yine insanları moronlaştırmaya yönelik çalışmalar yapılan bir aktivite silsilesidir. emaaann banane ki.
edit: of tamam tamam izliyorum bende yıldız, bahar ve merte ben de uyuz oluyorum.
gece geç saatlerde olmasından dolayı izlemeye fırsat bulmuş olduğum program.dikkatimi çeken mert denen yalamanın sürekli romantizm peşinde koşması bu kadar mı yapmacık olunur ulen biraz doğal ol resmen eline senaryo vermişler oynuyor.yıldız asyalı böyle bir karaktere sahip biri onun rol yaptığını düşünmüyorum zaten etrafta bu tip kızlar sürüsüne bereket sertaç oğlanla sürekli sevişecekmiş modunda durmaları ama bir halt yapamamaları sinir bozucu.
kısaca türk televizyonunun sıçarak ürettiği yeni yapımlardan fakat kasıntı programlardan daha eğlenceli olduğu da bir gerçek.
program her ne kadar bbg veya evlendirme programlarına benzese bile artık reyting alma zorunluluğu yüzünden garip bir program haline dönüyor. burada benim anladığım amaç eşleştirilen kişilerin uyumlu bir şekilde evli gibi takılmasıdır. kişilerin ''oynuyor yapmacık'' falan diye nitelendirdiği onca olayın normal hayatta çoğu insanın yaşaması gayet doğaldır. özellikle yıldız asyalı tipinde bir sürü kız tanıyorum. sürekli kedi gibi konuşan sürekli yılışık vaziyette takılan tipler sürüsüne berekettir. ayrıca günümüz kızları mutfak işlerinden anlamıyordur. ablam en güzel örneğidir. evlenmesine rağmen öğrenci evi modunda bir hayat sürüyorlar. geçen evlerine sabah kahvaltısına gitme gafletinde bulundum. kendisi demleme çay ve marketten alınan şeyleri önüme koyup ''hadi ye bakalım'' şeklinde bir hakarette bulunmuştur. yumurta bile kendinden geçmişti.
fakat program saçma olmasına rağmen garip bir sardırması var. gerçi bahar ile mert bölümü çıktığı zaman direk kanal değiştiriyorum. orada en gerçek çift kendi ile yiğit gibi geliyor. hakan k ile tuğçe sanki sevgililer gibi rahatlar. fakat orada da tuğçe biraz yapmacık ve fazla abartılı bir görüntüsü gözüküyor. zaten diğer iki çift tamamen yorumsuz. mert in ilk gün ''tatam'' diye geldiği günden beri zaten bende bitti. sonuçta her programı bana ne kattı diye izlenmez. bazen kafa dağıtmak gerekir. saçma olsa bile gecenin o saatinde bütün günün yorgunluğunda absürd ve anlamsız uyumaya yakın uyku getiren bir program izlemek keyiflidir. çok ciddiye almazsanız sardırır. bu arada ekibin gönderdiği eski sevgililer ve çiçekler çok yapmacıktır.
mert'le bahar gece yemeğinin ilerleyen zamanında mert'in bi arkadaşı ve sevgilisinin gelmesiyle muhabbet teknelerinde devam etti. yalnız adam sarhoştu. şunu diyeceğim; ya herkesin kafası güzel olsun ya da hiç çekilmiyorsun be birader!
mert sen de bahar'la en romantik çift diye lanse ediliyorsun ya, gülüyorum burdan sadece senin romantizmine. yok arabanın rengini değiştirmeler falan... bu mudur yani. cidden çok güldürüyor beni. bu gece de deniz kıyısında romantik bi yemek yiyolar. iyi, güzel. boğaz manzarası harika. sonra üç müzisyen geliyor. ilk söylettiği şarkıya bak mert'in "bir kulunu çok sevdim" hah!
bahar da söyledi zaten akabinde, "ben keman beklerdim" falan diye. e yani, romantizm diyorsunuz, mert'e biraz romantizmin ne demek olduğunu, nasıl yaşatılacağını öğretmek lazım...
ilk kez favori çiftim tuğçe-hakan'ın büyüsü bozuldu. bi süredir izlemiyordum programı. demin gördüm ki hakan gün geçtikçe öküz erkek modeline dönüşüyor. ya da baştan beri böyleydi de tuğçe'yi tavladığını hissettikçe centilmenliği bırakıp normal kişiliğine bürünmeye başladı. sertaç'la yiğit evlerinde ev işlerine yardımcı oluyorlar diye dalga geçiyor.
