ignazio buttitta
bir halk
zincire vurulmuş
soyulmuş
susturulmuşsa
özgürdür henüz.
işsiz bırak
pasaportunu al
yemek yediği masayı
uyuduğu yatağı
zengindir hâlâ.
bir halk
yoksul ve tutsaktır
dili çalındığı zaman
dedelerinden kalan
ve kayıptır artık.
istila eden ve kazananın tahakkümüdür. alsas loren örneği baskıcı dil erozyonuna güzel bir örnektir. sadece kazanan olmanın yetmediği günümüzde teknoloji ve bu sayede globalleşme/markalaşma süreci içerisinde zorunlu kabuller arasındaki yerini alır. en fazla hamaset konusu edilen veya atışma düzeneği parçası haline getirilen yabancı dil kullanımı şahsın yaşamı içerisindeki diğer yabancı materyaller kadar masumdur. bu mevzu, dinlenen müzikten tutun da, keyif alınan yabancı menşeili tüm nesnelere karşı kahraman filolog kesilenlerin açmazıdır. (dil'i dil darbesi şeklinde algılayanlar müstesna)
yozlaşma sadece dil üzerinden gerçekleşmez, fakat önemi de yadsınamayacak derecede büyüktür. dili almış kabul etmiş birey ardından dilin sahibinin zevklerini de hayatına dahil eder ve yeri geldiğinde-vefa gösterme çabası olsa gerek- dilimizi, türkçe'mizi koruyalım pankartı açar.(pankart hangi dilden devşirme o da merak konusu? ya da döviz)
günlük konuşma içerisinde onlarca yabancı kelime kullanan ve bu haliyle antiemperyalistliğe soyunmuş kahraman, antiemperyalizme bir eleştiride bulunacaksa diline pelesenk olmuş yabancı kelimelerden oluşan emperyalist dili tercih eder. tezler, bilimsel makaleler vd. tüm çalışmalar da emperyalist dilinde ve emperyalist/kolonyalist ülkelerde kabul görmüş saygın bir yayın organında o dille yayınlanmak zorundadır.
sonuç:
türkçe ve diğer dilleri takan yok. ve diğer zevkleri de takan yok. (kapitalizmin nimetleri elbette hoş gelecektir her antiemperyaliste. ne diyordu deniz gezmiş: "adamlar yapmış arkadaş")
Dil ile ilgili bir inanışta şöyle; Babil Kulesi'nin adı, pek çok efsanede ve kutsal kitaplarda geçer.
Yeryüzündeki ulusların ve onların konuşmakta olduğu binlerce dilin nasıl ortaya çıktığıyla ilgili bir inanış unsurudur. insanlar, Tanrıya ulaşmak ve ona daha yakın olabilmek için, uyum içerisinde ve büyük bir istekle göğe yükselen bir kule inşa etmeye girişmişlerdir.
Kule, çok geçmeden yükselmeye başlamış ve bunu gören Tanrı, kuleyi inşa eden her insana ayrı bir dil vermiş, onları dünyanın dört bir tarafına savurmuştur. insanlar birbirleriyle anlaşamadıkları için kulenin yapımı da durmuş ve dünya üzerinde çok sayıda ulus ve bu uluslara ait binlerce dil türemiştir.
Peki ilk diller nasıl konuşuluyordu? Bugün unutulmuş ve yaşamayan ulusların, eskiden nasıl konuştuklarına ait tarihçiler bir çalışma yapmış. Aşağıdaki linke mutlaka bir göz atın-ya da kulak verin- derim;