popüler kültür edebiyatçısı. daha önce yazmışımdır halit ziya, sabahattin ali, oğuz atay, ahmet hamdi gibi yazarlarımızı okuyanlar bu yazarın kitabına bakmaz bile.
iskender romanını okurken sonunu tahmin edememek hoşuma gitti. her zaman söylerim son çok önemlidir. romanda da, filmde de en önemli olan şey sondur. beklentiyi karşılayabilecek bir son varsa hem seyirci hem okuyucu o işi sahiplenir.
(bkz: baba ve piç) adlı eserinde yaşadığımız hayatın ne kadar da hoşgörü!! sahibi insanlarla dolu olduğunu yüzümüze yüzümüze kusan yazan kadındır efendim. severim sayarım.
Boş zamanlarında ya da yalnız kaldıklarında kendilerini kanatan insanlar vardır. Elleri, dizleri, yürekleri görünmez yara bantlarıyla, sargılarla kaplıdır. O görünmez yaraları görebilmek için, onlardan biri olmak gerekir
bazı yazarları okumaya yanlış kitapla başlamamak lazım diye avutuyorum kendimi. nitekim siyah süt'tü hatunun okuduğum ilk kitabı.
okuyamadığım da diyebilirim hatta. o gün bugündür tek kitabını okumadım.
merak etmiyor değilim aslında baba ve piç'ini; lâkin hayat her merak ettiğim kitabı okuyacak kadar uzun değil. listemdeki esas kitapları bitirince hayatta olursam hala okuyacağım, kendime hep bunu söylüyorum.
siyah sütle değerlendirmiyorum. biyografi ne de olsa.
yalnız şişirilmişliğine tamamen katılıyorum. pucca bile en çok satanlar arasına girebiliyorsa elif şafak'ın tanrılaştırılması yadırganmamalı. burası türkiye!
ilk ve son kitabını okudum. pinhan'dan iskender'e... başka ilk ve son kitabını okuduğum yazar var mı? eh, bir iki tane vardır, belki üç. şafak'ın baştan sona okuyabildiğim iki kitabının dışında baba ve piç'le mahrem'i de karıştırdım şöyle böyle. hiçbir kitabı yer etmedi bende nedense. kurgularını sevmedim belki, kullandığı epigrafları okuyunca ilgili bölüme dair meraklanmadım bir süre sonra, hoşlanmadım kısacası kendisinden. ama devam etmesini isterim tüm kalbimle. benim çevremdeki çoğu genç kızın okuduğu bir, iki yazarın başında geliyor çünkü. eh yeterince az okuyan bir toplumuz zaten, hiç değilse ortalamayı yukarı çekiyor az çok...
ben senin ismini
tarçın kokulu akide şekeri gibi
tutuyorum ağzımda, damağımda, ruhumda
kaygılarını biliyorum, yalnızlıklarını, kırgınlıklarını ve hırslarını da. kalbinin ritmini duyuyorum; yanında olmasam, elini tutmasam da.
ruhunun en çirkef, suretinin en çirkin, zihninin en çiğ hallerini biliyorum; hiçbirini gözlerimle görmemiş olsam da. ne bir mükafat verdin bana ne bir ceza. ama cennetini de biliyorum, cehennemini de
sözlerinin sahibi insandır. güzel yazıyordur efenim, başarılarının devamını diliyoruz.