siyah gözlü, güler yüzlü 1, 65 boylarında, omzuna kadar gelen şelale gibi saçları ile güzel bir kız edanur.
edanur yaşar'a deli gibi aşık. aslında bu benim değil onların hikayesi. birbirini deli gibi seven iki aşığın hikayesi. yaşar edanur'a eda der. edam...
yaşar'la geçtiğimiz yaz evlendiler. bu evlilik müessesesine güle oynaya girdiler. yaşar hemen yan dairemizde oturuyor. aslında yaşar anne ve babası ile kalıyordu ama eda ile evleneceği için babası memlekete taşındı. evi de komple yaşar'a verdiler. yaşar da davullu zurnalı düğün yaparak müstakbel karısı eda'yı evine aldı. düğünleri o kadar güzeldi ki yaşar davulun üstüne çıkıp güm güm diye eğilip tokmak bile vurdu.
salon ışıl ışıldı...
baya içti genç damat. zaten bu onun düğünüydü. çılgınlar gibi eğleniyorlardı.
hoş, ne zaman alem yapsak yaşar zaten sürekli eda'dan bahsederdi. askerlik gibi şafak sayardı evlilik için. 45 gün kaldı, 28 kaldı, 9 kaldı... ve yarın evleniyorum beyler dedi.
evlendiler işte. salon hakikatten ışıl ışıldı...
gözlerinin içine baka baka dans edip halay çektiler. halay başı olsun diye yaşar'a ışıl ışıl parlayan mendil bile verdiler.
elim yaşarın omzunda, ekrem'in eli benim omzumda terleyene kadar tepindik düğünde.
her yer ışıl ışıldı... inanılmaz güzeldi salon...
gün onların günüydü. orkestra bile hemencecik dağılmasın diye para sıkıştırdık elamanlara. gece 12'lere kadar müzik hiç susmadı. yaşlı tayfa gitti ama gençler kopmaya devam ettik.
disko topu ışıklar saçıyordu. daha önce söyledim mi bilmiyorum ama gerçekten ışıl ışıldı her yer.
ve daha da fazla aşıkları bekletmeyelim deyip usul usul biz de vodkamızı çekip voltamızı aldık.
çorbacı falan derken gittik ekrem ile eve.
yan dairede yaşarlar var. geri zekalı anne ve babası da evde. yani kapı önündeki ayakkabılardan tanıyor insan onları işte. ses geliyor içeriden. sohbet ediyorlar. gerdek gecesinin daha ilk gününden kaynana golünü atıyor. hemi böyle rövaşata atıyor. tam 90
gelin nasıl sinir oluyordur kim bilir. artvin'li bunlar. o saatte otobüs yokmuş memlekete.
neyse işte sabah olunca bunlar vedalaşıp memlekete doğru yola çıkıyor. saat 11 civarı. günlerden pazar. biz de ekrem'le işe gitmediğimizden duyuyoruz bunları. yaşar'ın anne ve babası binadan komple çıkınca kıyamet kopuyor.
- yaa ne kadar düşüncesiz bi anne baban var yaa.
- bana niye kızıyorsun eda. ne yapsaydım kovsa mıydım?
- balayına da götürmediniz, kendi evimi bile zehir ettiniz bana zehir.
- eda ağlama... edaa. edaaaaa...
daha 1. gün...
ilk gözyaşı...
edanur ağlıyor...
ve günler günleri kovalıyor. her hafta muhakkak kavga sesi. susmuyorlar hiç. aslında çıkarmaları gereken tek ses ''ohşşş uvvv'' olması gerekirken '' lanet olsun sana, ahhh, offf, şerefsiz... '' oluyor. yaşar bunalımda... eda da arada bir annesine gidiyor. belki bir daha dönmemek için gidiyor ama dönüyor işte. yaşar da sıkıldıkça bizim kapıyı çalıyor. açıyorum kapıyı, yaşarın surat bir karış. elinde bi kara poşet bira '' içelim mi? '' diyor.
kendimce nasihatler veriyorum. siz aşıktınız neden böyle oldunuz? sen de artık bırak şu içkiyi evlisin artık gibisinden yaşar'a kızıyorum. kusura bakma kardeş ama sizi mutlu görene kadar bir daha seninle bu evde içmeyeceğim yaşar diyorum. ekrem de hemfikir.
