Federico fellini ve roger vadim gibi usta yonetmenlerin beraber yaptığı filme konu olmus 3 hikayenin sahibi. Filmde mukemmel.
Edit : beni eksileyen şahıs derdin ne senin filmi söylemedim diye demi. Aman bi daha eksile bakıym. Hih o zaman söyleyeceğim filmi. Farkli bakiyordum oysa ki begenmen lazımdı.
Edgar allan poe , 1800lerde yaşamış kasvetli öykü ve şiirleriyle ünlü bir yazar. Benim kendisiyle tanışıklığım yıllar önce izlediğim the ravena dayanıyor. Hatta kafamda bir senaryoya bile ışık yakmıştı izlediğimde***. bu abinin öykülerinin kendine özgü, böyle acayip bir aurası var. Doğaüstü desen değil, altı desen o da değil... her hikayesinin başında bir 5-10 sayfa felsefe -ya da boş muhabbet- yaparak girişgah hazırlaması da yazdıklarını çok okunaklı hale getiriyor.
Morgue sokağı cinayetlerinde tümevarım yöntemiyle öyle uçuk yerlerden adım adım cinayeti aydınlatıyor ki sir arthur conan doyle yanında halt etmiş. Ama benim asıl ilgimi çeken kısmı, hikayenin içine cinayet girmeden önceki bölümdü. Bir kişinin düşüncelerini tersten izlemek...mükemmel bir fikir! Ben yıllardır deniyorum da adam bunu 7(yedi) seviyede yapıyor. bunu deyince büyük ihtimal aklına şu geldi. Ordan da şunu düşündün, sonra da şununla arasında bir bağ kurdun... diye 15 dakika karşılıklı sustuktan sonra cevap veriyor arkadaşına. Yaratıcı ve etkileyici.
ayrıca yazılarında kesinlikle bir ders verme amacı yok. Yani -bence mutlaka var da, spesifik bir şey yok. Sen okuduğundan ne alırsan o. Yalnız, Şeytanla asla kellen üstüne bahse girme adlı hikayesi açık açık ve büyük harflerle kıssadan hisseli bir öykü sözüyle başlıyor. Altta da şöyle bir dipnot var:
poe , amerikan edebiyatındaki, kıssadan hisse vermekten kaçınan ilk yazar olarak tanınır. Örneğin şiir ilkesinde şiirin güzelliğin ritimle yaratılışı olduğunu ve görevle ya da gerçekle hiçbir ilgisi bulunmadığını söyler.
şair burada ne anlatmak istiyor bir şiire dair sorulabilecek en lüzümsüz soru. Şair, şiirle üstündeki yükü attı. artık mesele seninle ilgili. demişti sosyal mecrada bir abi. Neyse konuya dönersek edgar allan poe, bir la fontaine değil. ama bu öykünün başında ona çok pis de bir laf sokuyor*. ayrıca hikaye de baştan sona komik bir sosyokültürel inceleme tadında.
Bunların haricinde şişede bulunan not, usher evinin çöküşü, altın böcek gibi bir çok güzel hikayesi daha var. Buyrun, okuyun.
Benim için ahlaki, daha doğrusu kıssadan hisseli bir öykü yazmadığımı söylüyorlar. Onlar beni açığa çıkaracak ve kıssadan hisselerimi geliştirecek eleştirmenler değiller kesinlikle: işin sırrı şudur. 3 aylık dergi kuzey amerika yavanlığı sonunda onların aptallıkları yüzünden utanmalarını sağlayacaktır. Bu arada ben yargısız infaza uğramamak için bana yöneltilen suçlamaları hafifletmek için- aşağıdaki anlatıyı sunacağım. Bu anlatının bir kıssadan hisse olduğundan kimse şüphe duyamaz, çünkü bu kıssadan hisse öykünün başlığında büyük harflerle verilmektedir. Bunun takdir edilmesi gerektiğini düşünüyorum en azından la fontaine ve diğerlerininkinden çok daha akıllıca bir yöntem; onlar etkinin son ana dek bekletilmesi gerektiğine inanıyorlar ve bu yüzden kıssadan hisselerini öykülerinin sonunda veriyorlar.
Bonus olsun:
Epey şaşkın bir haldeydim ve bir insan epey şaşkın bir halde iken kaşlarını çatıp vahşi görünmelidir, yoksa kesinlikle salak gibi görünür.
40 yaşındaki Poe, 3 Ekim 1849da Baltimore, Marylandın sokaklarında muazzam bir sefalet ve hezeyan halinde bulundu. Kaldırıldığı Washington Üniversite Hastanesinde dört gün sonra hayatını kaybederken o gün yazarın başına neler geldiğine mantıklı bir açıklama getirilemedi.
Poe, en son 27 Eylülde New Yorktaki evine dönmek üzere Richmond, Virginiadan ayrılırken görülmüştü. Baltimoreda bulunana kadar nerede olduğuna ilişkin bir ipucu yok. Hastanede geçirdiği dört gün boyunca sarhoşlara ayrılan bir bölümde tutuldu ve hiçbir ziyaretçiye izin verilmedi. Ölmeden önceki gece tekrar tekrar Reynolds adını haykırdığı söylenir.
