Geçenlerde şunu fark ettim. Şimdi hepimizin etrafında iş yerinde evde sürekli evlen evlen evlen diye tutturanlar vardır bu bir gerçek. Fark ettiğim şu evlen diye baskı yapanların hepsi diğer laf aralarında eşlerine olan güvensizliği ve yaptıkları boktan tartışmaları anlatıyor içinde bulundukları durumun geri dönüşü olmadığı için biz içine girmeyenler için olayı ballandırarak anlatıyorlar. Yani bir x bayan ı size saat 10 gibi evlilik içinde yer alan bir gece önceki yemek sinema vs sıradan bir şeyi ballandırarak anlatırken 2 saat sonra heryere gitme özgürlüğüne sahip birinin yerinde olmayı ne kadar Özlem'le istediğini söyleyebilir söylüyorlar. Onun için herkes önüne baksın Zaman'ı gelince mutlaka olacak yada olmayacak sıkıntı yok.
Rumuz yaş 30 sıkıntısı yapmayan Adam.
Bazen evleneyim cocuklarim olsun esim cikista kafeme gelsin mutfakta bana yardim etsin sonra kahvelerimizi alip karsilikli oturup gunumuzden bahsedelim cocuklarimizi okuldan alip eve gidelim mutlu mesut yasayalim felan istiyorum.
Evim olsun iki katli olsun bodrum kati mutfak olsun giris kat oturma odasi yemek odasi olsun bir ust kat cocuklarin odalari banyo olsun cati kati esimle benim olsun bahcemizde kopek olsun o evde beraber yaslanalim felan da istiyorum.
Bazen de amaan ya diyorum salak misin kizim kendi parani kazan gez dolas eglen. Italya hayalini gerceklestir. Idealist ol bir otel mutfaginin excutive sefi olup orayi yonet cikistada arkadaslarinla biyerler de birseyle icersin diyorum.
Bakalim nolacak sozluk.
Ayrica evlenip hayallerinden ideallerinden vazgecip kendini eve kapatan kadinlari da anlamiyorum. Kocam isten gelecek acaba ne yemek yapsam diye 4 sene okuyorsaniz bosuna okumayiniz. Kontejyanlari isgal ediyorsunuz.
bu ara çevremdeki çoğu arkadaşımın içine girmiş olduğu dönemdir.
uzun soluklu bir ilişkiden yeni çıkmış ben olarak bu düğünlere katılırken yanımda eş olması gerekir malesef nereden bakacağımı başlayacağımı bilmiyorum.
siyah gözlü, güler yüzlü 1, 65 boylarında, omzuna kadar gelen şelale gibi saçları ile güzel bir kız edanur.
edanur yaşar'a deli gibi aşık. aslında bu benim değil onların hikayesi. birbirini deli gibi seven iki aşığın hikayesi. yaşar edanur'a eda der. edam...
yaşar'la geçtiğimiz yaz evlendiler. bu evlilik müessesesine güle oynaya girdiler. yaşar hemen yan dairemizde oturuyor. aslında yaşar anne ve babası ile kalıyordu ama eda ile evleneceği için babası memlekete taşındı. evi de komple yaşar'a verdiler. yaşar da davullu zurnalı düğün yaparak müstakbel karısı eda'yı evine aldı. düğünleri o kadar güzeldi ki yaşar davulun üstüne çıkıp güm güm diye eğilip tokmak bile vurdu.
salon ışıl ışıldı...
baya içti genç damat. zaten bu onun düğünüydü. çılgınlar gibi eğleniyorlardı.
hoş, ne zaman alem yapsak yaşar zaten sürekli eda'dan bahsederdi. askerlik gibi şafak sayardı evlilik için. 45 gün kaldı, 28 kaldı, 9 kaldı... ve yarın evleniyorum beyler dedi.
evlendiler işte. salon hakikatten ışıl ışıldı...
