okan güzel program yapıyor ancak bazen saçmalıyorlar.ayılarıda özlemedim değil hani.okanın elemanlar pek müzik işini kıvıramadılar eski günleri aratıyorlar.
üniversite dönemimde dört gözle beklerdik Okan'ın programını...
Anadolu'da birçok şehirde üniversite okuyanlar iyi bilir.
Hayat yurt odalarında ya da öğrenci evlerinde geçerdi. Biraz maddi durumu olan bir televizyon koyardı soba ile ısınan öğrenci evlerine. izbe gece kulüpleri, kıraathaneler ya da 'gençlik merkezleri' çoğu zaman sıkıcı, yavan kalırdı ev sohbetlerinin yanında. Çay ile demlenirdik ya da bira fıstık ile memleketi 'kurtarırdık'... Elli yıl öncesinden bahsettiğim sanılmasın doksanlardan bahsediyorum.
Koalisyon hüküm-et-leri, mankenlerin para uğruna yapamayacağı şeylerin olmayacağını dile getiren televizyon amcaları,'magandaları' küçümseyen ama tam da küçümsedikleri 'magandanın' bakışı ile memelere kalçalara kameralarını sokan 'amcaların' programları hakimdi televizyona -male gaze'den maganda gaze'e-, her gün yeni bir türkpop şarkısı ve 'sanatçısı' doğardı:top-on listelerinde isimleri okunurdu kulaklarına, suikast haberleri, susurluklar, avrupa birliğine giriş vaatleri az kaldı gireceğiz oğlumlar, binbeşyüzonbinmilyon kere yayınlanan hababam sınıfı ve izleyicinin gerizekâlı olduğunu varsayarak yapılmış tirit suyuna çorba televizyon programları ile sarmalanmış bizler için cezbedici bir sesti Okan.
Televizyonda absürd bir ses arıyorduk...
Bağırmak istiyorduk ve bağırmanın sınıf, cinsiyet, yaş, etnik köken ya da inanç biçimlerine göre ne denli sınırları olduğunu aile bireylerimizin kişisel tarihleri ile anlıyorduk anlamasına da köklerini tam da çözemiyorduk o dönem. Çözsek bile dile getiremiyorduk hakkını vere vere.'Depolitize edilmiştik' ve böyle olduğumuz için küçümsene küçümsene biz de kendimize güvenimizi yitirmiştik.
'bizden ne bok olabilirdi ki...' 'yırtık dondan çıkar gibi çıkan salak popçuları dinleyen markacı salaklardık' 'neoliberal reformların bebeleri' 'bizden ne köy olurdu ne kasaba' 'biz ne bir darbe görmüştük ne işkence' 'ne 15 yaşında doğum yapmıştık ne de 20 yaşında tüm ailesine bakmak için dünyanın 'bir numaralı' üniversitesinden aldığımız bursu reddederek ölen babasının yerini doldurmaya çalışmıştık' 'biz apartman çocuğuyduk, ancak okan gibi garip boş boş bağıran adamları dinlerdik.'
Okan'la eğleniyorduk biz. Gece sabaha kadar saçmalıyorduk. Ne olduğu çok önemli değildi, bağırıyorduk ne söylediğimizin pek önemi yoktu çünkü absürd bir şekilde bağırmak bile epey bir şeydi o zamanlar.
Internet o denli erişilebilir değildi, büyük kitapların isimlerini yeni yeni öğreniyorduk, kitapları alamıyorduk ya da bulamıyorduk, istediğimiz bir albümü satın alabilmek için üç beş hesabı yaptığımız dönemlerdi bir tıkla merak ettiğimiz her müzisyenin sesini duyamıyorduk ya da telefonumuza melodisi gelmiyordu, bir yönetmenin hayat hikayesini ucundan bilmek bile kutsal bir bilgiye erişmek gibiydi, popüler olanın dışında bir şeylere ulaşıp öğrenmiş olanlar 'entel' adını alıverirlerdi ve bu bilgiye sahip olmanın verdiği gururla gerim gerim gerilirlerdi, cep telefonları yeni yaygınlaşmaya başlamıştı, mirc ya da icq ile yazışmanın arkadaş edinmenin peşine düşüyorduk. internet kafelerde bir sayfalık çıktı almak bile bir meseleydi.
