evrim teorisine inanmak, yolda bulunan 200tl nin orada kendiliğinden bir tesadüf eseri oluştuğuna inanmaktır. oysa bilmezler ki onu oraya birisi düşürmüştür...*
her şey tamam abi, evrim teorisinin doğru olduğunu kabul ettik.
ama bu sefer de aklıma başka şeyler takılıyor. biz neden türkiyede atom teorileri, fiziğin temel kuramları ya da taslanın elektromagnetik tasarımlarını tartışmıyoruz da, yine aynı sınıfa sokabileceğimiz evrim teorisi üzerinden hararetli tartışmalar yapıyoruz.
evrim teorisi, diğer teori ve çalışmalar kadar ciddi bir bilimsel çalışma değil mi yoksa, yok eğer öyleyse neden diğerleri değil de evrim dini bütün olarak tanımlanabilecek bir milletin yaşadığı topraklarda hararetli bir biçim de tartışılıyor.
avrupada ya da amerika da insanlar bu konuyu televizyonlarda birbirlerine bağırarak tartışmıyorlarken, biz bütün cehaletimizle neden bu konuda birbirimizi yiyoruz?
yani hakkaten hiçbir pislik yok mu bu işte?
evrim teorisini anlayınca ya da doğruluğunu kabul edince çağ mı atlayacak bu millet?
lisede biyoloji dersinde evrimi kavrayınca, süper güç mü olacağız?
çok daha mühim meseleler var beyler, adı üzerinde bilim, bilim adamı donanımını kullansın ve çalışsın, biz niye birbirimizi yiyelim?
bilimselliğin en önemli kriterlerini karşılamayan teoridir. örneğin gözlemlenemez, geleceğe yönelik tahminde bulunamaz. hiçbir evrimci insanın 100 milyon yıl sonra nasıl bir canlıya evrileceğini kestiremez. bunun nedeni teorinin her hangi bir formüle sahip olmamasıdır. bu durumda bilimsellikten kasıt nedir a dostlar.
Eger yaratılışçılık, iddia ettikleri gibi alternatif bir teoriyse,
mevcut gözlemleri ve evrim teorisinin iyi ya da kötü açıkladığı noktaları aynı başrıyla veya daha iyi açıklayabilmelidir.
Köpeklerin fazlalık parmağı
Köpeklerin ayağının arka üst kısmındaki o küçük uzantı nedir? Hiç bir işe yaramadığına göre bu parçanın varlığının sebebi nedir?
Tanrı'nın gereksiz yere böyle bir uzantıyı yaratması mı daha mantıklı bir açıklamadır,
yoksa bu uzvun artık işe yaramadığı için evrim sürecinde yok olmakta olan beşinci bir parmak olması mı? Nitekim,
kurtların, kedilerin ve kaplanların da aynı uzvu vardır.
Parmaklarımız
Mesele şu ki, 5 tanedir. Bu da bizi memeliler sınıfına sokar.
Tüm memelilerin kol veya kol yerine geçen uzuvlarında 5 parmak veya parmak kalıntıları bulunmaktadır.
Tipik 5 parmak yapısına tam uymayan canlılarda fosil kayıtlarına bakarak bu sayıdaki azalmayı gözleyebiliyoruz.
(Örneğin atlarda). Fakat prensip aynı. Memelilerin 5 parmağı vardır. Bunu gerektiren doğru dürüst bir sebep olmadığı durumlarda bile.
Örneğin neden balinaların yüzgeçlerinin altına gömülmüş 5 kemik uzantısı bulunur?
Neden yarasaların açıkça beş uzantıyla ayrılmış kanatları bulunur? Bunların dizayn benzerliği olması mı daha iyi bir açıklamadır,
yoksa tüm memelilerin ortak bir atadan gelmesi mi? Bazı memeliler bu 5 parmağın tümünü hala kullanır, bazıları birkaçından kurtulmuştur,
bazıları ise hala işe yaramayanları taşımaktadır. (Örneğin yunuslar).
Yılanların ve balinaların kalça kemikleri
Boa yılanı, piton yılanı ve kör yılanların tümü vücutlarına gömülmüş,
tamamen işe yaramaz birer bel kemiği artığına sahiptir. Aynı zamanda balinalar da.
Niçin bir yaratıcı böyle yaratıkların vücuduna o yaratıklar için tamamen işe yaramaz olan ve tamamen bel kemiğinin
evrimsel bir kalıntısı gibi görünen böyle kemikler koymuştur? Ayrıca piton ve boalarda pençe artığı birer kısım da bulunmaktadır.
Tavukların ayakları
Tavukların ayaklarının alt kısmı tüyle örtülü değildir. Pullarla örtülüdür. Eğer bu tavukların reptil
atalarından kalma bir kalıntı değilse nedir?
Erkeklerin memeleri
Tanrının erkeklerde hiçbir işe yaramayan memeler ve bu memelerin altında meme dokusu yaratmasının ne sebebi olabilir?
