ülkeyi soymayan tek liderdi. kendisin mal varlığı sadece 4 tane dairedir. bazıları gibi başbakan olupta trilyonları(yeni para milyonları) olmamıştır. aynı zamanda bazıları gibi başkalarının şiirleri okumamıştır. kendisinin yazdığı şiirler vardır. av, bach sonatı, insan, yargı, pülümürün yaşsız kadını, köylü kadınlar adlı şiirleri vardır.
pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü
bir asa vardı elinde
bir solmuş kırallığın
kadifeden harmanisi üzerinde
bir hititliydi o bir selçukluydu
bir ermeniydi bir kürttü
bir türk
yaşını sordum bir giz gibi güldü
koluma girdi bir soylu kadınca
tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
beni tek gözlü sarayına götürdü
köy yapısı kulübesinin
zamanı onda yitirdim ben
yitik zamanlara onda eriştim
en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
bir taç gibi kondu başıma türkiyeliliğim
iyi niyetli ve dürüst bir insandı evet. yaptığı her icraata inandığı için baş koymuştu. ama ne yazık ki hemen hemen her konuda hatalı kararları vardı ve evet çok çok kötü bir siyasetçiydi.
türk siyasi tarihinin görüp görebileceği en efendi, en mütevazi ve en başarılı politikacılarından. eski başbakanımız ve kendisini mumla aradığımız bu günlerde, kıymetini yeteri kadar bilemediğimiz dünya tatlısı insan.
kendisi her yönüyle lider diyebileceğimiz biri değildi. fakat türk siyasetini en ahlaki yoksunluğunu örten iki özelliği vardı:
1- dürüsttü: türk politikacılarının yanından bile geçemeyeği bir özellik. en allahlısından en milleyetçisine kadar yemiştir, sömürmüştür buülkeyi ama bu adam yememiştir, orta halli bir devlet adamı olarak hayata gözlerini yummuştur.
2- cesurdu: kimsenin yapamadığını yapmıştır. kıbrıs çıkarmasını bilen bilir. apo'yu da canını tehlikeye atma pahasına yakalamıştır, fakat apo'yu yakalaması sandığı gibi başarı addedilmemiştir onu bir seçime sürüklemiştir. ya kendi hayatı ya da siyasi hayatı. o da önce siyasi hayatını bitirmiş sonra da kendini bitirmiştir.
özal, menderes gibi isimler hakkında bir çok belgesel, program yayınlanıyor televizyonlarda bugünlerde. untulmamayı en çok hakeden lider olduğu halde ecevit'i hatırlayan yok ne yazık ki. iktidar yalakası kanallar biricik liderlerinin örnek aldığı isimleri tam gaz cilalamaya devam ederken ecevit'in ismini anan yok.
kıbrıs harekatı sırasında afyonda haşhaş tarlalarını denetleyen lider. kıbrıs fatihi sıfatını dönemin genelkurmay başkanından araklamış oluyor böylece.
kıbrıs barış harekatı sonrası yaptığı bir chp mitinginde biz milliyetçiliği başkaları gibi duvarlara, betonlara yazmadık, biz milliyetçiliği akdeniz'e, kıbrıs'a yazdık demiştir.
şahsi menfaatleri için kulllanmadı siyaseti ecevit hiç bir zaman. evvelki hükümetlerinin ekonomide yaptığı yanlışların faturası ecevit'e çıktı. tam işler yoluna girmeye başlarken seçime gidildi ve ecevit siyasi kariyerinin en düşük oyunu aldı. memleket sevdası hastalığının ilerlediği dönemlerde bile görevden ayrılmasını engelledi. günümüz siyasi tablosunda her geçen gün biraz daha fazla özlemekteyim kendisini.
rahmetliyi solcu olmasına rağmen severdim, ta ki merve kavakçı meclis'e geldiğinde "burası devlete meydan okuma yeri değildir bu kadına haddini bildirin" diyerek içindeki faşizm tutkusunu kustuğu güne kadar. o gün nefretimi kazandı benim. bir kadının örtüsüne saygı duyamayacak kadar despot bir anlayışa sahip olduğunu bilmiyordum. erbakan ve çiller'in elinden askerin hükümeti elıp kendisine vermesine de bir rest çekemedi, sivillerin meseleyi halledebileceğini, askerin bu işe karışmaması gerektiğini bir türlü söyleyemedi. aldı hükümeti zorbalardan, oturdu koltuğa, kafasına atsaydılar o yazar kasayı o kadar hakaret mesajı taşımazdı. hakaret mi dedim, resmen vatandaşın küfürüydü o. ecevit ilkesizdi malesef. yazık ki giderken mahvetti kendisini. tarafımdan hep böyle bilinecektir.
amerikaya tam manasıyla karşı durabilmiş tek siyasetçidir. (kıbrıs, afyon haşhaş tarlaları) amerikan askerlerine ırak'ta başarılar dileyenlerle karşılaştırılması bile kendisine hakarettir. ruhu şad olsun.
geçen bölümde, eski ulus'tan başlayan yürüyüşlerimiz sırasında, ecevit'e partiye üye olmasını ve bizim gençlik ocağına kaydolmasını önerdiğimi yazmıştım.
ecevit, bu öneriyle o zaman ilgilenmemişti ama, o yeni ulus dönemindeki yürüyüşlerimizin birinde bana o önerimi hatırlattı ve dedi ki : " ben artık partiye girmek istiyorum. "
tabii, hemen ertesi gün partiden bir beyanname aldım. gazeteye getirdim (a.öymen ve bülent ecevit yeni ulus gazetesi'nde çalışıyorlardı). doldurdu, imzaladı. referans imzalarını tamamladık. aynı gün gençlik ocağının yönetim kurulunu topladım. arkadaşlar da büyük bir memnuniyetle onayladılar.
ecevit'in üye olmayı (chp'ye) kabul edişinin nedeni, chp'yle ilgili, ulus'un da kapanmasına neden olan kanundu. o vakte kadar aktif politikanın dışında kalmayı tercih ederken o kararını değiştirmesine o kanun neden olmuştu.
bunu 1974'teki gazete söyleşisinde de belirtmişti. şöyle demişti :
" o vakte kadar aktif politikaya girmemekte direnmiştim. siyasetle ancak vatandaş olarak ve ulus'un bir mensubu olarak gerektiği ölçüde ilgilenirdim. fakat chp'nin varı yoğu alındığı zaman, mücadele artık yeni bir boyut edinmişti ... artık birçok kimse chp saflarında daha aktif mücadeleye katılma ihtiyacını duymaya başlamıştı. "
kendisinin de o ihtiyacı duyduğunu söylemiş, ona yaptığım öneriyi de hatırlatarak chp'nin çankaya gençlik ocağı'na kaydoluşunu anlatmıştı.