gözlerinin içine baka baka dans edip halay çektiler. halay başı olsun diye yaşar'a ışıl ışıl parlayan mendil bile verdiler.
elim yaşarın omzunda, ekrem'in eli benim omzumda terleyene kadar tepindik düğünde.
her yer ışıl ışıldı... inanılmaz güzeldi salon...
gün onların günüydü. orkestra bile hemencecik dağılmasın diye para sıkıştırdık elamanlara. gece 12'lere kadar müzik hiç susmadı. yaşlı tayfa gitti ama gençler kopmaya devam ettik.
disko topu ışıklar saçıyordu. daha önce söyledim mi bilmiyorum ama gerçekten ışıl ışıldı her yer.
ve daha da fazla aşıkları bekletmeyelim deyip usul usul biz de vodkamızı çekip voltamızı aldık.
çorbacı falan derken gittik ekrem ile eve.
yan dairede yaşarlar var. geri zekalı anne ve babası da evde. yani kapı önündeki ayakkabılardan tanıyor insan onları işte. ses geliyor içeriden. sohbet ediyorlar. gerdek gecesinin daha ilk gününden kaynana golünü atıyor. hemi böyle rövaşata atıyor. tam 90
gelin nasıl sinir oluyordur kim bilir. artvin'li bunlar. o saatte otobüs yokmuş memlekete.
neyse işte sabah olunca bunlar vedalaşıp memlekete doğru yola çıkıyor. saat 11 civarı. günlerden pazar. biz de ekrem'le işe gitmediğimizden duyuyoruz bunları. yaşar'ın anne ve babası binadan komple çıkınca kıyamet kopuyor.
- yaa ne kadar düşüncesiz bi anne baban var yaa.
- bana niye kızıyorsun eda. ne yapsaydım kovsa mıydım?
- balayına da götürmediniz, kendi evimi bile zehir ettiniz bana zehir.
- eda ağlama... edaa. edaaaaa...
daha 1. gün...
ilk gözyaşı...
edanur ağlıyor...
ve günler günleri kovalıyor. her hafta muhakkak kavga sesi. susmuyorlar hiç. aslında çıkarmaları gereken tek ses ''ohşşş uvvv'' olması gerekirken '' lanet olsun sana, ahhh, offf, şerefsiz... '' oluyor. yaşar bunalımda... eda da arada bir annesine gidiyor. belki bir daha dönmemek için gidiyor ama dönüyor işte. yaşar da sıkıldıkça bizim kapıyı çalıyor. açıyorum kapıyı, yaşarın surat bir karış. elinde bi kara poşet bira '' içelim mi? '' diyor.
kendimce nasihatler veriyorum. siz aşıktınız neden böyle oldunuz? sen de artık bırak şu içkiyi evlisin artık gibisinden yaşar'a kızıyorum. kusura bakma kardeş ama sizi mutlu görene kadar bir daha seninle bu evde içmeyeceğim yaşar diyorum. ekrem de hemfikir.
çünkü içip içip edayı dövmeye başlıyor. neden suçlu biz olalım ki?
sevgiliyken üstlerine titreyen bu iki çift şimdi birbirlerine tahammül dahi edemiyorlar. zaten bir beraberlikte tahammülsüzlük varsa o iş bitmiş demektir. bu saatten sonra yaşar ağzıyla kuş tutsa '' neden kanadını kırdın '' olur. tahammülsüzlük demek '' bu iş artık bitti, boşuna uğraşma '' demektir. onların da her şeyi bitiyor...saygı, sevgi, tutku hiçbir şey yok...
edanur hep ağlıyor...
geçtiğimiz aralık ayında haddimiz olmadan ekrem ile kapılarını çalıp kavgalarını durdurduk. yaşar kızdı bize. '' abi girin içeri kendi işinize bakın siz '' dedi. edanur da halının tam ortasına oturmuş saçlarını yolarak ağlıyordu...
ne ekrem, ne de ben bir daha konuşmadık yaşarla.
yaşar artık eski yaşar değil.
her akşam içen, içtiği zaman eda'yı döven, bağıra çağıra konuşan serseri tipli biri olup çıkıyor yaşar. bina merdivenlerinde rastlasak dahi yüzüne bile bakmıyoruz artık...
daha geçen hafta yine kavga etti bunlar.
ama bu sefer ki çok farklı.