çünkü içip içip edayı dövmeye başlıyor. neden suçlu biz olalım ki?
sevgiliyken üstlerine titreyen bu iki çift şimdi birbirlerine tahammül dahi edemiyorlar. zaten bir beraberlikte tahammülsüzlük varsa o iş bitmiş demektir. bu saatten sonra yaşar ağzıyla kuş tutsa '' neden kanadını kırdın '' olur. tahammülsüzlük demek '' bu iş artık bitti, boşuna uğraşma '' demektir. onların da her şeyi bitiyor...saygı, sevgi, tutku hiçbir şey yok...
edanur hep ağlıyor...
geçtiğimiz aralık ayında haddimiz olmadan ekrem ile kapılarını çalıp kavgalarını durdurduk. yaşar kızdı bize. '' abi girin içeri kendi işinize bakın siz '' dedi. edanur da halının tam ortasına oturmuş saçlarını yolarak ağlıyordu...
ne ekrem, ne de ben bir daha konuşmadık yaşarla.
yaşar artık eski yaşar değil.
her akşam içen, içtiği zaman eda'yı döven, bağıra çağıra konuşan serseri tipli biri olup çıkıyor yaşar. bina merdivenlerinde rastlasak dahi yüzüne bile bakmıyoruz artık...
daha geçen hafta yine kavga etti bunlar.
ama bu sefer ki çok farklı.
'' imdattttttttttttt' diye ağlaya ağlaya çığlık atıyor eda. tv'de beşiktaşın maçını seyrediyoruz. güzel bir gün.
imdaatttt diyor eda. o öyle bağırırken susarlar belki diye düşünüyoruz.
'' imdatttttttt, yalvarırım yardım edinnnnnnnnnnnnnnn ''
bu mudur lan evlilik diyoruz.
'' beni öldürüyorrrrrrrrrrrr ''
tak kapı çalıyor o an. açıyoruz kapıyı alt komşumuz rukiye teyze ve mustafa abi, onun yanında diğer komşumuz cemile abla var. yaşar'la kimse konuşmadığı için bizden yardım istiyorlar. '' sen muhatapsın, çal kapıyı, kötü şeyler oluyor '' diyorlar. gerçekten de bu sefer farklı gibi olay. edanur'un sesi soluğu kesiliyor birden.
ne oluyor acaba içeride?
yaşar'ların kapıyı çalmaya meyl ederken kapı zili sesleri geliyor içeriden. '' kim o?'' diye megafona basıyor yaşar. ''açın kapıyı polis'' diye cevap geliyor aşağıdan. eda polisi aramış. gelen polis. yaşar mecbur bina kapısını açıyor ve polis de yukarıya çıkıyor.
bizi kapıda gören polis '' neler oluyor burada? '' diye soruyor. öyle sorarken yaşar da kendi kapısını açıyor. ayakta zor duruyor yaşar. gözleri kan çanağı olmuş sarhoş bir şekilde kapıya yaslanıyor. noldu diyor. aralanan kapıdan eda'yı görüyoruz. eda her zamanki gibi halının yine tam ortasına oturmuş sessizce ağlıyor. yalnız bu sefer saçlarını değil karnını tutarak ağlıyor. kıvrana kıvrana ağlayıp bize doğru bakıyor. noldu diyor halen yaşar. nolduu?
bu ne acı bi tablo!
evliliği kim böyle hayal ederdi ki? kim böyle olmasını ister? sevgiliyken elele harika pozlar veren, seni seviyorum diyen bu iki çift şimdi ''öl-geber'' diye yalvarıyor.
eda'yı kanlar içinde gören polis hemen ambulansı arıyor.
ah ulan evlilik! öğreniyoruz sonradan her şeyi. eda hamileymiş ve yaşar edaya tekme atarken çocuğunu düşürmüş.
kendi çocuğunu öldürüyor yaşar. bir tekmeyle bitiriyor her şeyi.
birbirini deli gibi sevip evlenen çoğu çiftler gibi bunlar da beceremiyor.
zaten eş seçmek kitap seçmeye benzemez mi? iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir, ancak içeriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur .
bunlar da sonunu getiremiyor. biri polis otosuna, biri de ambulansa binerek evden gidiyorlar. bu sefer salon değil sokaklar ışıl ışıl...
her yer gerçekten ışıl ışıl.
*
evliliğiniz karanlıklar içinde olsa bile birbirinize bakan gözlerinizdeki o ışık asla sönmesin. o gözler parladığı sürece üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir şey olamaz.
bu ara çevremdeki çoğu arkadaşımın içine girmiş olduğu dönemdir.
uzun soluklu bir ilişkiden yeni çıkmış ben olarak bu düğünlere katılırken yanımda eş olması gerekir malesef nereden bakacağımı başlayacağımı bilmiyorum.