Ey hakan efendi!
sen yat ve kalk, tuğçe'yle eşleştiğine dua et! eğer kendi ya da yıldız'a düşseydin, o zaman diğerleri senle dalga geçtiklerinde görürdüm seni! haah!
bak bi dahakine bensiz kayarsın diyerek yıldız asyalıya ayar vermiş sertaçı da bünyesinde barındıran izleyenlerin yüzünde yürüyen bi klozet kapağı görmüşçesine ifade bırakan yarışmadır.*
bu yarışmada ne yapılmaya çalıştığını anlayamadım bir türlü. oylama falan da var galiba ama neye göre ona da anlam veremedim. kısacası, insanın sadece çok boş bir zamanında izleyebileceği, oldukça kasvetli, yarışma görünümlü programdır.
iki saat boyunca izlediğim ve iki saat sonunda elime hiçbir şey geçmeyen program. sonra düşündüm bunca yıldır televizyon izliyorum elime geçen ne hiçbir şey. öyleyse iyi ki varsın evcilik oyunu.
niçin var olduğu anlaşılamamış program. dört ayrı çift var, her çifte farklı senaryolar yüklenmiş, hepsi o verilen roller istikametinde bişiler yapmaya çalışıyor. beni izlerken ne kendi' nin minnoşlukları, ne keman çalan kızın ağzını don lastiği misali gere gere konuşması, ne ahmet, ne ihsan, ne cemal ne de kemal, şu mert kişisi kadar rahatsız etmedi arkadaş. diğer üç çift bir şekilde idare ediyor, kör topal gidiyorlar. lakin o mert-başak çiftinde bi dangozluk, eğreti duran bişi var.
tüm dikkatimi bu çift üzerinde yoğunlaştırdım ve gördüm ki, mert insanı bu saçma projenin kaybedeni, zavallısıdr. şimdi çocuğa demişler ki; sen buraların romantiğisin. karına sürekli şirinlikler, sürprizler yapacaksın.
bu don juan abimiz kendini kaptırmış, sürekli bir romantizm peşinde. öteki çiftlere insan bir süre sonra gülüyor, kemancı kıza dahi gülebiliyor insan. ancak o mert yok mu, o mert.. romantik erkek olacağım diye karnında en derin doğum çatlakları oluşan mert, kendisiyle beraber cümle alemi gerim gerim geren mert. arabasını boyattı, hatunu tango derslerine neyin götürdü. çiçek aldı, ağaç dikti...
arkadaş her şeyin iyisine kötüsüne bir şekilde eyvallah denilebiliyor da, şu zorlama, sokma romantizm çabası yok mu, insanı ishal eder.
nihayet hatun da dayanamadı, ben programı bırakıyorum diye birileriyle konuşuyor. mert insanı tamam bırak programı ama evvela şu gözlerini bi kapat diye hatuna şirinlik yapıyor. lan karı programı bırakıyom diyor, sen hala sürpriz derdindesin. bu ne yalama bi düzen yahu, insanlara romantik erkek seyrettirmek, kız cinsinin hayallerini süsleyen erkek prototipi sunmak derdinde olabilirsiniz. ancak yapıyosunuz bari düzgün bişiler yapın lan, o ne öyle, 15 dakika arayla başak gözlerini kapat, sana sürpriz yaptım diyen bi embesil. büyük konuşmayayım ama bu romantik mert dünya da tek erkek kalsa, erkek eşekler bayram ederdi, o derece tiksindim lan adamdan.
geçenlerde denk geldim.. ilk 'şaka mı lan bu' diye şaşkınlığımı üzerimden atınca izdivaç programlarından bile daha sikimsonik program olduğuna karar verdim. zira bu insanlar ne yapar? ne öğretir? amaçları nedir?
tahmin yürütecek olursak;
1-) amaç
3-5 medyatik maymunların beyinsiz yapımcılar aracılığıyla televizyonları boş yere meşgul etmesidir..
