" Sevilmek mi?-öyleyse bırakma yüreğini
Şimdiki yolundan ayrılmaya.
Olduğun her şeyken şimdi,
Olmadığın şey olma.
Böylece kibarlığın, lütfun,
Aşkın güzelliğin,
sonsuz bir övgü konusu olacak yeryüzünde,
ve aşk-basit bir görev. "
amerikan gotik edebiyatının öncülerindendir kendisi. modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerini ele almıştır. her ne kadar bugün değeri çok bilinse de, hayattayken sık sık küçük düşürülmüş ve aşağılanmıştır. babası evi terketmiş, annesi veremden ölmüş, bir iskoç ailesine evlatlık olarak gitmiştir. öğrencilik hayatında alkol ve kumar ile ilgili pek çok sorunla karşılaşmış. kendisi babasıyla hiç anlaşamadığı için eserlerinde sıklıkla baba ile oğul arasındaki çatışmalardan bahsetmiştir. meyhanede kötü bir halde bulunduktan 4 gün sonra hayatını kaybetmiştir. öldüğünde 40 yaşındaydı. cenazesine ise sadece 4 kişi katılmış. iç ürperten hikayeleri ve harika şiirleri var efenim.
-Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
-Morgue Sokağı Cinayetleri
-Altın Böcek
en sevdiklerim.
-Anabell Lee
buyrunuz Sacit Onan'ın sesinden dinleyiniz.
" Dünyanın gerçekleri bana hayal gibi, sadece ve sadece hayal gibi görünürken, buna karşılık, düş ülkesinin çılgınca fikirleri her günkü varoluşumun gıdası değil, bu varoluşun ta kendisi oldu. "
ondokuzuncu yüzyılın hiti; "diri diri gömülmek" mizanseni, yapıtlarında sıklıkla göze çarpar.
ayrıca, yıllanmış, sayfaları kan ağlayan bir ikinci el kitabına, hiçbir şeyin değişilmeyeceği gotik yazar. *
bütün hikayelerinin toplandığı kafam kadar kitaptaki bir aslanın hayatından pasajlar isimli hikayede ;
"istanbul'dan gelen bir padişah vardı. meleklerin atlar, horozlar, boğalar olduklarını; göğün altıncı katındaki birinin yetmiş bin kafası olduğunu; ve dünyanın sayısız yeşil boynuzu olan, gök mavisi olan bir inek tarafından taşındığını düşünmeden edemiyordu."
şeklinde bir paragraf var. sen de yalanmışsın ulan allan. ne gereği vardı şimdi. yahut ben hakkaten hiçbirşey anlamamışım.
yalnız, bir lovecraft olsun bir poe olsun kolay gelmiyor efendiler.
yaşamı ve ölümü üzerine türlü çeşit rivayetler bulunan, gizemli, efsanevi bir şair, yazar kişidir, ki hikayeci kimliği en önde durur benim için. zamanında ciddi anlamda başarılı korku öyküleri yazmıştır ve bu öyküler günümüzde, içinde benim de bulunduğum bir çokları tarafından hala, tekrar tekrar okunmaktadır.
Edebiyat dünyasının acılı devidir. Hayatı yoksullukla ve hüzünle doludur. En başarılı olduğunda bile evinin kirasını zor ödemiştir. Dünyanın en hüzünlü olayının güzel ve genç bir kadının ölümü olduğuna inanırdı.
baudelaire poe'yu kendine çok yakın bulmuş ve onun hikayelerini, şiirlerini çevirmiştir. eşsiz dahi olarak tanımladığı poe'nun trajik hayatı onu çok etkilemiştir. poe ile ilgili denemesinde şöyle yazar: "okuduğum bütün belgelerde abd'nin poe gibi daha hoş kokulu bir dünyada nefes almak için yaratılmış bir varlığın hummalı sıkıntısıyla baştan başa dolaştığı geniş bir hapishane, gaz lambalarıyla aydınlatılmış büyük bir barbarlık olduğu ve onun şair ve hatta ayyaş olarak iç dünyasının ruhsal yaşamının bu sevimsiz atmosferin etkisinden kaçmak için yaşam boyu süren bir çabadan başka bir şey olmadığı inancını edindim". fantastik hikayeleri ve düşlerle dolu derin ve kederli şiirleriyle tanınan hafifçe gülümseyen solgun ve hüzünlü yüzlü poe'nun melankolikliği eserlerinde de kendini göstermiştir; 'başkaları gibi değildim çocukluğumdan beri, görmedim başkaları gibi, ortak bir pınardan almadım tutkularımı, aynı kaynaktan almadım kederimi... 'acımasız kaderin azgınca, giderek azarak peşine düştüğü bahtsız usta; sonunda ezginden tek bir nakarat kalır geriye, sonunda ümidin kasvetli ezgileri şu melankolik nakaratı benimser: bir daha asla!'.
ölümü üzerindeki sis perdesi hala gizemini korumaktadır. o gece, hiç alışkın olmadığı bir giyim tarzıyla arka arkaya içki içmesi kafalarda soru işaretleri bırakmaktadır. kendisinin ölümü komplo teorisyenlerini de ara ara meşgul etmektedir. matthew pearl' in poe gölgesi adlı eserinin poe' nin son gecesi ile ilgili betimlemeleri gerçeklerden alınmıştır.
belki de sorun, seven, romantik, hayalgücünün enerji aşıladığı bir kalbin artık yorulmasıydı sadece. kim bilir ?
bu adamın yazdıklarını okuduktan sonra ele kalem almak ciddi bir cesaret işidir. insan çekinir, haddime mi diye düşünür? kelimelerin karanlık tanrılarının lanetleri hayatımı berbat ederlerse? onlar ki edgar allan poe'nun yazdığına şahit olmuş, onun kelimeleri ile tatmin olmuş. ya ben kim oluyorum demez mi insan? zaten eldeki o kalemin yazıya en ufak bir saygısı varsa, "vaktiyle ne eller, ne kalemlerle, neler yazmışlar, bir de benim kaderime bak..." diye düşünür ve kendiliğinden kurur.
Okumaktan oldukça zevk aldığım yazar. Hikaye anlatımlarının sohbetsel tarzı ve karakterlerin psikolojik boyutlarının sürükleyiciliği görülmeye değerdir. Genelde takıntının çıkış noktası olduğu katillik durumları tadına tad katar. Bütün şiirleri adlı kitabını edinmeli ve Kuzgun dahil tüm şiirlerini tatlı tatlı sindirerek okumalısınız. Geniş anlının altında çok şey yatıyordur bu adamın. Poe'nun Mezarına her doğum gününde şarap bırakan esrarengiz amcamızın bir daha uğramaz oluşu üzsede bay Poe' ya duyduğu sevgiden ötürü yüreğimizdedir.