can dündar

entry1150 galeri126
    189.
  1. mustafa filminden yıllar önce çıkarttığı büyülü fener adlı kitabında, atatürk hakkında bir film yapılması gerektiğini, bu işe ne zaman kalkışılsa başarısız olunduğunu eleştirel bir tavırla açıklamıştır. ancak kendisinin bu işe kalkışacağını söylememiştir. "sizin bir işi becereceğiniz yok, ben el atayım bir de" demiş olmalı ki şu an vizyonlarda filmi dolaşıyor.
    0 ...
  2. 190.
  3. Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin...
    Sokağa fırlayacaksın...
    Sokaklar da dar gelecek...
    Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldigi gibi...
    Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
    Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
    küçüleceksin...
    Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...

    "Önemli olan saglik."
    "Yaşamak güzel."
    "Boş ver, her şey unutulur."
    Sen hiçbirini duymayacaksin...
    Göz yaşlarindan etrafı göremez hale geleceksin...
    Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek

    isteyecek kadar çok seveceksin...
    Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
    "Ölüme çare bulundu" ya da "Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
    kaldırıp Ne dedin?" diye sormayacaksin...
    Yalnız kalmak isteyeceksin...
    Hem de kalabaliklarin arasında kaybolmak...
    Ikisi de yetmeyecek...
    Geçmişi düşüneceksin...
    Neredeyse dakika dakika...
    Ama kötüleri atlayarak...

    Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin...
    Gittigin yerlere gitmek...
    Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
    Ama bile bile yapacaksin...
    Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese, kaçacaksin...
    Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin...
    Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin....

    Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
    Herkesi ona benzetip...
    Kimseyi onun yerine koyamayacaksin...
    Hiçbir şey oyalamayacak seni...
    Ilaçlara sığınacaksın...
    Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan.
    Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren...
    Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek...
    Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...

    Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
    Sabahi iple çekeceksin...
    Bazen de "Hiç günes doğmasa" diyeceksin...
    Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
    Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
    Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
    ...
    Nafile...

    Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
    Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin...
    Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin...
    Telefonun çalmasini bekleyeceksin...
    Aramayacagini bile bile...
    Her çaldiginda yüregin ağzına gelecek...
    Ağlamakli konuşacaksın arayanlarla...
    Yüreğin burkulacak...
    Canın yanacak...
    Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
    Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
    Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
    Defalarca aradığı günlerin kiymetini bilmedigin için kendinden nefret
    edeceksin...
    Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
    Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerleşmek...
    Ama bir umut...
    Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
    Bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
    Gel gitler içinde yasayacaksın...
    Buna yaşamak denirse...

    ****
    Razı mısın bütün bunlara...?
    Hazir mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
    O halde aşık olabilirsin