Hele de önce Adem'i yarattığı ve Havva'yı sonradan ona eş olsun diye yarattığı düşünülürse. Bu meme dokusu ergenlikte
uygun hormonal sinyali almadığından erkeklerde hiçbir zaman iş gören gerçek memelere dönüşmez. Bunun cinsiyetin yaşam süresi
boyunca değişebilir olduğu ilkel atalarımızdan kalma bir evrimsel kalıntı olması mı daha olası bir açıklamadır
(nitekim bazı balık ve reptil türleri normal ömürleri boyunca birkaç kez cinsiyet değiştirirler),
yoksa bir yaratıcının insanları böyle işe yaramaz parçalarla donatmış olması mı?
Ayrıca kötü tasarımın birbaşka örneği: Niçin testisler vücudun içinden (kadınlarda yumurtalıklara karşılık gelen yerden) aşağıya,
normal bölgelerine inmek zorundadırlar? (Ki nitekim bazen inmeyip sağlık sorununa yol açarlar).
Kör mağara balığı
Neden mağaralarda yaşayan bazı balık türleri ve diğer tür canlıların (örneğin yarasalar) işlev görmeyen gözleri vardır?
Evrim süreci kör işlediği için böyle tuhaflıklara yol açabilir ama bilinçli ve sonsuz güçlü bir yaratıcıdan
beklenecek şeyler midir bunlar?
"Plantaris" kası
insan bacağının alt kısmındaki "plantaris" kası maymunlarda işe yarayan birkastır.
Tüm ayak parmaklarının bir anda esnemesini sağladığından ayakları kullanarak ağaçlarda daldan dala atlarken faydalıdır.
insanlarda ise yok olmaya yüz tutmuştur. Ayak parmaklarına kadar ulaşmaz bile, "Achilles tendon"una kadar inip yok olur.
insanlarda bu kasın bulunmasının maymunlarla bir akrabalık haricinde mantıklı bir açıklaması aklınıza geliyor mu?
Köpek dişleri
insan vücudunun evrim olmadan doğru dürüst açıklanamayacak birbaşka özelliği köpek dişleridir.
Üst köpek dişlerimizin kökleri diğer dişlere göre çok daha iridir. Örneğin maymunlarda bu dişlerin iriliği daha da belirgindir.
Fakat bizlerde bile elinizi dişetinizde gezdirdiğinizde bu gereğinden iri kökleri farkedersiniz.
Daha ilkel türlerden evrimleşme haricinde bunun daha tutarlı bir açıklaması aklınıza geliyor mu?
Ensenin arkasındaki tüyler
Neden insan korktuğunda ensesinin arkasındaki tüyler diken diken olur? Evrimsel biyolojiye göre bu memeli atalarımızdan kalma
bir tepkidir. Diğer memeliler (kedileri düşünün) tehlikeli durumlarda tüylerini kabartırlar.
Bu hayvanı daha iri ve korkutucu gösterir. Biz belli ki bu sinyali çoktan terkettik,
fakat geriye korktuğumuzda ensemizde oluşan bu etki kaldı.
Kuyruk Sokumu
Röntgende veya bir iskelette incelendiğinde kuyruk kalıntısı gibi görünür. Günümüzde kesinlikle hiçbir işlevi yoktur ve eğer
bu kemiğinizi kırarsanız büyük ihtimalle Tanrının neden böyle gereksiz ve başbelası bir organı yarattığını merak edersiniz.
Doğum anormallikleri
Zaman zaman kuyruklu veya vücudu tüylerle kaplı bebekler doğar. Kuyruklu doğum pek çok kişinin zannettiğinden çok
daha yaygın bir olgudur ve karşılaşıldığında hemen cerrahi müdahaleyle kuyruk alınır. Çocuğa ise genellikle birşey söylenmez.
Kürklü insanlara ise bir örnek meşhur Meksikali bir ailedir. Bu kişilerin pek çoğu sirkte çalışmıştır.
Ayrıca, bir not olarak şunu eklemek gerekir ki, yaratılışçıların imrendiği, herkesin dine inandığı o eski günlerde bu tür
doğum anormalliklerinde, örnegin çocuk kuyruklu doğduğunda, bu çocuklar seytanın çocuğu kabul edilir ve hemen öldürülürdü.
Tabi anneleri de onlarla birlikte. (Cadı oldukları için).
Apandis
Apandis gibi hiçbir işe yaramayan bir organ niye vardır? Bir faydası olmadığı gibi,
zaman zaman iltihaplanarak hayatı tehlikeye sokan sorunlara da yol açmaktadır.
Bunun artık işe yaramayan evrimsel bir artık olması dışında, yaratılışçıların yapabileceği tutarlı bir açıklama var mıdır?
işe yaramayan genler
Bu genler 1994'te keşfedilmistir. Bunlar artık işe yaramayan fakat DNA ile birlikte fazlalık bir yük olarak taşınan gen artıklarıdır.
Ayrıca zaman içinde değişirler. Nesilden nesile taşınırlar. Ayrıca evrimsel soyağacı çıkarmada da çok faydalıdırlar.
iki organizmanın en son ortak atası birbirinden ne kadar uzaksa bu iki organizma arasındaki işe yaramayan
genlerin ortaklığı da o ölçüde az olacaktır. Şempanze ile insanın işe yaramaz genleri karşılaştırıldığında farklılık çok azdır.
Bir kemirgeninkiyle karşılaştırıldığında daha fazla, bir tahıl ile karşılaştırıldığında ise çok daha fazladır.
