dünyaya yanlışlıkla ya da belki de bilerek yukarıdan bir yerlerden gönderilmiş, bu gezegenin sınırlarına sığamayacak kadar büyük bir sanat dehası. müzisyen sıfatı onun için her zaman çok dar bir elbise oldu; o daha çok kendi yarattığı evrenlerde yaşayan, sıkıldıkça kabuk değiştiren ve her dönüşümünde kitleleri peşinden sürükleyen bir illüzyonistti.
ziggy stardust oldu, ince beyaz dük oldu, uzaydan dünyaya düşen adam oldu ama asla sıradan biri olmadı. popüler kültürü her zaman en az bir adım gerisinden takip etmeye zorladı; ne zaman dünya onun tarzına alışsa, o çoktan bir sonraki yüzyılın müziğini ve imajını inşa etmeye başlamıştı. en acısı ve belki de ona en çok yakışan vedası ise ölümünü bile sanatsal bir performansa dönüştürmesiydi. bizlere veda edeceğini bildiği o son günlerinde teslim ettiği "blackstar" albümüyle, bu dünyadan ayrılışını bile bir sanat eseri olarak masaya bıraktı ve arkasında doldurulması imkansız kozmik bir boşluk bırakarak kendi yıldızına geri döndü.