suratınıza tüküreyim biraz, aydınlanırsınız.
internet bir bilgi kaynağı değildir, ulaşılabilir olan hiçbir bilgi de doğru değildir.
birşeyi kitap okuyarak, kendiniz keşfetmek yerine internete sorarsanız
manipülasyona yönelik ve yanlış bilgilerle dolarsınız.
mesela bazı dalyarraklar var, her konuda fikir belirtirler
konuya hakim değilse de belirtir.
her konuda yorum yapan insanlar en birikimsiz olan insanlardır.
hani derler ya her konuda yüzeysel bilgin olacağına, bir konuda diğer insanların bilmedikleri şeyi bil daha iyi diye.
bir tüyo olsun size insan ilişkilerinde.
size bir konuda fikriniz sorulmadan atlamayın müneccim gibi..
çünkü söyledikleriniz dinlenmemeye başlar ve 'sıradan' kategorisine girerler.
birisi size bir sorununu anlatıyor diyelim, ' sence ne yapmalıyım?' diye sormadığı sürece götünüzden tavsiye sıkmayın..
çünkü o kişi ' dinlenilmek' istiyordur. sukünet içinde iyi bir dinleyici olmak uzun vadede kazandırır.
bir de bunu yapanları da çok gördüm bir olayı anlatırken ayakta film çekiyor.
herşeyi detayına kadar canlandırarak..
tek kişilik dev oyuncu kadrosu ol diyen mi oldu sana yarrağım?
bırakın insanlar gözünde canlandırsın anlamaya çalışmak için.
psikiyatrlar insan psikolojisine hakim olduğunu sanar, üniversitenin verdiği diplomanın bir yeterliliği yoktur.
yeterlilik belgesidir, ama yeterli olacağın anlamına gelmez.
gidenleriniz görmüştür. doktor olanların amacı size şifa vermek, iç dünyanızı anlamak, içinizdeki çatışmaları görebilmek değildir.
aldığı ezberci eğitimle size teşhiş koymaya çalışır.
hayatsa ezbere yaşanmaz. çünkü durağan değildir.
anlıktır,
o an' a göre faktörler, olaylar, içerik değişebilir.
her insanın hayal dünyası farklıdır. herşeyin başı beyin demiştim daha önce.
konuşur hastayla,
acaba bipolar mı, paranoid şizofren mi, manik depresyona mı sahip gibi sorularla sizi önceden ona öğretilen kalıplara sokmaya çalışır. çözemediğinde de '' yaa şu hastenede bi meslektaşım var o bu konulara daha hakimm'' diyerek pes eder.
hissetmişinizdir konuştuğunuz doktorla aranızdaki soğukluğu, boş konuşuyor gibi gelmiştir.
psikiyatrlar yardım etmek içi orada değiller,
prozac, concerta vs dayayıp sizi uyuşturmak için oradalar.
samimiyetse, sulu ilişki demek değildir.
o insanı ne kadar anladığın, dünyayı algılayış şeklini ne kadar analiz edebildiğinle ilgilidir.
ailen senin yanında oldu şimdiye kadar ama neden yalnız hissediyorsun?
her sene doğum günün kutlandı arkadaşların tarafından ama neden yalnız hissediyorsun?
etrafında insanlar var vakit geçirdiğin ama neden yalnız hissediyorsun tek başına kaldığında?
onlarlayken kafanı meşgül ettikten sonra, kafanı yastığa koyduğunda düşüncelerinle baş başa kaldığında neden dünya seni boğuyor gibi hissediyorsun?
yanında birisi olması, yanında olduğu anlamına gelmez.
kalabalıktaki yalnızlığa alışabildin mi mesela?
Bu fotoğraf bir iki gün önce optimum avm.de çekildi. Bize cehaletin ne kadar kötü ve tehlikelikeli bir şey olduğunu ispatlar nitelikte.
Pisuvarın üzerinde duran bu peçete çok şey anlatıyor aslında. Biri pisuvara hacetlenmiş ve aklınca temizlik yapmış. Aklınca istibra yapıyor Ama bilmediği çok şey var.
Birincisi ayakta işemek mekruhtur. ikincisi istibra anlık değildir ki zaten ayakta işemek en başta bu yüzden mekruhtur. Ayakta işediğinizde kıyafetinizin kirlenme ihtimali çok fazladır. Bunun dışında yeterince ve tam manasıyla bir boşaltım olmadığı için damlalar gelmeye devam eder.
Her şeyi geçtim, be amına kodumun yobaz pisliği, çükünü sildiğin peçeteyi niye oraya bırakırsın! Babanın uşağı mı var! Onu oradan almak zorunda olan insana en büyük eziyeti sen etmiş olmuyor musun? islamda en tehlikeli günah kul hakkıdır. Kesinlikle affı yoktur.
Neyse sözün özü, çağımızın ve tüm çağların en tehlikeli Virüsü cehalettir. Cehaletle savaş bana göre cihatların en büyüğüdür.
Benim bu iğrenç fotoğrafı buraya atmamdaki amaç da tam olarak bu. Cahillerle, kafirlerle savaşır gibi savaşın.
insanlığın baş düşmanı olan bir başlık için sadece 6 sayfa olması ne kadar da ilginç bir durum?
Eskiden derdim ki...
"Şu devirde ne kadar cahil olursa olsun nihayetinde bir yere kadar gelmişiz aya bile çıkmışız artık insanoğlunun ilerlemesinin önünü kimse alamaz." diyordum.