C vitamini
insan bünyesi C vitaminine ihtiyaç duyar. Eğer düzenli bir biçimde bu vitamini almazsak iskorbit hastalığına yakalanır ve
zaman içinde ölürüz. insan bünyesinde C vitamini üretmek için gerekli gen yukarıda bahsettiğimiz işe yaramaz genlerden biridir.
Halbuki örneğin köpeklerin bünyelerinde bu aynı gen iş görür ve köpekler kendi C vitaminlerini kendileri yaparlar.
Dışarıdan almaya ihtiyaç duymazlar. Acaba Tanrı neden köpekleri daha fazla sevmiştir bu konuda?
Eski yüzyıllarda uzun deniz yolculuklarına çıkan gemiciler bu hastalıktan ölürken gemideki köpeklerin başına birşey gelmemiştir.
Eğer bu olay evrimsel süreçteki kör rastlantı sonucu değil, bilinçli bir tasarım ürünü olarak oluştuysa,
belli ki Tanrı gemi yolculuğuna çıkacağını bildiği kullarını değil, gemideki köpekleri kollamayı tercih etmiştir.
insülin
Günümüzde şeker hastalarının kullandığı tüm insülin genetik mühendisliği yoluyla genlerinde değişiklik yapılmış
E.coli bakterisi (ki bu bakterinin normalde yaşadığı yer insan kalın bağırsağıdır) yoluyla üretilir.
Gerçek insan genleri rekombinant teknikleri kullanılarak bakterinin DNA'si içine katılmıştır.
Böylece bu bakteriler bildiğimiz insan insülini üretirler. Öyle gözüküyor ki bizi insan yapan biyokimyasal
yapıyla mikropları mikrop yapan biyokimyasal yapı aynıdır ve görüldüğü gibi birbiriyle kolayca değiştirilebilmektedir.
Bu biyokimyasal bir ortaklıktan başka ne anlama geliyor olabilir sizce?
Göz
Göz denen organ söz konusu olduğunda yaratılışçılar önce tipik söylemleri olan göz gibi bir organın basitten karmaşığa gelişemeyeceği,
yarım bir gözün hiçbir işe yaramadığını falan söylerler.
Fakat Darwin'in bile o zamanlar gözlediği göz gelişiminin çeşitli aşamalarındaki canlılar bunu çürütmekte ve tam tersi
evrim lehine delil üretmektedir. Birkaç tane ışığa duyarlı hücreden, fincan şeklinde fakat merceksiz reseptörlere,
oradan insan gözünden çok daha keskin kartalların gözüne kadar çeşit çeşit gelişmişlik düzeyinde göz bulunmaktadır doğada.
Yarım gözle veya 1/100'luk gözle yaşayan pek çok canlı bulunmaktadır, günümüzde bile.
Ayrıca, insan gözü, bir mühendislik hatasıdır! Retinanın içi dışı terstir.
Sinirler ve kan damarları retinanın ışığa duyarlı kısmından geçerek bir kör nokta oluştururlar ve ışık reseptörü hücrelerinin
önünde dağılırlar. Böylece ışık bu fiberleri geçip reseptörlere ulaşmak zorundadir. Neden sinirler ve damarlar
reseptörlerin arkasında değildir? Böylece yoldan çekilmiş olurlardı ve bir kör noktamız olmazdı.
Örneğin mürekkep balığının gözleri öyledir. Evrim elindeki materyalle çalışmak zorunda olduğundan,
ancak eldeki mevcut sistemi kullanabilir adapte olmak için. iste bu durum bu tür tuhaflıklara yol açabilir.
Mutlak bir yaratıcı böyle bir hata yapar mıydı? Hele de daha önce yarattığı canlılarda bu hatayı yapmamışken.
Bu arada, gözde başka bir kötü tasarım örneği: insan gözünün görme açısı 120 derecedir ki bu yanları ve arkayı doğru dürüst
görmemize engeldir. Örneğin kuşlarinki türünde bir göz yerleşimiyle görme açısı cok daha artmakta ve arkayı kısmen
görmek de mümkün olmaktadır. Gözün odaklanma hızının AZLIĞI da bir baskası. Bazı yaratılışçıların iddialarının aksine.
Sonuçta göz, eğer bir kusursuz yaratıcının tasarımıysa, kusursuz bir yaratıcı için fazla kusurlu bir yaratımdır.
Mikroorganizmalar
Mikroorganizmalar niye vardır? Bunların yaratılmasının mantığı nedir? Ayrıca Nuhun gemisine mikroorganizmalar
nasıl alınmış ve yerleştirilmiştir? (Nitekim sayısız mikroorganizma vardır dünyada ve pek çoğu ancak belli ortamlarda yaşar).
insan embriyosu
insan embriyosu, gelişme sürecinde, özellikle çok küçükken kuyruğa ve solungaç yarığına sahiptir.
Tüm memeli, kuş, reptil, amfibi ve balık embriyoları da öyle. Embriyonun gelişim sürecini herhangi bir biyoloji
kitabından kare kare izlerseniz, bunu kendi gözlerinizle görebilirsiniz. (Evet, Haeckel benzerlikleri vurgulamak
için çizimlerinde değişiklik yapmıştır ve emriyo sürüngen ve maymun aşamalarından geçmez, ama kuyruk ve solungaç yarıklarını
Haeckel icat etmedi. Onlar oradadır).