Poenun, üzerindeki sakil görünümüne bakılırsa ona hiç uymayacak şekilde başka birinin giysilerini giyiyor olması gizemi daha da artırıyor. Elbiselerin sahibi asla tanımlanamasa da, bu durum Poenun sokaktan birinin derdest edilip uyuşturulduktan sonra birden fazla mahalde oy kullandırılmasında dayanan ve kafesleme denilen bir oy sahtekarlığına kurban gittiği spekülasyonuna yol açtı. Ancak Poe, Baltimoreda iyi tanınıyordu ve kılıksız haliyle bile birilerince fark edilmemesi imkansızdı.
vaktinden çok çok önce hassaslaşmış ve olgunlaşmış marazlı büyük bir deha . aşağıdaki şiiri 18 yaşındayken yazmıştır .
''
Alnına konsun bu öpüş
Ve,şimdi senden ayrılırken,
itiraf edeyim ki
Günlerimi bir düş
Sayarken yanılmıyorsun;
Ama ,Umut gitmişse uzaklara
Bir gece ya da bir gün
Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
Fark eder mi bu yüzden?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
Yalnızca bir düşün içinde bir düş.
Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri tutuyorum avucumda
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere
Ben ağlarken- ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz? ''
27 yaşındayken 13 yaşındaki kuzeniyle evlenmiş bir sübyancıdır . evlendiği kuzeni evlendikten kısa süre sonra hastalanarak ölmüştür . kendi ülkesinden önce fransa' da (bkz: charles baudelaire) tarafından değeri anlaşılmış ve yerlere göklere sığdırılamamıştır . yaşadığı ülke olan abd'de ise edebi çevrelerce ; yok sayılmış , aşağılanmış , (bkz: meczup) ilan edilmiştir . baudelaire ve (bkz: stephane mallarme)olmasa dünya edebiyatı hala ondan habersiz olurdu .
--spoiler--
all that we have seen is a dream within a dream
--spoiler--
\\\"bütün gördüğümüz rüya içinde rüyadır\\\" diyen en büyük amerikan edebiyatçılarından birisidir. kendisi pek bi güzel şiir olan annabel lee\\\'nin şairidir.
seneler seneler evveldi
bir deniz ülkesinde
yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
ismi; Annabel Lee
hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
sevmekten başka beni
o çocuk ben çocuk, memleketimiz
o deniz ülkesiydi
sevdalı değil karasevdalıydık
ben ve Annabel Lee
göklerde uçan melekler
kıskanırlardı bizi
bir gün işte bu yüzden göze geldi
o deniz ülkesinde
üşüdü bir rüzgarından bulutun
güzelim Annabel Lee
götürdüler el üstünde
koyup gittiler beni
mezarı oradadır şimdi
o deniz ülkesinde
biz daha bahtiyardık meleklerden
onlar kıskanırdı bizi
evet! Bu yüzden Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi
bir gece rüzgarından bulutun
üşüdü gitti Annabel Lee
sevdadan yana kim olursa olsun
yaşca başca ileri
geçemezlerdi bizi
ne yedi kat göklerdeki melekler
ne deniz dibi cinleri
hiç biri ayıramaz beni senden
güzelim Annabel Lee
ay gelir ışır, hayalin erişir
güzelim Annabel Lee
orda gecelerim uzanır beklerim
sevgilim sevgilim hayatım gelinim
o azgın sahildeki
yattığın yerde seni
gerceklikten kendini soyutlamis, polisiye ve bilimkurgu turlerinin yaraticisi, sonsuz ve muhtesem bir dusun gucune sahip sair. poe'yu okurken diger sanat eserlerinde oldugu gibi huzur bulmazsiniz, duygulanmazsiniz, kendinizden bir seyler bulmazsiniz, yalnizca rahatsiz olursunuz ve bu his bir sure sonra hosunuza gitmeye baslar. poe da zaten budur.
siirlerini yazarken basucunda hep sarap bulundurmus olan sair. zaten o siirler ayik kafayla yazilamazdi dedirten cinsten. benim icinse the raven cok ayridir.
2007 yapımı masters of horror adlı dizide " the black cat" bölümüyle hayatını izlediğimiz yazar. ünlü edebiyatçının böyle bir korku-gerilim dizisinde görmek hem orijinal olmuş hem de hikayeye gerçeklik katmıştır. ve benim gibi siyah bir kediniz varsa o bölümden fazla etkilenmeniz muhtemeldir.
"from childhood's hour i have not been
as others were; i have not seen
as others saw; i could not bring
my passions from a common spring.
from the same source i have not taken
my sorrow; i could not awaken
my heart to joy at the same tone;
and all i loved, i loved alone.
then- in my childhood, in the dawn
of a most stormy life- was drawn
from every depth of good and ill
the mystery which binds me still:
from the torrent, or the fountain,
from the red cliff of the mountain,
from the sun that round me rolled
in its autumn tint of gold,
from the lightning in the sky
as it passed me flying by,
from the thunder and the storm,
and the cloud that took the form
(when the rest of heaven was blue)
of a demon in my view."
dizelerine sahip alone adlı şiirin, muhteşem yazarı.