Ancak son 15 yıldır gördüklerim karşısında cehaletin nasıl da lanet bir şey olduğunu kesinlikle dehşete düşerek görmekteyim.
Bu sözlükte bile dünyanın düz olduğunu savunacak kadar ileri gitti cehalet.
Düşünsenize 1969 da sen aya git Voyager ları güneş sistemi dışına gönder...
2017 de dünya düz de.
Özet bu. yorum yapmaya bile gerek yok. Biz bu adamları bıraksak 2 kuşak sonra Afganistan'a bağlar bu adamlar.
Cahil toplumların çoğunlukta olduğu ülkelere bakıyorsun. insanlığından utanıyorsun.
Bugün de Suriyeli 9 aylık bir kadına tecavüz edilip bebeği ile kendisinin başı taşla ezilmiş. Vahşetin detayını yakaladınız mı?
O babanın yerine kendinizi koydunuz mu? Kimse kalkıp da bu cehaletten değil ahlaktan hak hukuk imansız olmaktan demesin.
Aklını başkasına kiralamaktır. Başkası senin yerine düşünür, yerine karar verir, yerine affeder, yerine cezalandırır sende öylece ne güzel'de çeviriyor çarkı bak! dersin.
Cehaletin okumak ile bir alakası yoktur, düşünmeyi ve merak etmeyi unutursan o cehalet etrafını sarar.
insanların içinde öğrenme isteği kalmamış. Ben kendi işimi düzgün yapayım, benden çıksın da bilsem ne olur bilmesem ne olur, Dunya'yı ben mi kurtaracağım? Tamam belki tek başına sen kurtaramazsın ama belki bir faydan dokunur.
Salgın hastalık gibi yayılan cahillik aslında günümüz de savaşı önde başlatmak için önemli bir silah. Malesef bu konu da geride kaldık. Herkes birey olarak kendini bilinçlendirmeli.
"bir kimse suçsuz insanlara, kendi çıkarı için veya sırf zevk olsun diye, maddi ve manevi yönden saldırıyorsa veya saldırılmasına sevinerek göz yumuyorsa o insan cahildir."
"eğitim, okumamış insanın üstündeki sis perdesinden kaynaklanan cesaret cahilliğini yıkar; fakat onun yerine kibir cahilliğini getirir. insan, gerçeği ancak zarar vermenin kötü bir şey olduğunu anladığında görebilecektir."
istanbulun en turistik yerlerinden birinde, Sultanahmet'te bombalar patlıyor, insanlar ölüyor ve bilin bakalım ne oluyor?
Yayın yasağı getiriliyor.
Paris patlamasında insanlar birlik oldu bizim acımız umursanmadı diyenler susuyor.
Sesini çıkaranların bir kısmının sesi kesiliyor, diğerleri de zaten kim ölmüş diye soruyor.
Patlamalarda onlarca insanin öldüğü, toplumun büyük bir kısmının bu olaylara sessiz kaldığı ve katillerin sorgulanmadığı bi Ortadoğu ülkesi olma yolunda hızla ilerleyen bir Türkiye var ortada.
Ülkenin doğusunda çocuklar ölüyor dediği için bi kadın terörist, kadının 2 dakika boyunca konuşmasına izin veren, ülkenin birliği bozulmasın, çocuklar ölmesin diyen bir sunucu da terör yandaşcısı olarak damgalanıyor, mahkemeye veriliyor ve sosyal medyada uğramadığı hakaret kalmıyor.
Göte göt diyemeyen, diyenin de yargılandığı bir memleketimiz var artık.
Telefonla bağlanan ve 2 dakika konuştu diye binler kadının bulunmasını ve yargılanmasını (?) istiyor. Binleri öldürenler umursanmıyor iki dakika sonra unutuluyor.
Neden ölmüş, kim yapmış, insanlar ölmesin, bombalar patlamasın çocuklar ölmesin diye soracaklarına, sorgulayacaklarına ölen kimmiş ki, bizden değilse iyi olmuş diyenler gittikçe çoğalıyor.
Kim hatırlıyor bugün Ankara'yı, Suruç'u, Roboski'yi, kim hatırlayacak yarın Sultanahmet'i?
Katliamlar unutuluyor, ölen insanlar hiç yokmuş gibi yaşamaya devam ediliyor.
Attığı takımın en güzel golünü saniyesine kadar hatırlayan, karşıt takımın yediği golleri yıllarca sayan, yapılan yolları, havalimanlarını unutmayan ve her fırsatta hatırlatan milletimiz her katliamı anında unutuyor, haksızlığa gözünü yumuyor.
Zararlar kendilerine dokunmadığında, güzellikler onlara yaramadığında yok sayan insanlardan oluşan bir toplum gelecekte ne kadar sağlıklı adımlar atabilir, insanlığa ne denli bi katkısı olabilir oturup düşünmeli ve sorgulamalı.
Bu insanlar cahil! okumamış! onda böyleyiz bu haldeyiz diyorsunuz ama cahil insan okumayan değil; görmeyen, duymayan, sesini çıkarmayan insandır. Cehalet unutmaktır.
Duvarda asılı diploma sizi ne cehaletten kurtarır ne de refaha ulaştırır. Cehaletten kurtulmadıkça da ne adalet gelir ülkeye ne barış ne de özgürlük.