Yirmilik dişler
Çoğu kişinin ağzı yirmi yaş dişlerinin tam olarak çıkmasına izin vermeyecek kadar küçüktür.
Bazılarında bu dişler hiç dişarı çıkmaz, bazılarında ise örneğin üsttekiler çıkıp alttakiler çıkmaz (ya da tersi)
ve bu yüzden bu dişleri çiğneme için kullanamaz pek çok kişi. Pek çok kişide bu dişler çürümeye ve ağız problemlerine yol açmaktadır.
Öyleyse, ya bu dişler evrimsel bir kalıntıdır, ya da yüce yaratıcı tuhaf bir iş yapmış ve ağzımıza bu hiçbir işe yaramayan ve
sadece dert kaynağı olan fazlalık dişleri koymuştur.
Ani irkilmeler
Her insanın zaman zaman yaşadığı ani irkilmelerin veya uykudan irkilerek uyanmalarin sebebi nedir?
Evrimin güzelliği böyle ilgisiz görünen konuları bile açıklayabilmesidir. Örneğin evrim biyolojisine göre bu tür
irkilmeler ağaç dallarında uyuduğumuz zamanlardan kalma evrimsel bir tepkidir.
Denge hissinde olan en ufak bir değişiklik veya çevredeki bir ani hareket, bizde bu ani irkilmelere sebep
olmakta ve eğer uyuyorsak uyandırmaktadır. Peki yaratılışçılığın bu irkilmeler için açıklaması nedir? Daha doğrusu
"Tanrının işine akıl sır ermez" sözünden başka bir açıklamaları var mıdır?
Fosiller
Fosiller yaratılışçıların her zaman başını ağrıtmıştır. Her şeyden önce, soyu tükenmiş türlerin mükemmel bir yaratım ürünü
olan bir evrende işi yoktur. Ayrıca bir diğer sorun da, fosillerin çok fazla çeşit ve sayıda olmalarıdır. Yaratılışçılar,
soyu tükenmiş canlılara ait yorum yaptiklarında genellikle çok komik duruma düşmektedirler.
Örneğin yaratılışçılar tarafindan bu konuda yapılan birkaç yorumun örneği:
* Dinozorlar çok büyük olduklarından Nuh'un gemisine sığmadılar ve çamura gömülüp öyle ölüp kaldılar.
(Dinozor çağının çok daha küçük yaratıklarına ne demeli peki? Hem hani Nuh bütün canlılardan birer çift almıştı gemisine?
Hem zaten dinozorların nesli 50 milyon yıl önce tükenmiştir. Hani Nuh tufanı 6500 yıl önce olmuştu?)
* Soyu tükenmiş canlılar Nuh'un gemisindeydi, fakat sonradan öldüler.
(Acaba Nuh Seismosaurus ve T-Rex gibi devasa dinozorları gemisine nasıl sığdırdı?)
* Fosiller canlı kalıntısı değildir. Şeytanın veya materyalist bilimin uydurması olan şeylerdir.
* Fosiller canlı kalıntısı değildir, Tanrı tarafindan inancımızı sınamak için yaratılmış şeylerdirler.
Açıklama yapmak zorunda bırakıldıklarında yaratılışçıların ağzından bu konularda çıkabilecek iddialarin içeriğine bir bakın,
sonra da gelin evrime saldırırken gösterdikleri sofistike performans ile karşılaştırın.
Evrime saldırırken bilimsel görünen ve moleküler biyolojiden, vs örnekler veren bireylerin,
son derece basit sorulara gelince nasıl saçmalayabildiğini görmek insana hayret veriyor.
Geçiş fosilleri
Yaratılışçıların cahil olanları basitce "Ara geçiş formu yoktur" deyip çıkarlar işin içinden.
Konuyla ilgili daha fazla okumuş ve muazzam sayıdaki fosil bulgusunun birkaçından haberdar olan biraz daha fazla bilgi sahibi
yaratılışçılar ise, kademeli geçişi gösteren örneklerde bile sadece bir noktada çizgi çekip, örneğin şu taraf insan,
şu taraf maymun der çıkar işin içinden. Eğer birbaşka fosil daha bulunur ve tam bu iki bölgenin arasına denk gelirse,
bunu sadece alt ya da üst gruptan birine dahil etmekle yetinirler. Gelişimin aşamaları ne kadar açıkça görünüyor olursa olsun,
geçiş görmemekte direnir ve ara geçiş fosili eksiğinden yakınmaya devam ederler. A ile C arasında geçiş formu olmadığını söylerler.
Bir süre sonra B bulunduğunda, bu sefer, A ile B ve B ile C arasında ara geçiş formu olmadığını söylemeye başlarlar.
Ne kadar örnek getirirseniz getirin bu onları tatmin etmeye yetmez, çünkü ara geçiş formu olmadığını baştan kabul etmişlerdir.
işin komiği değişik yaratılışçı uzmanlar, örnegin insan ile maymun arasındaki çizgiyi değişik noktalarda çekmektedirler.
Çakal benzeri bir yaratığın balinaya dönüştüğü fikrini reddederler, fakat hemen ardından bilim adamları Ambulocetus,
Pakicetus, Prozeuglodon ve pek çok diğerlerini çıkarır.
Kertenkeleler kanat geliştirip kuş tüyü çıkaramazlar derler, ardından Archaeopteryx bulunur.
