''Posta arabalarından söz et bana
Kan var bütün kelimelerin altında
Ezop'un şu lanetli dilinden söz et
Kan var bütün kelimelerin altında
Umulmadık birgün olabilir bugün
Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara
Bir çay şöyle yağmurların kokusunda
Kan var bütün kelimelerin altında
işte durup dururken surda
Bir yelpaze gibi açıldı sesin
Güzün en gürültülü kanadında
Göğün en ince dalında
Kan var bütün kelimelerin altında
`Umulmadık bir gün olabilir bugün
Bir çeşme gibi akabilir cumartesi`Çığlığındaki sessiz harfler
Dün gecenin ağırlığıdır damarlarında
Ne güzel konuşur sokak satıcıları
Fötr şapkalarıyla ne kalabalıktırlar
Ve çiçekçi kızların göğüsleri
Daha suçsuzdur kırlangıç yumurtasından
Kan var bütün kelimelerin altında
Yaprağını dökecek ağaç yok burda
Ama ışık sökebilir olanca renklerini
Sürekli işbaşındadır belleğin
Tanık şairler arasında
Oyuncu arkadaşlar arasında
Yolculuk bir kafiye arayabilir
Atının kuyruğundaki düğümde
Ölüm bir kafiye arayabilir
Ak gömleğinde
Yol bir kafiye arar ve bulur
Dönemeçlerin benzerliğinde
Kan var bütün kelimelerin altında
Bir gül al eline sözgelimi
Kan var bütün kelimelerin altında
Beş dakka tut bir aynanın önünde
Kan var bütün kelimelerin altında
Sonra kes o aynadan bir tutam
Beyaz bir tülbent içinde
Koy iç cebine
Bütün bir ömür kokar o ayna
Kan var bütün kelimelerin altında
işte o kandır senin gülüşün
Sızmıştır hayatın derinlerine
Siyahtır orda kırmızıdır
Daldan dala atlar
Sever çocuklara anlatılan masalları
Ama iş savunmaya gelince
Yalnız alevi savurur
Ve güneşin solmaz çekirdeğini
Yalnız doruklarda
Umulmadık bir gün olabilir bugün
Kan var bütün kelimelerin altında''
ölümsüzlük denen şey sanırım bu, 20 sene önce fiziki olarak dünyadan ayrılmış ama insanlar hala onu okuyor onu anıyor ve onun kaleminden birilerine bişeyler anlatayıyorlar.
ne mutlu sana...
canıyla beslediği hüznün kuşları tıpkı şiirleri gibi yadigar sevenlerine,
hüznün kuşları daha bir çoğaldı o gittiğinden beri,
düya turgut uyar'ın da dediği gibi eski dünya değil artık,
insanlar hem sabuna karıştı hem suya...
hüznün kuşları artık yetinmeyi de bilmiyor,
ne zaman duysa insan iki dize şiirini,
hüzün basıyor tüm kalpleri.
ne bıraktığın kelimeleri bir bir denemek gideriyor sessizliği,
ne de yeni kelimeler bulmak sonuç veriyor o gideli.
yalnızlığın başkenti artık onun şiirini fısıldayan,
dizelerine göz değdiren,
hüznün kuşlarını canı ile besleyen,
ve yaşadığı hayata -üstü kalsın- diyebilecek kadar saygısı olan binlerce seveni.
"eski giysilerimi bile yenilerini aldıktan sonra bir süre daha giyerim. sonra da hiç giymem onları. yine de bir çeşit minnetim vardır onlara karşı; kurtarmışlardır beni. bir pantolonum vardı yedi sekiz yıl önce. eski ağı yırtılmış, birkaç kez onarılmasına karşın yeniden yırtılmış bir pantolon. ne severdim onu bir bilsen! çünkü tek pantolondu. yenisini alamıyordum; daha doğrusu almıyordum. o pantolona nasıl bir büyük vefa duygusu içinde olduğumu mümkünü yok anlayamazsın şimdi. tek pantolon olduğu için daha çok benimdi de ondan mı? belki ondan. kişi sevinçlere teşne olmak için yaşama kadrosunu daraltmalı mı? galiba öyle. ya da ben öyleyim. hep bir arkadaşım olmuştur, bir dostum, bir sevgilim olmuştur. bir pantolonum, bir ceketim."
ülkü tamer'in ölüm yıldönümünde yazdığı nefis yazıyı bulup okumanızı şiddetle öneririm. zira cemal süreya'nın döneminde çıkardığı papirus dergisi tıpkıbasımı yayımlanmaya başlanacak. güzel bir haber.
kadıköy de denize doğru köşe başında başını kladırıp baktığında üzüntüyle, yanlış yazılmış bir tabelanın altında hüzünle mutluluk arasında sadece yürünen, yeşil panjurları olan, tarçınlı kek yapan bir kafe olsaydı keşke diyebileceğiniz bir sokak adı.
bir kadının hayalinde yaşatabileceği türden erkek. her bir harfi kadınına dokunur, annesini, küçüklüğünü buldurur. ve dünyaya kadın olarak gelirse lezbiyen olacağını dile getirecek kadar değer verir kadınlarına.
