son bölümüyle biraz hayal kırıklığına uğratan dizi. şöyleki; bölüm yine kendisini izlettirdi,ama dizinin geleceği açısından bu bölümde kritik bir aşağıya iniş sezmedim değil. bu diziye bağlanmamızın başlıca sebebi, bir çok konunun neticesini merak etmemiz, ve her bölümde yavaş yavaş bunları öğrenmemizdi.
--spoiler--
fakat dünkü bölüm bir anda ezel intikamını almaya devam etsin mi, yoksa ali ve cengizi hapse yollayıp eve mi dönsün sorusu üzerine yoğunlaştı kaldı. ramiz dayı kimdir, serdarla durumları ne, daha önceki bölümlerde gelen avukat kim.az da olsa insan bekliyor bu bölümde de bunlar hakkında biraz ipucuna götürecek sahneleri ama yok . bu işin konu yönü.
birde anlamsız bulduğum veya detaylandırılmadığını düşündüğüm sahnelere gelelim.
ortada güvenlik kamerası kaydı dolaşıyo, kim ne zaman aldı, kime verdi belli değil. bu kadar çabuk elden ele dolaşan bir kaset . hadi tamam diyelim; ama ya arkadaşım ali ve cengiz hiç mi kasetin nerelere gideceğini düşünmez, telaşlanmassınız. işin ucunda hapis var . kasetlerin hepsi eline geçmeden nasıl rahat rahat sohbet edebiliyorusunuz anlamıyorum.
diğer bir mesele de . bir önceki bölümde kesinlikle ezeli intikamından vazgeçirmek istemiyordu dayı. yani eve dönmesini istemiyordu. kasede bile fazla sevinmedi. bu bölümde baktık . hop dayı güzelce ezel in eve dönüş kararına ses çıkarmıyor.bi bölüm önceki ikna edici dayı gitmiş, ezele tek kelime söylemeyen dayı gelmiş.üstelik ezel de daha kararsızken. sonra vazgeçirmek için plan yapıyor. ordaki mantığı biri bana anlatsın. ne olduda birden eve dönüş kararı ve bir onaylama havası geldi. madem bu dayıya göre sakıncalı değildi.ki dayının mimiklerinden kızgın falan olmadığı da belliydi. o zaman koskoca bölümü bunun üzerine kurup neden aksi yönde planlarla seyirci ters köşeye yatırıldı.
bu sorduklarım dünkü bölümün ana temasını oluşturduğu için çok önemli. yoksa sahne bazında tek tek ele alırsak oldukça etkileyici sahneler vardı.o yönden ve oyunculuk açısından on numara dizi zaten.
cengiz yine kumarhanedeki o mavi poker masasında ahkam kesmektedir. dizide artık hiç bir etkisi ve karizması kalmamıştır. eyşan'ın oğlu can bile daha etkili bir rol oynamıştır son bölümde.
ali'nin içindeki cehennem ateşine 2 odun daha atılmıştır. eren'in ölümüyle birlikte sızım sızım sızlayan vicdanı titreşim sayısını ikiye katlamıştır.
eyşan ; donuk müsibet, sana yorum bile yapmak gelmiyor içimden. ben o ömerin beynine turrrruup suyu sıkayım.
bahar.....vazgeçtim gözlerinden, bir ah de yeter. *
artık sadece tefo için izlediğim dizidir. umarım bi hata yapıp da diziden çıkarmazlar tefoyu.
sen gidersen bende giderim tefo, her türlü.
ayrıca dayı'nın dizi başladığından beri en çok göründüğü, eyşan'a mümkün olduğunca az sahne yazıldığı,* tefo'nun her geçen gün büyüyen oyununun tavan yaptığı ve "oyuncuyum lan ben" diye bas bas bağırdığı, şebnem'in iyice ballanıp tam yinmelik kıvama geldiğinin görüldüğü,* bomba gibi bir bölümdü yine.
fakat bunca hengame arasında beni en çok etkileyen sahne; ezel'in bahar'a yolladığı kız çocuğuyla bahar'ın sahnesi oldu. tüylerim diken diken izledim. özellikle ezel'in herşey bittikten sonra, ezel'siz kalacak bahar'ı hayata tutundurmak için bulduğu çözüm cidden müthişti. bir çocuk sizin gözlerinizin içine bakıp yaşamak için yardım istiyorsa, direnmek için bir sebebiniz var demektir.
herkes tevfo'nun (tefo değil, olmaması gerekir, tevfik tevfo diye kısaltılır) oyunculuğunu övmüş, bilhakis çok iyi rol kesiyor eleman. ama o, eren'i oynayan eleman... o psikopat bakışlar... ulan gerçekten, yoldan bir tinerciyi almışlar, beynini bir güzel yıkayıp, senaryo ile gerçek algısını karman çorman etmişler gibi. sanki velet rol kesmiyor, resmen yaşıyordu be...
bu dizinin jeneriği hakkında hep derdim adamlar ne kadar güzel bir şey yapmışlar. konsept falan derdim. taki vacancy (boş oda) filminin jeneriğini görene kadar... http://www.youtube.com/watch?v=WfWE2hBMErk
Gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum
yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep
ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.
Bilemem, belki bu yüzden
ben sana yanlış bir yerden edilmiş
bir büyük yemin gibiydim.
Beni hep aynı yerimden yaralayan o eve
yine de döneyim döneyim istedim.
Ah benim sesimle
söylesem de, inanmazlar
benzemiyor çünkü bir dile.
Döndüğüm, döndüğüm ama döndüğüm
döndüğüm bu sema sensin döndüğüm.
Sen benim kara ömrüme vuran
suyumu harelendiren sevincimdin.
Onu sevebileceğinin en yücesiyle sevdin.
Titreme daha fazla kalbim.
Bağışla kendini artık
onu da bırak gitsin.
O senin en ezel gününden kaderin.
Sen onu nasılsa
bin kere daha seveceksin... birhan keskin' in şirrini okumuşlar fakat şairin adını anmamışlardır. çok ayıp olmuş çok.
--spoiler--
17. bölüm fragmanında eren ile ilgili hiç bir konuşma duymadığımız, hiç bir sahne görmediğimiz dizi. sulu bir bölüm izlememek umuduyla.
--spoiler--
eren denen psikopatın ölmüş olması morg da hala gözlerinin kırpılmıs olmasıyla cocugun gercek hayatta da boyle sinirli oldugu hissine kapıldıgım dizi.
not: bu erene ilk bölümden beri uyuz oluyordum. *
ramiz dayının http://en.wikiquote.org/ adresinde bulduklarını ezele farklı bir üslupla söylediği beyin uyuşturan, seyredilmesi anlamsız dizi.
hepiniz yetenekli adamlarsınız, bunları seyredeceğine ve vaktinizi boşa geçireceğinize bu yetenekleriniz üstünde durun biraz. böyle saçma televizyon dizilerine de kanmayın, abartmayın, bayılmayın, ayılın, uyanın.
ezel, cengiz, eyşan, ali, ihaleyi aldığı sırada bu kişilerin ortak şirketine verdiği isimin adı dantesdir.
(bkz: edmond dantés) (bkz: monte kristo kontu)