Tabi bunun sahte olduğunu iddia ederler. Ama hemen ardından Protoavis, Sinornis, Hesperornis ve Ichthyornis gelir.
Evrimcilerin tüm kara canlılarının denizden çıktığını söylemesine karşılık, nerede ara formlar diye sorarlar,
karşılarına Eusthenopteron, Panderichtys ve Acanthostega getirildiğinde bunu görmezden gelirler.
insan ile maymun arasında geçiş yoktur derler, ardından Lucy örnek verilir (Australopithecus afarensis), fakat bunu beğenmez,
başka geçiş formları sorarlar. Sonra A. ramidus, africanus ve H. Habilis ve Erectus getirilir örnek olarak,
aşamalı geçişi gösteren her örnekten sonra, o örneği bir tarafa (insan ya da maymun) dahil edip başka örnek istemeye devam ederler.
Tabi bunlar yaratılışçıların biraz daha işin içinde olanlarının yaptıkları.
Yaratılışçılığa inanan pek çok kişinin bu bulgulardan haberi bile yoktur.
insan Gen haritası
Gen haritasi projesi DNA?mızı daha eski türlerden miras aldığımızı kanıtlamıştır.
Reptillerle, böceklerle, bakterilerle, solucanlarla ve balıklarla ortak genler paylaşıyoruz.
Çok sayıda işe yaramaz DNA'ya sahibiz ve bunun tek açıklaması bu DNA'ları miras aldığımız ilkel türlerdir.
Tüm bilim adamları bu bulgulardan emindir.
Bu örnekler sayı olarak çoğaltılabilir. Evrimin yığınla kanıtı olduğunu hep söylüyoruz.
Fakat bu kadar örnek bahsettiğimiz noktayı göstermek için yeterlidir. O da evrimin bir gerçek olduğu,
"Evrim Teorisi" nin adına hala teori denmesine rağmen ("izafiyet teorisi" gibi) aslında artık bir bilimsel gerçek
olduğu ve bilim dünyasında işin gerçekten içinde olan hiçbir uzmanın artık bundan şüphesi olmadığıdır.
Amerikan NAS (National Academy of Science-Ulusal Bilimler Akademisi)'nin ünlü evrim-yaratılışçılık
mahkemesinde bilirkişi raporu olarak sunduğu, tümü nobel ödüllü bilim adamları tarafindan yayınlanan bildiri ve buna
dayanarak mahkemenin evrimci kanat lehine karar vermesi bunun bir göstergesidir.
Evrimi bilim adamları tartışmaz. Daha doğrusu bilim adamları evrim var mıdır, yok mudur diye tartışmaz.
Evrim nasıl olmuştur diye tartışır. Evrimin var olup olmadığını tartışanlar hala dinin etkisinden kurtulamamış,
evrime karşi çıkarak farkında olmadan bilime, gelişmeye ve uygarlığa karşı çıkan, içlerinde iyi niyetli
ve halk için iyilik yaptıklarını zanneden, fakat bu uğurda, topluma ve insan uygarlığına en büyük kötülüğü
yaptıklarının ve geriliğe, karanlık çağlara, ilkelliğe, cahilliğe ve despotluğa yol açtıklarının bilincinde olmayan dinci kesimdir.
işin tuhaf yanı, evrime inanmıyorlarsa, bu ve bazi başka konularda kendi teorilerine dayanarak açıklama getirmeleri beklenir,
fakat yaratılışçılardan bu konuda çıt çıkmaz. Kutsal kitaplardaki yaratılış hikayesiyle çelişmeyen bir alternatif açıklama
yapmaya yeltendikleri durumlarda ise oldukca komik duruma düşerler.
Eger yaratılışçılık, iddia ettikleri gibi alternatif bir teoriyse, mevcut gözlemleri
ve evrim teorisinin iyi ya da kötü açıkladığı noktaları aynı başrıyla veya daha iyi açıklayabilmelidir.
Peki yaratılışçıların bu konulardaki açıklamaları nerededir?
Örneğin, yaratılışçılık teorisine göre evren ve canlılık ne zaman yaratılmıştır?
Tüm canlılar bir arada mı, yoksa kademe kademe mi yaratılmıştır? Eğer kademe kademeyse, hangisi önce,
hangisi sonra ve hangi sırayla yaratılmıştır? Canlılarda hiç mi değişiklik olmaz, yoksa biraz olur mu?
Olursa ne kadar olur? Ve en önemlisi, nasıl olur?
Neden fosil yataklarında değişik dönemlere ait kademe kademe canlı kalıntıları var? Neden bir tabakadaki canlı
kalıntıları diğer tabakadakilere uymuyor? Neden aralarında geçişler gözleniyor?
Bunca canlı türünün yok olmasının sebebi nedir? (şimdiye kadar yaşamış canlıların %99'undan fazlasının soyu tükenmiştir).
Allah soyunu tüketeceği bunca canlıyı niye yaratmıştır?
Dinozorları ve soyu tükenmiş diğer canlıları yaratılışçılar Nuh tufanıyla açıklamaya kalkıyorsa eğer
(ABD'deki yaratılışçıların yaptığı gibi), o zaman zaten büyük bir saçmalığın içine batiyorlar demektir.