Neyse, işte o zamanlar Okan'ı izledik popüler bir figürdü bizim için...
Nasıl giydirdi nasıl koydu lafı diye diye tuhaf bir haz alıyorduk.
Yani şöyle; kendini bir bok zanneden ve herkesin kendisini sevdiğini sanan bize göre gerizekalılara en haklı lafları etmesi bizi tuhaf bir şekilde mutlu ediyordu. çünkü o zamanlar bu herif ve kadınlar daha internetin 'tartışmalı' eşitliğini henüz tatmamışlardı. götlerinden uydura uydura ünlü oluyorlardı ve biz çok kızgın oluyorduk. benim ve çevremdeki birçok kişinin Okan'ı sevmesi daha çok buna dayanıyordu o zamanlar. Ve daha neler neler...
Dün gece Okan'ı izleyince tüm bunları anımsadım.
Okan toplumca depresyona girdiğimize dair laflar edince, internetin etkilerine değinince, vs vs düşündüm...
Ne çok şey değişmişti: ülke, biz, Okan, yaşam, küre...
(Doksanlarda fakültede olanlar sanırım daha iyi anlayabilir söylediklerimi söylemediklerimi ve satır aralarımı.)
salak bi ekibi olan program. 'leyla ile mecnun' dizisini kötülemek için gidip en kötü sahnesini seçmişler. kız böyle anlatıyor ama izlemeyin mal gibi dizi dermişçesine..
dün akşamki programla formuna geri dönen programdır. bir konunun altını çizmekte fayda vardır. okan'ın sohbet kalitesi kimsede yoktur. ancak zamanla eğlence kavramı okan' ında olgunaşmasıyla olgunlaştı. okan o programdan kaç nesil üniversite öğrencisi geçirdi. hala son derece izlenebilir. ancak komiklik kısmı biraz soru işaretedir. ayrıca okan ve beyaz da bir değerdir türk televizyonları için. kaç dizi yayından kalkmıştır ama bu adamlar formlarını korumaya devam etmektedirler. dile kolay kaç yıldır canlı yayındadırlar ve gecenin bir körüdür bu programlar...
program uzun süreden sonra formuna kavuşmuş olmakla birlikte, bana bazı şeylerde büyük haz duyurmaktadır. seren serengil ve ahlak bekçisi kadın program sunucusu ablalara verdiği ayarlarla...
(bkz: medya arkası)
yahu kendimizi yırtık burda aydın dogan yine ayak oyunları yapıyor diye. gazetede yaptıgı oyunlar yetmemiş şimdide kanala sardı.
neymiş okan bey ve ekibinin yapmış oldugu hede hödöyü bir şirket reklamda kullanmış.
bir o şirket disko kralının izleyici kitlesini iyi biliyor ondan bunu yaptı.
iki okan gizli bir şekilde reklam yaparak uyanıklık yaptı bu hiç hoş degil belkide istemedigi halde oldu.
ne olursa olsun milleti keklemektir bu. herkes tanıtıcı reklam yazarken bir okan mı uyanık.
medya arkası'da olmasa pek bir şeye benzemeyen program. Eskiden çok iyiydi çok güzeldi ama artık sıkmaya ve itici gelmeye başladı..
Belkide masayı kesmekten başka yenilikler yapması gerekir okan bayülgen'in.
medya arkasında bir kadının babasının kadir inanır annesinin de banu alkan olduğunu iddia ettiği program*
-babam kadir inanır.
+ama tatlım bu çok büyük bir iddia.
-annem de banu alkan.
+senin akli dengen yerinde mi?!!
-gayet yerinde. sesim de çok güzeldir.
+söyle bi bakıyım*