkeğin kapıyı açmasını bekliyor, söyleyin bana bu eşitlik anlayışınızın standart donanımında varmıdır? evlilik yüzüğü falan onlarıda siz almayı planlıyormusunuz? bırakın kalsın amınakoyayım, arabistanda yaşamıyorsun, fazlası ile eşitiz, kimse sizi tutmuyor.
Benim için feminizm, kendi acımı ve mücadelemi başka bir kadının çığlığında hissetmem ve aniden kendimde ya da o kadında eksik ya da hatalı bir şey olmadığının ancak bana ve ona böyle düşündürdüğü için dünyada yanlış bir şeylerin olduğunun ve beraber olduğumuzda
bu savaşta çok daha avantajlı olduğumuzun farkına varmamdır
türkiyede tıpkı solculuk ve sosyalizm gibi piç edilmiş bir ideolojidir. türkiyede kadın hakları, kadınların yoğun baskısı ile değil devlet eliyle geliştirilmiştir bir dönem boyu. yani ilk akım feminizmi devlet eliyle girmiştir bu ülkeye.
tabi sonraki dönemde de feminizm hareketi maalesef ezilen kadının sesini duyurma biçimi olamadı. nişantaşında, kadıköyde oturan kadınların elitizmine kurban gitti çoğu zaman. halbuki beklenirdi ki, doğuda abidik gubidik töre cinayetlerine kurban giden, kendisine bir düzine çocuk doğurup bunlara bakmaktan başka bir vasıf yüklenmemiş olan kadınlar yükseltsin bu hareketi.
heyhat, feminizm bazı elit kadınların ve neye nefret duyduğunu dahi bilmeyen bazı öfkeli ergenlerin maşası olmaktan öteye gidemedi maalesef. tabi eğer feminist olup da anadoluda ezilen kadınların sorunlarını onlarla birlikte çözmeye çalışan gerçek feministler varsa, onları tenzih ederim.
elbette feminizmin yüzlerce çeşidi var. bazı feministler daha liberaldir. liberal bir dünyada görürler eşitliği ve sosyal adaleti. bazı sosyalizme yakın feministler ise kapitalizmin bir dayatması olarak görürler aterkil toplumu. bazı feminist hareketler vardır ki ataerkil düzenle daha barışıktır, sadece kadına insan gibi muamele edilmesini isterler. kimileri de kadınlığı nazizmin beyaz ırkı yücelttiği gibi yüceltirler, erkekleri domine etme amacı güderler. binbir çeşit feminizm var yani.
ancak bizde feminizm nişantaşındaki kadının "pozitif ayrımcılıkla" şımartılması, anadoludaki kadının da "bunlar da kadın mı ki bea, öğyyykk" diyerek dışlanması şeklinde vuku buldu. devlet eliyle gelen feminizmden de o kadar olur zaten.
şimdi bakıyorsunuz, türkiyedeki kadın hareketleri "meclise şu kadar kadın vekil girdi, halbuki bu kadar girmeliydi" den ibaret. yahu, o meclisi doldurabilecek insan bulmakta zorlanıyoruz biz, siz neyin derdindesiniz? kadın ve aileden sorumlu bakanımız kadın mesela. çok mutlu musunuz kendisinden? yani onun gibi iki üç bakan daha yerleştirilse kabineye, sizin bütün sıkıntılarınız çözülecek öyle mi?
eşit temsil diyorlar bir de buna. toplumun yüzde ellisi kadınmış, o halde neden meclisin yüzde ellisi kadın değilmiş? neden bakanlıkların bilmem nelerin çalışan personellerinin yüzde ellisi kadın değilmiş? yahu, neden bizim kadınlarımızın çoğu ilkokul bile okumuyor diye soramıyorsunuz da, neden bizim yetişmiş öğrencilerimizin çoğu erkeklerden oluşuyor diye soramıyorsunuz da, o pozisyonlar için müsait olan üç beş tane kadın için mi yaygara koparıyorsunuz? iyi de kardeşim, o kadınlar vekil olamasa, gider büyük bir şirkete müdür olur, iyi bir yerde memur olur. o kadınlar ezilen kadınlar değiller ki. asıl ezilen kadınlar daha ilkokulu bile okuyamamış olanlar.
her şeyimiz gibi feminizmimiz de elitist vesselam.
sınıf çatışmasını cinsiyet çatışmasına döndürebilen yegane akım. hani kapitalizmin kökeninde kadının ezilmesi vardır deniyor ya tarihsel materyalizmle. erkek avlanır, kadın doğurur falan. yalan.
amazon olunca köle-efendi çatışması bitiyor mu gerçekten?
biraz "şimdiki maymunlar neden insan olmuyor" tarzında tek cümleyle çürütmeye çalışmak gibi oldu ama geliştirin madem bu fikri.
"aile bu sistemin, özel mülkiyetin yapı taşıdır, atomudur. atom parçalanır o parçalanmaz. aileyi ayakta tutmadan ne devleti tutabilirsiniz, ne mülkiyetçi sistemleri, ne de tanrınızı. bu çağda bunu yapmanın en masumane yolu da kutsal annelik edebiyatı ve yuvayı yapan dişi kuş masalıdır. bunu reddeden erkek hayın, kadın arızalı, başka bir cins olduğunu söyleyen ise hastalıklıdır. oysa toplumsal rollerimizi büyürken öğretirler bize, döve döve kadın yaparlar, öldüre öldüre erkekliğe zorlarlar. içimizin rengini taşıyamaz bu sistem, ya kadınsındır ya erkek, ya annesindir ya kısır, ya erkeksindir ya iktidarsız.iki seçenek vardır sadece: kutsal aileyi koruyan erkek baba ve onu çoğaltan kadın anne.
bütün bu rolleri kirmak icin feminizme ihtiyac vardir."