Nuh tufanı efsanesinin elle tutulur yanı yoktur. (Lütfen bu sitedeki bu konuyla ilgili yazıyı okuyunuz).
Çocukların bile gördüğü yüzlerce saçmalığı vardır bu hikayenin.
Uzun lafin kısası, yaratılışçıların yaptığı şey evrime saldırmaktan ibarettir. Evrim-yaratılışçılık tartışmalarında
(halk önünde yapılanlar, vs dahil), tek yapılan insan etkileme ve tartışma teknikleri (demogoji, vs)
kullanarak tartışma sanatı sergilemektir. Evrimcileri savunma pozisyonunda tutup olur olmadık iddialarla
evrim teorisine saldırıp dururlar. Unutmayın, maksat polemik yapmaksa en sağlam şeylere bile saldırırsınız.
Rüyada olmadığımızı ve dış dünyanın gerçek olduğunu kanıtlamaya bir çalışın bakalım? Böyle bir konunun ne kadar derinine inerseniz,
o kadar polemik yapabilir, o kadar kafa karıştırabilirsiniz. Birisi matematiksel denklemlerle 1=2'yi kanıtladığını bile iddia etti
bir tarihte. Ciddiye alanları ise karatahta başında uzun uzun denklemlerle oyaladı durdu.
Birşeye karşı gelmek istiyorsaniz, yerçekiminin olmadığı, 1'in 2'ye eşit olduğu,
dünyanın yuvarlak olmadığı gibi konularda bile polemik yapabilirsiniz. (Dünyada hala dünyanın düz olduğuna inanan insanlar
olduğunu biliyor muydunuz? Hatta örgütleri bile var "Flat earth"culer diye).
Çünkü yaratılışçılık alternatif bir bilim değil, sadece evrime karşı çıkma bilimidir. Yaratılışçılıkla ilgili tüm kitaplar,
web siteleri, vs. de ortak olarak gözleyebileceğiniz tek sey evrimin sağına soluna saldırma gayretleridir.
Sorulara alternatif cevap verme gayreti değil.
ABD'deki yaratılışçılar yine de biraz daha benzetmişlerdir fikirlerini teoriye.
Sorulan sorularin bazılarına alternatif açıklamalar vermeye çalışırlar.
Ama bizim yerli yaratılışçılarda (örneği Harun Yahya'nın sayfasında),
öyle birşeye rastlayamazsınız. Doğayla ilgili hiçbir gözleme, yukarıda sözünü ettiğim noktaların hiçbirine verilmiş
doğru dürüst bir yanıt ve açıklama bulamazsınız.
Çünkü açıklama yapmaya kalkarlarsa, dini kaynaklarla çelişmemek zorundadırlar.
Bu da günümüz bilimiyle örtüşen tutarlı açıklamaları imkansız hale getirir.
Örneğin yaratılış hikayesinin Kuran'da nasıl geçtiğine bir bakalım:
Allah bir gün melekleriyle otururken, canı birden bire Adem'i yaratmak ister ve 'ben yeryüzünde bir Halife yaratacağım' der.
Fakat melekler bu işten hoşlanmazlar ve 'kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?' derler.
Fakat Allah 'sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim' der. (Bakara-30)
Meleklerin uyarisina aldırmayan Allah, 'kuru çamurdan, degişken balçıktan' iki eliyle(!) (Sad-75) biçim verip (Secde-9) insani yaratip,
ona kendi ruhundan üfler. (Hicr-26-28-29) Daha sonra yarattığı insandan (ki bu insan Adem'dir), onun eşini yarattı.
(Zumer-6) Bu eşin adı batı dillerindeki karşılığı 'Eve' olan 'Havva'dır. Kuran'da Havva adı geçmez, pek fazla da konu edilmez.
Ademi yarattıktan sonra, meleklerle Adem'i bir araya getirip, hepsini imtihan eder. 'Eger sözünüzde samimi iseniz,
onlarin ismini bana söyleyin' der. ('Onların ismi' ne demektir bilinmez, çünkü Kuran bu konuyu açıklamıyor.)
Melekler 'onların ismini' bilmediklerinden cevap veremezler. Daha sonra Allah Adem'e dönerek;
'Ey Adem haber ver onların adlarını' der.
Adem 'onların ismini' şakır şakır söyler. Fakat Allah burada hile yapmıştır, çünkü imtihandan önce 'onların ismini'
Adem'e öğretmiştir. (Bakara-31-32-33)
Bu şekilde Adem'in daha , üstün olduğunu ispatlayan Allah, bütün meleklerden Adem'in önünde secde etmelerini ister.
iblis (Şeytan) dışındakiler, Adem'e secde ederler. (Bakara-34) Allah Şeytan'ın neden secde etmediğini sorduğunda,
Şeytan gerekçesini söyler; 'beni ateş'ten onu çamur'dan yarattın; ben ondan hayırlıyım.' (Araf-12, Hicr-33)
Daha sonra Allah ile Şeytan arasında geçen tartışma ise şöyledir:
'o halde in oradan. Senin haddine mi orada büyüklük taslamak! Hadi çık sen alçaklardansın.' (Araf-13)
'Dedi: insanların dirileceği güne kadar bana süre ver.' (Araf-14)
'Buyurdu: 'Süre verilenlerdensin.' (Araf-15)
'Dedi: Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yerin üzerine kurulacağım.' (Araf-16)
'Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından musallat olacağım. Bir çoklarını şükreder bulamayacaksın.' (Araf-17)
'Allah buyurdu: Çık oradan. Yenilmiş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki cehennemi tamamen sizden dolduracağım.
