o bakışları, o yüzü gördükten sonra ki; riyakarlığın izahatıdır, rte ile tencere-kapak olmuşlar. benim şaştığım; insanlar, o yüzü-bakışı-hareketleri nasıl fark etmiyorlar?
% 50-60 her neyse, feci derece kendini kaybetmiş kitle var.
suratı fantomas maskelerini andırıyor. her an kafasından yukarıya doğru çekip altından mavi suratıyla fantomas çıkacakmış gibi duran parlak suratlı kadın.
duygulandığı an surat şeklinin değişmesiyle dişleri ön plana çıkan kadın. buradan başbakana yani eşine sesleniyorum, eşinizi üzmeyin. ya da bir diş hekimine götürün.
ona takılan ismi duyunca bi halt zannettiğin televizyonda gördüğünde nedendir bilinmez küfür etme isteği doğuran o nur mıçmış yüzü kapalı mı kapalı nur topu gibi bi kadın.
şarkı söylediğinde bile sanki çok büyük, çok önemli bir şey yapmış gibi, haberlere konu olan bayan kişisi. bize ne emine erdoğan çıkıp da muazzez ersoy'a eşlik ettiyse kardeşim.
zamanında böyle yazmıştım hayrünnisa gül'le olan gerginliğiyle ilgili. h. gül'ün olduğu hiçbir yere gitmiyor olmasının çok daha fazla nedeni varmış. olay şudur:
"milli olmuş". şimdi bende "bunların ağızları ve belleri durmuyor" desem hoş kaçar mı? kaçmaz. talihsiz bir gaf. biz insanız. diğerleri gibi değiliz. yazık kadına.
ayla özcan'ın bir kitabı var. emine erdoğan'ın hayatını anlatıyor. bir harf yayınları'ndan 2007'de çıkmış.
aşırı derece yalakalık kokan kitaba göre;
emine gülbaran, rüyasında ak sakallı dedeyi görüyor. ak sakallı dede ona evleneceği adamı gösteriyor. o adamı da emine hanım, ertesi gün bir konferansta görüyor. o adam kim mi, başbakan recep tayyip erdoğan.
işin daha da ilginci, o sırada küsüde konuşma yapan recep tayyip erdoğan da, emine hanım'ı farkediyor onca insan arasında. ilk görüşte de aşık oluyorlar.
fakat r.t.erdoğan'ın annesi emine hanım'ı istemiyor. başka bir kız var oğluna yakıştırdığı. ama bir şekilde hatırlı gönüllü dostlar araya giriyor ve bu evlilik gerçekleşiyor.
emine hanım, okumayı çok seviyormuş ama nedense ortaokuldan sonra okumak istememiş. ailesi okumasını istemiş, özellikle annesi. ama emine hanım okula devam etmek istememiş. fakat öbür yandan okumayı çok seviyormuş.
komşularının anlattığına göre fazla dışarı çıkmazmış. özellikle annesi buna pek izin vermezmiş. ama öbür yandan da bütün mahalleye yardıma koşar, hiçbir toplantıyı kaçırmazmış.
durumları orta halliymiş. ama diğer yandan emine hanım, bir giydiğini bir daha giymeme lüksüne sahipmiş.
ağabeylerinin baskısı ile kapanmış ama sonra bunu benimsemiş.
süsüne püsüne öteden beri düşkünmüş. makyaj yapmak, gösterişli kıyafetler giymek sonradan görmelik hali değilmiş demek ki.
başbakan olan kocası, kameralarda fink atan bu. rte de atar da, bu karısına ne oluyor abi? ben böyle bir şey görmedim. mecbur muyum lan ben her ana haber bülteni açışımda böyle bir cesetle karşılaşmakla? rte yeterince yetiyor zaten, bir de üstüne sen gelme bacım. bacı dedim bak bir de, seviyorum yani. sevmiyorum da, hani seviyorum varsayabiliriz tabii. bir daha görürsem... bak bir daha görürsem... yapmam lan bir bok korkma. abi ama şaka maka ailece müptelası oldular lan bu kameraların. ruh gibi öyle geziyorlar ortalıkta. paris'e gidiyorlar, amerika'ya gidiyorlar derken, hangi ülkede oturduğumu unuttum lan bir an. hani bir anda böyle camdan dışarı bakıversem, eyfel kulesin'i görecek gibi oluyorum. ya da özgürlük anıtını neyse. ruhsunuz amına koyayım. bir hızınız yok sizin. bir ayarınız yok hacivat. ben de ne ibneyim lan; ruh diyorum peygamber demiyorum. ama gerçekten hiç içimden gelmiyor yani. öyle.