dünyaya yanlışlıkla ya da belki de bilerek yukarıdan bir yerlerden gönderilmiş, bu gezegenin sınırlarına sığamayacak kadar büyük bir sanat dehası. müzisyen sıfatı onun için her zaman çok dar bir elbise oldu; o daha çok kendi yarattığı evrenlerde yaşayan, sıkıldıkça kabuk değiştiren ve her dönüşümünde kitleleri peşinden sürükleyen bir illüzyonistti.
ziggy stardust oldu, ince beyaz dük oldu, uzaydan dünyaya düşen adam oldu ama asla sıradan biri olmadı. popüler kültürü her zaman en az bir adım gerisinden takip etmeye zorladı; ne zaman dünya onun tarzına alışsa, o çoktan bir sonraki yüzyılın müziğini ve imajını inşa etmeye başlamıştı. en acısı ve belki de ona en çok yakışan vedası ise ölümünü bile sanatsal bir performansa dönüştürmesiydi. bizlere veda edeceğini bildiği o son günlerinde teslim ettiği "blackstar" albümüyle, bu dünyadan ayrılışını bile bir sanat eseri olarak masaya bıraktı ve arkasında doldurulması imkansız kozmik bir boşluk bırakarak kendi yıldızına geri döndü.
kendisiyle ortalokulda (bkz: christiane f)
filminde tanışmıştık. idolüm. albümlerini, kasetlerini biriktirip çocuklarıma kaliteli müzik miras bırakacağım, "sanatçı" değil başlı başına "sanat" insan. tanrısaldır, değeri öldükten sonra anlaşılan kişilerden malesef.
bugün kendisinin doğum günü, kutlarım david baba. 2 gün sonra da ölüm yıl dönümü var valla çok büyük kayıp hala üzülüyorum düşündükçe umarım keyfin yerindedir oralarda bir yerde.
hayatı boyunca 35'ten fazla albüme imza atmış ölürken dahi kendini işine adamış sanatçı. kimileri bowie'nin tanrı olduğunu iddia eder.
bazı insanlar vardır hayatınızda hiç görmeseniz de onu kaybettiğinizde üzülürsünüz özlersiniz... r.i.p.
sanatın bale dışındaki bütün alanlarında işler çıkarmış, hatta bir dönem finans sektörüne bile imzasını çakmış muhtemelen gelmiş geçmiş en büyük sanatçı.
Geçtiğimiz yıl bu gün 69 yaşında kaybettiğimiz uzay şövalyesi. Kendisini 1979'da çıkardığı lodger albümünden Türkçe şarkısıyla yeniden hatırlatmak istiyorum. Bir dönem Almanya'da yaşayan bowie sık sık Türk işçilerle karşılaşıyor, Berlin'de gezerken bir duvarda "yaşasın" yazısını görüyor ve 1976'da Berlin'de Türk işçiler ile tanışıyor. Akabinde1979'da "Yaşasın" şarkısını çıkarıyor. Türkçesi ise şöyle;
[Nakarat]
Yaşasın! - Ben karamsar bir adam değilim.
Yaşasın! - Sessizliğin içinde yürüyorum.
Yaşasın! - Sadece çalışan bir adamım, insan sarrafı da değilim.
Yaşasın! - Ama ben bu hayatı hiç böyle tahmin etmezdim.
Biz kırsaldan geldik
Bu şehirde yaşamak için.
Gururla ve arzuyla yürüdük,
Seslerin yankılandığı bu dünyada.
Sen savaşmak istiyorsun,
Ama ben bırakmak da sürünmek de istemiyorum.
[Nakarat]
Şuna bak! - ikinci bir bakış yok.
Şuna bak! - Sevmenin değeri yok.
Şuna bak! - Sadece güneş ve çelik.
Şuna bak! - Sonra da bize bir bak.
Eğer amir buradaysa
Beni sonra bir dinle
Ve yanlış bir şey söyleme
Çünkü bir zamandır bir kıza aşığım
O da benden korkuyor
Sen savaşmak istiyorsun,
Ama ben bırakmak da sürünmek de istemiyorum.