Fakat görüldüğü gibi Araf-12'den başlayıp Araf-19'a kadar olan bölüm, tamamiyle Şeytan'in Allah'a (yani yaratıcısına)
meydan okuması şeklindedir ve yüce yaratıcı böylesi küstah davranışa karşı hiç bir yaptırım uygulayamamaktadır.
Ve hatta şeytan kariısındaki aczini, insanlari cezalandırarak gösterir. Çünkü o ana kadar cehennem diye bir şey yokken,
birdenbire cehennem ortaya çıkıverir. Bu diyalog'da cok daha önemli bir ayrıntı daha vardır; henüz yaratılmış insan
(Adem ve Havva - 'Sizi bir tek canlıdan yarattı; sonra o canlıdan onun eşini vücuda getirdi...' Zumer-6) Allah'ın yanındayken
(yani henüz cennet'den kovulmamış), bu tartışma içinde birçok insanlardan bahsediliyor. Allah da daha ortada olmayan insanları da,
cehenneme dolduracağını söylüyor! Bu iki anlama gelir ya bu olaylar cennette yaşanırken dünyada zaten insanlar vardi,
ya da Allah ile Şeytan ilerisi icin aralarinda planladiklari olayı, kimseye sezdirmeden dramatize ediyorlar...
Bana göre ikinci şık daha kuvvetli bir ihtimal. Çünkü büyük bir güce sahip olan Allah'ın,
kendi yarattığı bir yaratık karşısında bu duruma düşmesi ve durup dururken cehennemden bahsetmesi,
ayrıca 'yeryüzüne bir halife yaratacağını' (Bakara-30) söylemekle kurgulanmış bir plan hakkında kopya veriyor gibi...
Hikayenin sonrasi malum; Allah Adem ve Havva'ya cennet'de yaşamalarını, fakat bir ağacın meyvesinden uzak durmalarını söyler.
Kovulmasına rağmen her nasılsa hala cennet'de bulunan Şeytan, onları kandırıyor ve yasak meyve'den yemelerini sağlıyor.
Çok kızan Allah her ikisini de 'birbirlerine düşman olarak' (nedense!!?) indiriyor.
(Araf-24) iyilik ve güzellik tanrısı insanlari (yoksa sadece kadinla erkeği mi?) peşinen birbirine düşman olarak dünyaya,
ölümlüler olarak gönderiyor.
Görüldüğü gibi yaratılış ve takip eden olaylar kısaca budur.
Bu hikayenin elle tutulur yanı var mıdır? Biraz düşününce görülecektir ki yaratılışı çürüten evrim değil, sağduyu ve bilimdir.
Bilim, ilk insan konuşamaz der, oysa Adem konuşur.
Bilim ilk 3 Milyar yıl oksijen yoktu der, oysa Adem nefes alır! Yani dünya yaratıldıktan 3 milyar yıl sonra 'yaratılmış' olmalıdır.
Allah koyun, keçi, sığır, inek yarattım der.
Bilim ise, böyle hayvan türlerinin doğada bulunmadığını ve bu hayvanların, yabani hayvanlarin birkaç bin sene önce evcilleştirilerek,
insanlarca "yapay seleksiyon" a tabi tutularak, bu hale getirilmesi yoluyla üretildiğini söyler.
5.000 sene önce armutun acı, mısırın 2-3 santim olduguna yaratılışçıların itirazi var mıdır?
Neden insan yaşamayan yoğun ormanlık, vs yerlerde, koyun, keçi; inek; sığır, washinghton portakal vs bulunmaz?
Yaratılışçılar evrime karşi bilimle saldırıyor izlenimi verirler ama yaratılışçılığı çökerten bilimdir.
Evrim de zaten bilimin bir parçasıdır. Bilimden bağımsız birşey değildir. Yaratılışçıların evrim karşıtlığı,
açıkça bilim düşmanlığıdır.
Sözde bilim ("pseudo science"), insan uygarlığının gelişiminin önündeki en tehlikeli engellerden biridir.
Yaratılışçılık ise en popüler "sözde bilim" örneklerinden biridir.
bazı bilgisizler, kitap okuma noksanlığı olan insanlar tarafından malesef bu teori "karışım" gibi saçma sapan kelimelerle beraber kullanılmıştır.
bilmeyenler için; evrim teorisi insan-maymun karışımını değil, insan ırkının maymun ırkından geldiğini anlatmaya çalışan bir teoridir. teori şeklinde kalmış, kanunlaşmamıştır.
hala anlamayan arkadaşlar için evrimi tanımlamak gerekirse "Evrim, bir canlı popülasyonunun genetik kompozisyonunun zamanla değişmesi anlamına gelir"
şimdiki maymunlar niye maymun kalıyor keçilerin boynu uzamıyor o zamnkilerin yedikleri içtiklerinden mi diye merak ettiğim yıllardır tori olup kanunu durumuna geçemyen ama hala ateşli savunucularının olduğunu inanamadığım teoridir.darwinin kendinin inanıp inanmadığı merak konusudur.
evrim bilmeyenler tarafından sürekli eleştiriye maruz kalan teori.
evrim teoridir , kanıtlanmamıştır,henüz kanun olamamıştır gibi eleştiriler vardır.evet kabul ediyoruz evrim teoridir,kanun olamamıştır.peki güzel kardeşim sen hiç google'a teori yazıp ne demektir diye baktın mı ? hayır. fakat baksaydın ,teorinin anlamının 'ispatlanmış gerçek' olduğunu görebilirdin.
