dekonstrüksiyon

entry2 galeri0
    1.
  1. Dekonstrüksiyon ilk kez post-yapısalcı düşünür Jacques Derrida tarafından belirtilen içerikte kullanılan bir terimdir. Post-modernizmin ve eleştirel kuramın bazı dallarına göre dekonstrüksiyon, bir metnin, bir veya daha fazla "ses" ile seslendirilmesi için, batılı kulağa göre, metnin göründüğü sınırsız bir niteliktir. Dilin geleneksel Avrupa merkezli dünya görüşü tarafından yönlendirilen, kesin hatları olmayan bir araç olduğu kabulüne dayanarak eski metinlerin yeni anlamlarını onları yeniden yapılandırarak inşa eden post-modern eleştirel bir yaklaşım olmuştur. dekonstrüksiyon; felsefe, mimarlık, iletişim sosyolojisi, eleştirel teori, sosyoloji, estetik, edebiyat teorisi ve benzeri birçok alanlarda yaygınlaşmış ve genel bir etki kazanmıştır.
    2 ...
  2. 2.
  3. dün gece yatakta bir sigara yakıp kitabı ters çevirdim, sayfalar iç içe geçmiş gibi duruyordu, “hadi bakalım” dedim kendi kendime, “şu cümleyi bir soyayım da göreyim altında ne var.” ilk katmanı çıkardım, kelimeler döküldü ortaya, anlam diye bir şey yoktu aslında, sadece eski bir plağın çizik sesi gibi bir şey kalmıştı, o da dönüp duruyordu kendi etrafında.

    ikinci katmana indim, orda da yazarın kendi gölgesi oturmuş, “beni yazdın sandın ama ben seni yazıyordum” diyordu gülerek, o gülüşü duyunca elimdeki sigara kül oldu parmaklarımın arasına, yakmadı bile, sadece ısındı.

    üçüncüde iş çığırından çıktı. metin değil, ben dağılmaya başladım; çocukken annemin “yemek yerken konuşma” dediği an parçalandı, o anın altında “aslında konuşursan ne olacak” korkusu, onun altında da “konuşursan seni terk ederler” diye bir şey, en altta da boş bir tabak ve soğumuş bir çorba. hepsini çıkardım, ortada ne kaldı biliyor musun? bir koku. çocukluğumun evindeki o ıslak halı kokusu, ne kadar temizlesen gitmeyen. dekonstrüksiyon dediğin bu işte, her şeyi soymak değil, soymaya çalışırken kendi derini sıyırmak ve altında hâlâ o halı kokusunun çıkması.

    sonra kalktım mutfağa, kahve makinesini açtım. makine de kendi kendini dekonstrükte ediyor her sabah, suyun kaynamasını beklerken “ben niye burdayım” diye tıslıyor. fincanı elime aldım, fincan da “ben porselen değilim, ben toz ve ateş ve birinin unutulmuş emeğiyim” diyordu. her şeyi parçaladım, her şeyi sorguladım, ikili karşıtlıkları yerle bir ettim, merkez diye bir şey olmadığını ilan ettim, sonra aynaya baktım ve “ulan sen hâlâ burda mısın” dedim. ayna da güldü.

    en komiği ne biliyor musun? bütün bunları yaparken hâlâ “yarın ne giysem” diye düşünüyordum. dekonstrüksiyonun en derin katmanında bile bir tişört seçme telaşı duruyor, o telaş da durmuyor, çünkü o da sen. her şeyi yıktın, her şeyi dağıttın, geriye kalan tek sağlam şey o telaşın kendisi.
    sonra sigarayı söndürdüm. duman gitti, oda karardı, içimde bir yerlerde hâlâ o eski plağın çizik sesi dönüyordu. “yapma” dedim ona, “yeter”. ses durmadı tabii. durmaz ki.

    dipnot: kavramı ders notu gibi değil, kafada patladığı haliyle yazdım.
    3 ...
© 2026 uludağ sözlük