    CAN DÜNDAR
    0 ...
  4. 191.
  5. mustafa belgeseliyle ilgili olarak lehte, aleyhte çok yorumlar yapıldı. ben o tarafa girmeyeceğim, varsın benimki eksik kalsın. o belgeselin ötesinde ve ondan bağımsız olarak ciddi bir içtenlik sorunu olduğunu düşündüğüm adamdır can dündar. daha doğrusu her nedense bana hep bir yapmacıklık kostümüne saklanmış görüntüsü vermiştir. hep sinirlerini aldırmış gibi, melul ve mahzun, ha ağladı ha ağlayacak ses tonu, hep üzgün, daima anlayışlı ve müşfik. belki de budur her fırtınadan batmaz bir şamandra gibi arta kalmanın, her daim dokuz kralla barışık olmanın sırrı. oysa isyanlarda olan, isyankar rollerine soyunan adamın harcı olmamalıdır sürekli suyun üzerinde kalabilmek.
    inanasım gelmeyen adamdır hülasa.
    6 ...
  6. 192.
  7. sarı zeybek belgeseliyle atatürk'ün askeri ve siyasi başarılarıdan bahsedince yere göğe sığdırılamayan, amma velakin gel gelelim mustafa filmiyle atatürk'ün insani yönünü anlatınca yerden yere vurulan gazeteci.
    atatürk yemek yiyordu içki de içiyordu evet. Hatta siz inanmazsınız ama kakasını bile yapıyodu o.valla.
    9 ...
  8. 193.
  9. 'mustafa' belgeseli yüzünden derinci "büyük adamların" tepkisini çeken sağlam bir karakter.
    2 ...
  10. 194.
  11. atatürk ün kendi söylediği laflardan belgesel hazırlayan ve eleştiri alan kişi. çok ayıp can, olmadı gerçekten. neden dindar bir kişi olarak yapmadın belgeseli. ayıp gerçekten. vatan haini oldun bak..
    1 ...
  12. 195.
  13. mustafa filmi yüzünden gereğinden fazla ve haksızca eleştirilmiş güzel insan.
    1 ...
  14. 196.
  15. 197.
  16. duygularını aktarırken nedense her zaman samimi bulduğum kişi. ya kendini iyi bir hava katıp samimi hale getiriyor ya da içten gelen birşey. bence ikinci fikrim daha ağır basıyor. kendisi hakkında ne kadar olumsuz şey yazılırsa yazılsın pekte ziklemediğimi itiraf edebilirim.
    3 ...
  17. 198.
  18. mehmet ali birand ve cengiz çandar familyasına yakın duran kişidir.
    bende biraz sinsi olduğu kanaatini uyandırmıştır.
    1 ...
  19. 199.
  20. Nazım kitabı vardır. Nazımı hiç tanımayan birisini bile ölümüne üzecek kadar etkili bir anlatım ve dile sahiptir, öyle ki nazım o an sizin rakı masasında yoldaşınız, son sigaranızı paylaşabileceğiniz can dostunuz olacak kadar ete kemiğe bürünür. Kalemi güçlüdür Can'ın yazmak istemesi yeter. Ayrıca Tuna Kiremitçi değildir, kalemi her zaman pembe bulutlarda dolaşmaz, acı gerçeğe darbeye de götürür, izletir tanıklık etmenizi sağlar. Gerçekçidir Can Dündar, Baskın Oran gibi olmayan iddialara çanak tutmaz, doğru bildiğini doğru bildiği yoldan anlatır. Bu cesaretinden ötürü kendisine eşcinsel iddiası yapıştırılacak garip bir ülkede yaşasa da Can Dündar farklıdır.
    0 ...
  21. 200.
  22. 8,5 milyon ytl hasılatlı Mustafa filmi ile en az 6milyon kaldırdığı tahmin edilen gezeteci.
    1 ...
  23. 200.
  24. Gerçek bir yazar kimliğini taşıyan milliyetin usta kalemi. Gerçeklik için öncelik özgür düşünce gerekir. Türkiye şartlarında da özgür düşünce için cesaret gerekir. Tebrik edilesi yazardır, bu şartlarda elindekileri çok iyi yorumlayıp özgürce kaleme aldığı için.
    2 ...
  25. 201.
  26. hümanistliğini subjektif bulduğum, sadece kendi fikrinde olanlara harcadığını düşündüğüm, sarı zeybekle iyi prim yapmışken neden mustafa gibi bir filmle tepki çekerek yıpranmasına sebep olabilecek bir filmi çektiğine şaşırdığım, atatürkçülüğü neredeyse noter tarafından tasdik edilmiş olduğu halde bir anda işlerine gelmeyenlerin hedef tahtasına çevirdiği, gazeteci yazardır.
    0 ...
  27. 202.
  28. yaptığı belgesel nedeniyle hakkında soruşturma açılan araştırmacı yazar. olay türkiye'nin hangi çağda olduğuna ve evrim teorisinin hangi aşamasında olduğuna dair güzel bir örnek. kaygıyla izliyoruz olanları bitenleri.
    1 ...
  29. 203.
  30. Her satırını okuduğunuzda, sanki yanınızda kulağınıza fısıldıyormuş hissiyatı veren mükemmel kalemdir.
    1 ...
  31. 204.
  32. konuları , olayları , düşüncelerini en mantıklı şekilde anlatan zeki insan .
    0 ...
  33. 205.
  34. Hiç adlı şiiri..