'' imdattttttttttttt' diye ağlaya ağlaya çığlık atıyor eda. tv'de beşiktaşın maçını seyrediyoruz. güzel bir gün.
imdaatttt diyor eda. o öyle bağırırken susarlar belki diye düşünüyoruz.
'' imdatttttttt, yalvarırım yardım edinnnnnnnnnnnnnnn ''
bu mudur lan evlilik diyoruz.
'' beni öldürüyorrrrrrrrrrrr ''
tak kapı çalıyor o an. açıyoruz kapıyı alt komşumuz rukiye teyze ve mustafa abi, onun yanında diğer komşumuz cemile abla var. yaşar'la kimse konuşmadığı için bizden yardım istiyorlar. '' sen muhatapsın, çal kapıyı, kötü şeyler oluyor '' diyorlar. gerçekten de bu sefer farklı gibi olay. edanur'un sesi soluğu kesiliyor birden.
ne oluyor acaba içeride?
yaşar'ların kapıyı çalmaya meyl ederken kapı zili sesleri geliyor içeriden. '' kim o?'' diye megafona basıyor yaşar. ''açın kapıyı polis'' diye cevap geliyor aşağıdan. eda polisi aramış. gelen polis. yaşar mecbur bina kapısını açıyor ve polis de yukarıya çıkıyor.
bizi kapıda gören polis '' neler oluyor burada? '' diye soruyor. öyle sorarken yaşar da kendi kapısını açıyor. ayakta zor duruyor yaşar. gözleri kan çanağı olmuş sarhoş bir şekilde kapıya yaslanıyor. noldu diyor. aralanan kapıdan eda'yı görüyoruz. eda her zamanki gibi halının yine tam ortasına oturmuş sessizce ağlıyor. yalnız bu sefer saçlarını değil karnını tutarak ağlıyor. kıvrana kıvrana ağlayıp bize doğru bakıyor. noldu diyor halen yaşar. nolduu?
bu ne acı bi tablo!
evliliği kim böyle hayal ederdi ki? kim böyle olmasını ister? sevgiliyken elele harika pozlar veren, seni seviyorum diyen bu iki çift şimdi ''öl-geber'' diye yalvarıyor.
eda'yı kanlar içinde gören polis hemen ambulansı arıyor.
ah ulan evlilik! öğreniyoruz sonradan her şeyi. eda hamileymiş ve yaşar edaya tekme atarken çocuğunu düşürmüş.
kendi çocuğunu öldürüyor yaşar. bir tekmeyle bitiriyor her şeyi.
birbirini deli gibi sevip evlenen çoğu çiftler gibi bunlar da beceremiyor.
zaten eş seçmek kitap seçmeye benzemez mi? iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir, ancak içeriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur .
bunlar da sonunu getiremiyor. biri polis otosuna, biri de ambulansa binerek evden gidiyorlar. bu sefer salon değil sokaklar ışıl ışıl...
her yer gerçekten ışıl ışıl.
*
evliliğiniz karanlıklar içinde olsa bile birbirinize bakan gözlerinizdeki o ışık asla sönmesin. o gözler parladığı sürece üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir şey olamaz.
anlatılanlar kadar zor olmadığını düşünüyorum. kadın dediğin varlık en ufak şeylerden bile mutlu olabiliyor. bir çiçek alıyorsun bütün gün seni sevdiğini söylüyor, iki iltifat ediyorsun hemen çocuklaşmaya başlıyor. kadınlar çok duygusal varlıklar. sevdiğim insanla aynı evde yaşamayı hayal bile edemeyecek kadar güzel buluyorum açıkcası, bütün gün birlikte el ele dolaşmak, akşamları sarmaş dolaş film izlemek ve yatarken saçlarıyla oynayarak uyumayı beklemek.. bunlar harika şeyler değil de ne ki? nedense bi erkek olarak ben hiç korkmuyorum evlenmekten. yeterki sevdiğim beni sevdiğini bildiğim bi insan çıksın karşıma..