'evrim teoridir ben kabul etmiyorum' diyenlerin zamanında çözdükleri matematik sorularından zerre haberleri olmadığını üzülerek görüyorum.yahu kardeşim senin çözdüğün en basitinden bir kümeler bile teoridir,matematik diye yazın google'a kaç kanun görebileceksiniz.
üşeniyorsan ben sana yazayım güzel kardeşim.
-kaos kuramı
-kümeler teorisi
-olasılık kuramı
-sayılar teorisi
son olarak arkadaşım,birşeyin kanun olabilmesi için her yerde aynı sonuca ulaşabilmesi gerekir.evrimi uzayda kanıtlayabilir miyiz ? hayır.fakat evrim hakkında elde edilen bilgiler yeterlidir.ispatlanmıştır.bilimsel geçerliliği vardır.aksi takdirde bu kadar fen fakültesinde bu dersin hala okutulması düşünülemezdi.bu basit mantıkla bile evrimin kanıtlanamadığını söylemek cehalletten başka birşey değildir.
18. yüzyılda ateizmin kurtarıcısı olarak Darwin tarafından ortaya atılmış, 21. yüzyıl ateistlerinin de halen inandığı ve bilimsel dayanak diye öne sürdükleri, ispatlanması için kırk takla atılan ama hala ispatlanmamış olan teoridir.
'aslına bakılacak olursa evrim karşıtlarının buna verilecek yanıtları yoktur. çünkü canlılar değişmek zorunda kalıyorlarsa o zaman mükemmel yaratıldıkları nasıl savunulabilir? ya da, yok eğer her defasında tekrar tekrar yaratılıyorlarsa o zaman yaratıcının mükemmel bir dizayn yapamadığı, her seferinde yaratımlarında yeni "ayarlama"lar yapmak zorunluluğunu duyduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. işte bu, evrim karşıtı düşüncenin içinden çıkamadığı ve hiçbir zaman da çıkamayacağı bir konudur."
demiş koskoca prof. izzet duyar. güya bize ayar vermişmiş.
ben bir evrimci olsam bile bu gerzek düşünceye şu gözle bakarım; dünya için mükemmel bir ulaşım aracı olan mercedes'i ay'a götür bakalım mükemmel yolculuk edebiliyor musun? şimdi bir mercedes düşünün ki ay'a götürünce tekerlekleri büyüyor ve motor itici olarak benzini değil elektriği kullanmak yönünde değişiyor. şimdi normal bir mercedes'e göre daha 'mükemmel' bir mercedes olmaz mıydı bu? saçmalamış vesselam.
ikincisi: ayarlama nerede. bir yerinden bir şeyler uydurup kendi uydurması üzerinden soru sormuş. milyonlarca yıldır en ufak değişim göstermeyen bitkiler, böcekler, hayvanlar var. bunlara ne diyeceksin?
bir böcekteki renkler ve aheng de bir evrimcilerin asla içinden çıkamayacağı problemdir. neden güzeller? buna nasıl karar vermiş, nasıl uygulamışlar?
canlı türlerinin tek bir kökten evrime tabi olarak geldiği bir gerçektir. bunun tartışması yoktur. burada bilimin tartıştığı şey evrim'in, darwin'in gösterdiği şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğidir.son yüzyıldır, ilk söylediğim anlamı ile evrim'in olmadığına dair bilimsel bir platformda hiçbir söz söylenmemiştir. bilimsel platformlarda tatışılan ise evrim'in nasıl olduğuna dair teorik tartışmalardır.
canlı türleri evrilmedi, yaratılış ile var oldu diyenler ise sonsuz bir cehalet içinde çırpınan, evrim ile ilgili olarak gerçekten bilimsel tek bir metne bile göz atmamış homo sapiens sapienslerdir.
hiç bir kanıtı yoktur gibisinden ahkam kesenler nedense teorinin tezlerine antitez üretmekten acizdirler. ama işte bu elemanlar "bilimsel dayanağı yok" deyince millet de bunları bir bok zannediyor.
neredeyse kanun olacak bu teoriye inanma arkadaş tamam, zekan o kadar der geçerim de hani kanıtların, hani anti tez?
sen ilk başta inandığın dinin elçisine verildiği düşünülen ilk emri yerine getirmiyorsun, okumuyorsun. evrim teorisini adam akıllı okuyan ve anlayan adam böyle saçmalamaz.
her önüne gelenin gün içerisinde defalarca çürüttüğü ya da kanıtladığı hatta kanun olduğunu iddia ettiği ya da salladığı teoridir. ağızlara sakız olmuştur. donunu çekmeyi beceremeyen adamların elinde oyuncak olmuştur. ben de inanmıyorum bu teoriye ama her an çocuksu cümlelerle çürüttüğümü de söylemiyorum.