    Hiç Bir, insandan vazgeçmek,
    bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda
    kaldin mi?
    Sevsende gitmeni istediği için gittin mi hayatından?
    sana sen yokmuşsun gibi davranıldı mı hiç?
    susan bir insanın ne anlatmak istediğini anladığın oldu mu ?
    hayatında hep aynı olaylar tekerrür etti mi hiç?
    Herşeye rağmen seviyorum onu dediğin oldu mu ?
    her an yanındaymış gibi hissettiğin?
    sanki,
    hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi,
    her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip
    ama aslında hiç gelmeyeceğini de bilmen gibi.
    ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi ?
    sen hala bu kadar sevgili iken?
    Özlemek,
    bu kadar özlemek,
    etini kemiğini yakarcasına özlemek...
    çok kötü değil mi?
    Bu kadar özleyip onu görememek,
    ona dokunamamak,
    onu işitememek,
    sabaha kadar ağlamak,sesini duymak istesen de,
    gururun engel olduğu zamanlar oldu mu?
    Onu sevsen de sende bıraktığı kalp kırgınlığının gurura dönüştüğü
    Ama hala onu sevdiğin oldu mu hiç?
    onunla gittiğin yerlerden geçerken,
    yarım kalmışlığın aktığı oldu mu gözlerinden?
    her söylediği sözün aklından biran olsun çıkmadığı anlar oldu mu ?
    Onun canı yandığında seninde canının yandığı odlumu hiç?
    onu gördüğünde koşup boynuna atlamamak için kendini zor tuttuğun ?
    sigaradan nefret ettiğin halde,
    oturup kaç paket içtiğini bile hatırlamadığın zamanlar ?
    gece camdan bakıp hayalini geçirdiğin oldu mu sokağından?
    her gece başını yastığa koyduğunda şimdi nerdedir,
    ne yapıyordur diye düşündüğün oldu mu?
    o diye yastığa sarıldığın oldu mu?
    yazdığı mektupları sayısını hatırlamadığın kadar
    gözü yaşlı okuduğun oldumu hiç?
    Biliyorsun değil mi?
    Ne kadar umutsuz bir arayıştır o,
    kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak
    bir kez daha görebilmek için o yüzü,
    belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek,
    belki su an arkamda yürüyen insanların içinde bir
    yerde demek,
    belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar
    yasamak
    ne zordur değil mi?
    Ne kadar eritir insani farketmeden.

    Sen de biliyorsun degil mi bunlari.?
    Güzel bir cafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde,
    güzel bir sarki dinlediginde
    güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi?
    paylasamadigin için onunla.
    Hiç iki kisilik beyninle
    yarim insan oldunmu?
    Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün
    oldu mu hiç?
    Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan
    nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç?
    Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi
    dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç?
    Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri
    yazabildin mi?
    Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda
    oldun mu hiç?
    içinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin,
    özlemini,
    susuzlugunu,
    açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç?
    Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar.
    Gücünün,
    hani o tanrisal gücünün
    bir çocugun aglamasini susturamayacak
    kadar büyük bir kalp kırgınlığının oldugunu
    Anladığın zamanlar oldumu?

    oldu mu hiç?
    Hiiiiiiiç....
    Hiiç...
    hiç...
    bir hiç..

    (bkz: işte şairlik.)
    2 ...
  35. 206.
  36. tayyip erdoğan'ın davos tepkisi ile ilgili yazısıyla kemalistlere yanaşmaya çalışmış ama kendi saygınlığına bir gölge daha düşürmekten öteye gidememiş yazar.
    0 ...
  37. 207.
  38. (bkz: http://www.milliyet.com.t...054861&b=Kayitlardaki surpriz&ver=80) davos olayını turkce bilmeyen dunyaya nasıl tercüme edildiğini göstermiştir. (bkz: gotunde patlamak)
    0 ...
  39. 208.
  40. 209.
  41. satılmış yazar terimini kimsenin onun kadar iyi bir biçimde örnekleyemeyeceğine inandığım yazardır. bari ucuza gitmeseydi...
    2 ...
  42. 210.
  43. canlı gaste programında gereksiz yere heyecanlı duran adam. ayrıca eğreti de durmaktadır bu programda. sen git neden'ini sun diye düşündürür insana. bırak bu işleri banu güven'ler, ışın eliçin'ler, esra sert'ler yapsın.
    0 ...
  44. 211.
  45. işine pek bi' ciddiyetle yapması çok komik olan.
    0 ...
  46. 212.
  47. aşkı, acıyı, neşeyi, hüznü, insanı anlatan yazardır. herkes kendisine bir pay cıkartabilir yazılarından.
    en beğendiklerimden birisi :

    her seçim bir kaybediştir.
    her tercih bir vazgeçiştir çünkü...
    sabah ise gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş
    olursunuz. kalkar kalkmaz hayat bin bir seçeneği dayar burnunuzun
    ucuna...
    'ne giysem' telaşından, öğle yemeğinde 'ne alırdınız? ' diye
    başucunuzda biten garsona, 'hangi kanaldaki filmi izlesem' kararsızlığından, 'bize oy verin' diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar. yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarıda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz.
    bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz. belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız izmir köfteden daha lezzetlidir. ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize daha uygundur. ama yasam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yasama şansınız yoktur. bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır. ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.
    ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı
    neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz. çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla
    paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir. hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz. her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
    ve o dünyada en yerinde tercih, vazgeçiştir.
    2 ...
© 2026 uludağ sözlük