Bazen evleneyim cocuklarim olsun esim cikista kafeme gelsin mutfakta bana yardim etsin sonra kahvelerimizi alip karsilikli oturup gunumuzden bahsedelim cocuklarimizi okuldan alip eve gidelim mutlu mesut yasayalim felan istiyorum.
Evim olsun iki katli olsun bodrum kati mutfak olsun giris kat oturma odasi yemek odasi olsun bir ust kat cocuklarin odalari banyo olsun cati kati esimle benim olsun bahcemizde kopek olsun o evde beraber yaslanalim felan da istiyorum.
Bazen de amaan ya diyorum salak misin kizim kendi parani kazan gez dolas eglen. Italya hayalini gerceklestir. Idealist ol bir otel mutfaginin excutive sefi olup orayi yonet cikistada arkadaslarinla biyerler de birseyle icersin diyorum.
Bakalim nolacak sozluk.
Ayrica evlenip hayallerinden ideallerinden vazgecip kendini eve kapatan kadinlari da anlamiyorum. Kocam isten gelecek acaba ne yemek yapsam diye 4 sene okuyorsaniz bosuna okumayiniz. Kontejyanlari isgal ediyorsunuz.
Geçenlerde şunu fark ettim. Şimdi hepimizin etrafında iş yerinde evde sürekli evlen evlen evlen diye tutturanlar vardır bu bir gerçek. Fark ettiğim şu evlen diye baskı yapanların hepsi diğer laf aralarında eşlerine olan güvensizliği ve yaptıkları boktan tartışmaları anlatıyor içinde bulundukları durumun geri dönüşü olmadığı için biz içine girmeyenler için olayı ballandırarak anlatıyorlar. Yani bir x bayan ı size saat 10 gibi evlilik içinde yer alan bir gece önceki yemek sinema vs sıradan bir şeyi ballandırarak anlatırken 2 saat sonra heryere gitme özgürlüğüne sahip birinin yerinde olmayı ne kadar Özlem'le istediğini söyleyebilir söylüyorlar. Onun için herkes önüne baksın Zaman'ı gelince mutlaka olacak yada olmayacak sıkıntı yok.
Rumuz yaş 30 sıkıntısı yapmayan Adam.
Türkiyede evlilik düğün dür nikah değil nikahlı isen beraber yaşayamazsın düğün yapmadan ama düğün yap nikah yapma kimse sana sen resmi nikah yaptın mı demez.
"Evlenen, imanın yarısını tamamlamış olur, kalan yarısı hakkında ise Allah'tan korksun!" Taberani
Sevdiğiniz bir insanla hayatini birleştirerek gerceklestirdiysen ne âla... çok güzel... ama tabiki hayat bu. insan türlü türlü sorunlarla karşılaşabilir. Gerek maddi, gerek manevi bir çok problem yaşanılıyor. işte böyle ufak da olsa problemler baş gösterdiği zaman kadın kocasının, koca da karısının yeni yeni huylarini görmeye başlıyor.
istediğin kadar flört et. Flört ettiğim kişi bu muydu diye düşünürken bulursun kendini...
evlenmeden önce gerçek anlamda tanıyabilmek mümkün değil...
Heh Bir de dünyanın en güzel seyi; bir bebek eklendiyse aranıza..
karınız yorgun, bitkin, çocukla ilgilenirken kendini, evini, ve eşini ihmal ederken koca bu konuda esine sürekli destek verebilir, işten yorgun gelmiş olsa da eşinin dinlenmesi için ev ve bebekle ilgilenebilirse deymeyin keyiflerine...
Demem o ki Karşılıklı çaba ve fedakarlık olmadan mutlu bir yuva kurulamaz, kurulduysa mUtlu devam ettirilemez...
Bence dünyanın en zor olayıdır evlilik. Bir ömür boyunca birlikte olacağın insanı seçmek sıkıntılı bir süreç olsa gerek. Ayrıca birazda tehlikeli. Sevgiliniz olduğu zaman sizi aldatsa üzse canınızı yaksa ayrılabilirsiniz ama evlenmeyi göze aldığınız kişiden kolay kolay vazgeçemezsiniz. iyi yanları da yok değil tabi. Örneğin sabah kalktığınızda akşam yatmadan önce hep sevdiğiniz aşık olduğunuz insanı göreceksiniz. Ne kadar kavga ederseniz edin sonunda aynı yastığa baş koyup sarılarak uyuyacaksınız. Evlilik zor doğru. Ama zor olduğu kadar kutsal bir şey aynı zamanda.
