"kazancakisin zorbasının en sevdiğim cümlesi, insanız affet. madam ortans ölüm döşeğindeyken giritin ileri gelenlerinden biri geliyor, bugüne kadar senin hakkında ileri geri konuştuysam kusura bakma, insanız affet, diyor. ölüm döşeğindeki ihtiyar bir fahişeye söylüyor bunu. onun affetmesi mühim çünkü. tanrı zaten affeder, konsepti bu, bağışlayıcı olmak. ama en güçsüz olanın konsepti bu değil, onun elinde tek silah var, affetmemek."
81 doğumlu yazar. depresif zamanlarımda canım yazılarını çeker. öyle bir şeydir ki, sigara içmem, hiç denemedim, merak da etmem ama bu adamı okurken içimden bir sigara yakasım gelir. çok severim.
--spoiler--
Madde 81: Beni Erken Öldür
Beni al zamanın dışına götür. Biraz sarıl, biraz koru, biraz öp sonra yine sokağa bırak. Elimden tut var olmayan şeylere ekle zihnimin bataklığından kurtar. Beni al Tanrının huzuruna çıkar. Ben de ona diyeyim ki, Tanrım. Beni olduğum gibi kabul edebilecek bir Tanrıya her zaman inanabilirim. O da bana, Yürü git o zaman şeytanla görüş huzurumda ne işin var alla alla, desin. Kim soktu lan bunu içeri megalomana bak, diye söylenirken biz şeytanın yanına gidelim. Sen de şeytana de ki, Şeytan kardeş, sonuçta sen de bir melektin ama iktidar hırsın vardı. Şeytanı şeytan yapan iktidar hırsıdır. Eski günlerini özlüyor musun? Şeytan da sana, Sen kaç yaşındasın güzelim? diye sorsun. Otuz dört, de, otuz beş olduğun halde. Şeytanın gözleri dolsun ama çaktırmasın bizi gene zamanın içine sepetlesin. Orada bir çay molası verelim geceyi bekleyelim. O gece beni al kardeşlerinin acılarıyla çarp sonra kendi yaralarına sar. Biraz sustur, biraz soğuk davran, biraz da teyzem ol. Konuşabilecek gücümüz varsa ağladıklarımız yalan. Sahiden bak. Beni al biraz sarhoş et biraz saçlarına tak biraz da yağmurların peşinden koştur. Beni al erken öldür mutsuzluk uzun sürmez.
insan sarrafı olamasa da ceset sarrafı, bu yüzden de biraz melankolik tabiatlı olmuş. müzik dinlemez, polis telsizi dinler. kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. içimizden biri sözü sanki ilk onun için söylenmiş. işte o kadar sıkıcı bir hayatı vardı.
"elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor."
hayatıma anlam katan insanlardan. defalarca yazılarını kitaplarını okuyabilir saatlerce onun hakkında konuşup tartışabilirim. hayranlıktan öte bende bağımlılık yapmış yazarlardan.
Memnun oldum. Ben de Saffet Semerci. Benim de sonumda hiçbir şey yok. Peki, sen ne iş yaparsın sonunda t olmayan Emrah Serbes?
Öğrenciyim.
Bugün ne öğrendin?
italyanca seni seviyorum demeyi.
italyan bir sevgilin mi var?
Hayır, ispanyol dilinde okuyan bir kız var.
Niye ispanyolcasını öğrenmedin o zaman?
Bütün dillerin temeli italyanca dediler.
O da seni seviyor mu?
Hayır, ne münasebet.
Bugünün tarihi ne?
30 Ekim 2004.
O zaman şunu da kaydet. Bugün Kurtuluş Parkında, yağmur altında geziyordun. Bir bankın üstünde Emrah Serbes Bu Bankta Delirdi yazdığını gördün. Kendine bir isim arıyordun ve ismini Emrah Serbes koydun. Bütün mirasınıysa ölü bir güvercine bıraktın. Öyle oldu değil mi?
--spoiler--
Neredeydin diyorum nasılsın iyi misin? Seni özledim diyor. Kalbini kırdıysam özür dilerim kardeşim diyorum. Önemli değil diyor, zaten kalbini ikeadan almış, söküp takabiliyormuş. Ayrıca yalanlara inanmaya ihtiyacı varmış. Bütün çaresiz insanlar gibi. Bütün hasta yakınları gibi. Dağılan bir okul gibi.
"Eskiden bizim evin karşısında armut bahçeleri vardı. Çocuklar armut çalardı. Şimdi açık otopark var. Çocuklar oto teybi çalıyor. Aslında pek fazla bir şey değişmedi. Ben de değişmedim. Fırsat olsa değişirdim. Kim istemez ki bir uçurtmayla yer değiştirmeyi." derken kafamızı uçuran adam.
gitmek istemediğin şehirlerden geliyorum geceleri. rüyalarında kuruyan nehirlerden geliyorum. bir kaplumbağanın kalbiyle geliyorum. bir kaplumbağanın kalbini sökersen o kalp bir saat daha atar. bir dere elli sene sonra taşar bir telefon yüz yıl çalar. ne öğrendik bu aşktan: insan bir gün herkesi unutabilir. o zaman hayaletlere inan çünkü onlar hep dokunabilir.
''bu gezegende, iki insanın birbirlerine duydukları sevgi, bir terazide dengelenmiş midir hiç? eşitlik fikrine en çok âşıkken inanırız. çünkü en çok o zaman ihtiyaç duyarız.''
-erken kaybedenler.
kendisiyle ankara'nın bi köşesinde karşılaşmayı diliyorum. hatta kitaplarıyla dolaşmayı düşünüyorum belki karşılaşırız diye. olmadı bi kağıda bi kaç imza attırıp kağıtları keser ve kitapların başına yapıştırırım. muhakkak kitabın üstüne atılmış gibi güzel durmaz ama kanaatkar olmak lazım.
yalnızlıktan kudurmuş bir çocuğun arabaların kaportasını anahtarla çizmesi gibi ruhumun kemirilişi de hep sinsiceydi. buna rağmen ansızın berraklaştığı oluyor bulanık günlerin hâlâ soğuk biralar oluyor güzel kızlar oluyor. yağmurdan sonra saçlarını havluyla kurulaman gibi olmuyor tabii o kalibrede sevda görmedim. öptüm ama içime çekmedim.
"Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın."
--spoiler--
Ne diyorduk. Gerçekler. Evet. Benim sevgilim aslında beni daha beraber olmadan terk etti. Ben de ona telefon açıp sustum. Demedim ki, Ah! Seni seven bu adamın yüreğini deldin zımbaladın dosyaladın raflara kaldırdın.
--spoiler--
ben sadece bitmiş şeyler için ağlarım oğlum. iyi kötü ayırt etmem, bana bitmiş bir şeyler ver yeter, bütün gözyaşlarım senin olsun. istersen senin için de ağlarım çünkü sen de bitmişsin. için geçmiş ruhun çürümüş.
Kadınlar bekliyorlar, güvenebilecekleri bir adam arıyorlar. Sonra da o adamın piçin biri olduğu ortaya çıkıyor. Ve böylece bir kere kırılması gereken kalpleri iki kere kırılıyor.