bugün artık bu mevzudan kusucam.
gerçekten kusucam.
kimse evlenmek zorunda değil.
zannımca, kimse evlenmek için evlenmemeli.
evlenmeyen insanlara üzülerek bakılmamalı.
erkeklerin egolarinin urunu haline gelmis olan kurumdur. erkekler bir yastan sonra gerek aileleri tarafindan gerek toplum tarafindan saygi gorebilmek icin bir kadina ve cocuga sahip olmak ve onlara bakmak durumundadir yani hem aileler hem de toplum erkekten cok sey beklemektedir. zaten bir kadin ilerleyen yasina ragmen evlenmemisse en fazla evde kalmis kadindir. ben kimse tarafıindan boyle kadinlar icin culsuz, ev idare etmeyi beceremez veya kotu kadin (ki genelde boyleleri herkesden once evlenir) olduklarindan oturu evlenmediklerinin soylendigini duymadim. olsa olsa en fazla cirkin ya da huysuz olduklari rivayet edilir. fakat bir erkek icin ilerleyen yaslarda hala evlenmemis olmak serserilikten, beceriksizlikten tutun da farkli cinsel tercihlerinin olabilecegine kadar varan cesitli yorumlarla degerlendirilir. iste bu nedenlerden erkekler icin bir yastan sonra kabul gormek en azindan bir evlilik gecirmis olmakla esdeger hale gelir ki bu evlilikteki diger tarafin kim oldugu nasil bir insan oldugu pek de onem arz etmez bu saatten sonra.
avrupa ya da amerika da büyüyen birisi olsaydım asla yapmayacağım birşey olurdu. evlenmektense sevgilimle birlikte yaşamak daha cazip geliyor. evlilik düşüncesi bile korkutucu. birbirimizi seviyorsak niye bunun için sözleşmeye gerek duyarız ki. evlenmek sanırım biraz kendini garantiye almak oluyor.
hani sulu boyada sarı ile mavi rengi karıştırdığınızda yeşil olur ya öyle bir şeydir evlilik. eğer açık yeşilse dominat bayan, koyu yeşilse erkektir. ve sarı ve mavi de diretme varsa ya zamana ihtiyaç vardır ya da yanlış bir evliliktir.
bugün aklıma gelen hadisedir. hadise dediğim şarkıcı olan değil. neyse. şöyle ki
mesela bi kadın düşünün, bi kadın kendini olabildiğince güzel göstermek ister. giyimine özen gösterir falan. sahip olduklarını güzel göstermek ister. annenizin evi, özellikle misafir odasını ne kadar özenli tuttuğunu hatırlayın. çünkü başkalarına güzel göstermek ister. çocuklarının başarılı olmasını ister, onlar da güzel olsun ister. kısacası kadınlar sahip olduklarını güzelleştiriyor. haliyle eşlerine de çeki düzen veren insanlardır kadınlar.
hayatı dağınık olan adamlar evlenmek istemezler ya genelde, düşündüm ki o dağınıklığı düzeltebilir kadınlar.
dolayısıyla evlilik kötü bişey değildir diye düşündüm.
(yolda aklıma gelen bi düşünceydi. yanılıyor da olabilirim)
"Allah kime dindar bir kadınla evlenmeyi nasip ederse, ona bu şekilde dininin yarısında yardım etmiş olur. Geriye kalan yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın”
“Ey Gençler! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlilik gözü harama bakmaktan korur. Tenasül uzvunu zinadan alıkoyar. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun. Çünkü orucun şehveti kıran bir gücü vardır."