en sikik tv programı. adam canlı yayında evlenme teklif ediyor. olmayın bu kadar yapmacık be kardeşim. bir de moda oldu, her kanal benzer programlar başlattı. rezillik yani başka bir şey değil...
bendenizi umutsuzluğa, kedere ve bilimum pesimist düşüncelere gark eden yarışma. yarışma evet. yarışıyorlar üstadım neticede. kavram kargaşası yapmayalım. geriliyoruz boşa.
bakıyorum bi hatun, daha önce ömrü hayatında mutfak musluğu görmemiş gibi davranıyor ve yarım pizzayı söz konusu musluğun kendi kendine ve bir miktar suyla öğütebileceğini var sayıyor. pizzayı musluğa koyuyor. musluk tıkanınca da aynı nehirde iki kez yıkandığını kahvede fütursuzca anlatan herakleitos görmüş gibi şaşırıyor. şoke oluyor yavru.
öbür yanda bir başka hatun "çayı sıcak suyla mı demliyoruz minnooouuuşşş" diye feryat figan evde dolanıyor. minnoş da sevgiyle hatuna cevap veriyor. gerekirse çayı şalgam suyuyla demleyecek yani. o kadar geçmiş mantıktan. karşısındaki hatun için. eşi için.
başka bi köşede yumurtanın kabuğunun omlete ayrı bi lezzet katacağını şiddetle savunan bağyan karşımıza çıkıyor. söz konusu yumurtanın sarısı mı daha yararlı yoksa beyazı mı tartışmasından, aslında kabuğunun en birinci olduğu sonuca varıyoruz. aydınlanıyoruz.
şöyle bir değerlendiriyorum abi, bu kızların hepsi evli. hepsi mutlu. sadece bunları kastetmiyorum. bunlar gibi çok etrafımızda. hepsinin alıcısı var maşallah. lafa gelince, dalgaya gelince en çok bu kızlar malzeme oluyor ama söz konusu aktif yaşam olunca aynı kızlar başrolde. ilginç.
şimdi diyeceksin ki: rol yapıyo hepsi. öyle şey olmaz. çay sıcak suyla demlenmez. musluk pizzayı yiyip yutamaz. klozete poşet atan olmaz. aynı nehirde iki kez yıkanılmaz! yıkanılamaz! rol. yalan!
e ama o 72 yerinden özenle yırtılmış taytı giyip dolaşan kız da mı yalan? beş dakkada bir "kestaneeee gürgen palamutttttt" diye höyküren insan da mı yalan? yataktan yeni kalktığı halde saçları ahenkle dans eden, yüzü iki ton fondötenle akraba olan, dudakları rujla kaynaşan saf(!) güzellik temsili kişilik de mi yalan? ama o yalan olabilir bak. haklısın.
yalan ya da değil. netice şu: devir artık bunların devri. evlilik desen bunlarda. mutluluk desen bunlarda. para desen zaten bunlarda. al işte bak televizyona çıkıp milyonlara örnek bile olmaya başladılar. senin benim esemamemiz okunmaz oldu.
bakma sen nefret ediyosun, görünce kanal değiştiriyosun falan ama herkes senin gibi değil işte. ekran başında oturanların kimi genç. kimi çocuk. kimi saf. kimi temiz. doğruyla yanlışı ayıracak seviyeye gelememiş insanlar da senle beraber izliyorlar aynı komediyi.
velhası kelam karar verdim ben de 72 yerinden özenle yırtılmış bi tayt bulucam. sokakta "kestane gürgen palamuuuutttt" diye bağırarak gezicem. kalıcı makyaj da yaptırıyorum. her daim suratımda bi maske beni görenleri bekliyor olacak. bi de kocaman pembe bi şapka buldum mu tamamdır minnoşlar. amaç ne? evlenmek.
çünkü belli bi yaştan sonra anlıyorsun gerçeği: nasıl ki dünyada ölümden başkası yalansa, bu kadın-erkek ilişkilerinde de evlilikten başkası yalan kardeş. fasa fiso. hikaye.
hayır o değil; kıza gidip aniden sorsan "gürgen nedir?" diye, apışıp kalır cevap veremez yemin ederim.