--spoiler--
Cemal Süreya'nın şiirlerinde erotik imajların dansını ve labirentini birlikte görebiliriz. Dansın dinamizmiyle labirentin hazzı arasında yoğun duygusal zenginliği yaşayan okuyucu bu imajlarda, gerçekte yaşamak imkânını bulamadığı cinselliğinin keyfini yaşar...
Şimdi sen çırılçıplak elma yiyorsun
Elma da elma ha allahlık
Bir yarısı kırmızı bir yarısı yine kırmızı
Kuşlar uçuyor üstünde
Gökyüzü var üstünde
Hatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştun
Bir duvarın üstünde
Bir yandan elma yiyorsun kırmızı
Bir yandan sevgilerini sebil ediyorsun sıcak
istanbul'da bir duvar
Ben de çıplağım ama elma yemiyorum
Benim öyle elmalara karnım tok
Ben öyle elmaları çok gördüm ohooo
Kuşlar uçuyor üstümde bunlar senin elmanın kuşları
Gökyüzü var üstümde bu senin elmandaki gökyüzü
Hatırlanacak olursa seninle beraber soyunmuştum
Bir kilisenin üstünde
Bir yandan çan çalıyorum büyük yaşamaklara
Bir yandan yoldan insanlar geçiyor çoğul olarak
Duvarda bir kilise
istanbul'da bir duvar duvarda bir kilise
Sen çırılçıplak elma yiyorsun
Denizin ortasına kadar elma yiyorsun
Yüreğimin ortasına kadar elma yiyorsun
Bir yanda esaslı kederler içinde gençliğimiz
Bir yanda Sirkeci'nin tren dolu kadınları
Adettir sadece ağızlarını öptürürler
Ayaküstü işlerini görmek yerine...
**cemal süreya**
En büyük ikinci yeni şairi, yazarı, herşeyi. Bırakın bu ilk ve orta öğretim kitaplarında ki rubaileri, edebi metinleri, o çağda öğretilmemesi gereken herşeyi. Koyun Cemal Süreya şiirleri. Öğrensin kızanlar aşkı ızdırabı.
'bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti çünkü iki kişiydik'. Aşk aşk güzel şey diye inleyelim.
vatanseverdir aynı zamanda. maliye müfettişliği sırasında bir gün çanakkale ye gider. kaldığı otelde bir kalabalık görür ve ne olduğunu sorar. çanakkale savaşı nda kullanılan topların hurda satışının gerçekleştiğini öğrenir, olayın içerisinde mafya olduğunu bile bile hayatı pahasına derhal yetkisini kullanarak açık artırmayı iptal ettirir. çanakkale savaşı ndan kalma o toplar bugün müzelerde segileniyorsa bunu cemal süreya ya borçluyuz. biz böyle kürtleri omuzlarda taşırız.
asıl adı cemalettin seber'dir. 1931 yılında erzincan'da doğdu, 9 ocak 1990 tarihinde istanbul'da öldü.
ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirdi. maliye bakanlığı'nda müfettişlik, darphane müdürü, kültür bakanlığı'nda yayın kurulu danışma üyeliği, orta doğu iktisat bankası yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yaptı. papirüs dergisini üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı. pazar postası, yeditepe, oluşum, türkiye yazıları, politika, yeni ulus, aydınlık, saçak, yazko somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.
ilk şiiri 8 ocak 1958'de mülkiye dergisinde çıktı. şiirlerindeki şekil, muhteva ve anlatım özellikleri ile ikinci yeni şiirine katıldı. bu akımın önde gelen şairlerinden biri oldu. geleneğe karşı olmasına karşın geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. şahsiyetli bir şiir dili vardır. canlı halk dilini kullanması, onu okuyucuya yaklaştırır. üslubundaki mizah ve istihza, ona ayrı bir özellik kazandırmaktadır.
parasız yatılı gecen bir okul hayatı olmuş,ortaokul aşkı okulun en güzel kızı senihasıyla mülkiye yıllarına kadar mektuplaşmış çoğu zamanda senihasına gönderilmemiş mektuplar biriktirmiş,haydarpaşa lisesinde vezni bırakıp o dönemin yeni şiir akımına bulaşmış,o dönemin popüler ismi orhan veliden haz etmezken,ahmet muhip dranas'ınkar şiirinden olağanüstü derecede etkilenmiş ve bu şekilde yeni edebiyat akımına atılmış,mülkiyeye mi gitsem yoksa siyasala mı diye düşünürken mülkiyeyi seçmiş ve üniversiteye gidince ikisininde aynı olduğunu öğrenmiş.koyu fenerbahçeli ve lefter hastası.kendisi de bir dönem futbol oynamış olup daha sonra hızını alamayıp atletizmle uğraşmış.iki kız kardeşe abilik etmiş.falan filan.şiiri dışında söylenebilinecek şeyler bunlar.daha fazlası için nursel duruel ve feyza perinçek'in hazırladığı can yayınlarından çıkma biyografi kitabını salık veririm meraklısına.
ben seni düşünüyorum, seni.
hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
"kalbim" diyorum, kalbim
daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
aşkı anılar besliyor, düşler kadar
bu yüzden diyorum ki "aşk, eskidikçe aşktır"
sevgi, eskidikçe sevgi.