çok abartıyoruz.
boşanmayı da evlenmeyi de.
bunlar olası şeyler.
belli bir yaşa gelmiş herkese evlenmezse kötü gözle bakılıyor.
bu insanların saçma sapan düşünceleri yüzünden biz de çok abartıyoruz işte.
herkes evlenmek zorunda değil.
insanın sevgilisinin olması koca adayı haline getirmiyor o sevgiliyi.
ben sevgili olduğum her Adamla evlilik düşünecek değilim.
hiçbir adam da bunu kadınlar için düşünmemeli.
seks yaptığımı insanlara duyurmak için iki imza atacak değilim herhalde.
neyse, bu sikik düşüncede olanların recmi vacip.
bu entry 30 yaş üstü bekar abisi olan leia dan, biricik abisine ithafen yazılmıştır.
bizim ailede evlenen yok pek sevgili yaşlı kişiler, kafa bulandırmayın.
Evlilik sadece yatağı paylaşmak ve cinsel isteği yerine getirmekle sınırlı olmamalıdır. Ev işlerinde yükünü hafifletmesidir kimi zaman. Öfkelendiğin yada olumsuz bir sorunla karşılaşınca sağduyulu yaklaşıp, akılcı hamlelerle bu durumdan sıyrılmalıdır. Şeytan çünkü bu kurumun zarar içine girmesi için ciddi uğraş verebilir. Ve bakın çevrenize sayısız örnekleri vardır geçimsizliklerin. Bulunduğunuz 24 saatin en iyi geçmesine, belki son gün olacak ve yarın mezarda olunabilecek mantığıyla bu kurumun sağlıklı olması muhtemeldir.
insanların çoğunlukla birbirine tahammül etme zorunluluğu ya da ''doğanın kanunu evlilik elbet birgün olacak'' şeklinde gördükleri şey. evlilik kavramı da içi boşaltılanlar kervanına katıldı böylelikle. özellikle modern dönem dediğimiz şu yaşadığımız çağda. mesela mantık evliliği kavramı... yani kanuni ahlaksızlık.
2 kişilik bir çekirdek aile bile toplumun yansımasıdır kimi zaman. galiba bu hassasiyeti kaybediyor bu toplum.
Helal yoldan cinsel ihtiyacını görmek. Ayrıca bu ibadettir.
Duygusal anlamda iki farklı cinsin birbirinden destek alması hayatın olumsuz durumlarına karşı.
Sinsi, menfaatçi çevreden kurtulup hayatının büyük kısmını evli olduğun insana endekslemen.
Kısaca Evlilik güzel birşey doğru insanla.
mantık evliligini çok saçma buluyorum. bi insanin baska bi insanla hayatını birlestirmesi icin az da olsa sevgiye ihtiyacı var. sonra saygı çok önemli zaten bi süre sonra sevgi saygıya dönüsür.
Daha önceleri toz pembe hayallerimde var olan şimdilerde ise gerçeklikle değerlendirmeye çalıştığım kurum.
iki kişinin anlaşması, birbirini sevip sayması, birbirine alısması...
Sadece kendini değil ikili düşünmektir de denebilir. O ne sever, ne yemek ister, ne yapmak ister, nasıl mutlu olur? Paylaşmayı içerir fazlaca; sevinci, hüznü, acıyı, mutluluğu, sorumluluğu...
Anlasabilecegin kişiyle yapılan mutlu bir evlilik, huzurlu bir yuva çok büyük ve güzel bir nimettir.
evlilik, kendi ayakları üzerinde duramayan, geçinemeyen ailesinin desteği ile birşeyler yapan kendi girişimlerde başarısız olmuş para kazanamayan temel barınma ve gıda masraflarını zar zor çıkartabilen böyle dandik insanlar için biçilmiş bir kaftandır. Çocuğu ya da kızı evlendirelim de geniş bir aile olsun çocuk biri hayattan düşer gibi olursa diğer taraf yardım eder rezil olmayız gibi düşünen bir yapı gibi görüyorum. tabi kimine göre yasal seks yapıyoruz deniyor kimine göre çocuk sahibi olmak içindir tabi efendim tabi yani