ünlü olma hırsı , kendisinden beklentilerin büyük olması ya da birilerine rant sağlamak amacıyla bilimadamları tarafından yapılan sahtekarlıklardır.
------
Biyologların "şüpheli" metotları
Bilimsel (!) hilecilik tabu olmasına karşın meşhur bilimsel dergi Nature tarafından 2005'te yapılan bir soruşturmanın sonuçları sansasyon yaratmış ve bu tabunun artık sorgulanması gerektiğini gözler önüne sermişti. Amerika'da uzmanlar tarafından 3 bin biyologu kapsayan soruşturma araştırmacıların üçte birinin "şüpheli" metotlara başvurduğunu göstermişti. Aynı soruşturma araştırmacıların yüzde 15'inin finans kaynaklarının baskısıyla ana proje ile metodolojiyi değiştirdiklerini ve araştırma sonuçlarıyla oynamayı kabul ettiklerini ortaya çıkarmıştı. Geçen Haziran ayında yine ABD'de yapılan biyomedikal araştırmalarla ilgili bir başka soruşturma ise tespit edilebilen hileli araştırmaların yüzde 37'sinin ilgililere rapor edilmediğini göstermişti. Bu soruşturmaların sonuçları neticede tespit edilebilenlerin buzdağının sadece görünen kısmı olduğu sonucunda birleşiyordu. Bilimsel sahtekârlıklar öncelikle deneysel bilimler alanında görülüyor. Çok farklı yerlerde, farklı konularda küçük ekipler halinde sayısız çalışmanın yapıldığı biyoloji bu konuda önde gelen alanlardan. Farmakoloji, antropoloji ve tıp, aldatmalara açık alanlar olarak görülüyor. Fizik bilimi hilelere kapalı görünse de istisnai örnekleri yok değil. Bell Laboratuarları'nda yaşanan genç fizikçi Jan Henrik Schön vakası bunun en son ve en bariz örneklerinden. Yine, varlığı ispatlanamamış element 118'i bulduğunu iddia ederek Lawrence Berkeley Laboratuarı gibi bir kurumu bile ürettiği sahte verilerle kandırmayı başaran nükleer fizikçi Ninov vakası da kayda değer olanlardan.
Gerçeği ortaya çıkarmak için yapılan "hile"
Ancak iyi niyetle yapılan hileler de var. Fizikçi Alan Sokal'm 1996 yılında bilim dünyasına ders verir mahiyetteki hilesi bu örneklerden biri. Kulaklara hoş gelen bilimsel bir jargon kullanarak ilk bakışta çok ciddi intibaı uyandıran bilimsel bir makale hazırlar Sokal. Başlık şöyledir. "Sınırları aşmak: Kuantum çekiminin dönüştürücü hermenotik yorumuna doğru". Gerçekte, bu gösterişli isim de dahil olmak üzere tüm içerik saçmalıklar ve yanlışlıklarla doludur. Alan Sokal'ın tamamen uydurma ve anlamsız böyle bir "çalışma" hazırlamasının amacı sahtekârlık değil; bilimsel dergi editörlerinin ideolojik önyargılarını, saplantı ve sığlıklarını ortaya çıkarmaktır. Nitekim Duke Üniversitesi'nin Social Text dergisiyle beraber, Science Wars adlı dergi de Sokal'ın gerçekte baştan aşağı saçma olan makalesini yayımlamakta sakınca görmezler. Sokal, aynı gün bir gazeteye ilan vererek söz konuşu çalışmasının aslında hileli olduğunu açıklamayı da ihmal etmez. Onun bu kurnazca hilesi, beraberinde birçok akademik tartışmayı da getirir; Sokal iddiasını kanıtlamıştır.
Ortaya koydukları sayısız paradigmayla mantıki sağlaması pozitif bilimler kadar kolay yapılamayan sosyal bilimler ise aldatıcılığa daha açık olsalar da, ispatı kolay değil. Bu alanlarda herhangi bir sahtecilik rahatlıkla paradigma farklılığıyla izah edilebiliyor.
BiR EVRiM SAHTEKÂRLIĞI: PILTD0WN ADAMI
Piltdovvn Adamı sahtekârlığı tüm bilim tarihinin bir numaralı skandalı sayıldığı gibi, sonuçları itibarıyla da en fazla zarara sebep olanı kabul edilir. Amatör ingiliz paleontolog Charles Davvson'un 1912'ye kadar Londra yakınlarında Piltdovvn isimli bir kasaba civarında toprak altından çıkardığı kemikler insanın atasını ortaya çıkaracak ve evrim teorisini de neredeyse ispatlayacaktır. Davvson'un büyük buluşu bir çene kemiği ile kafatasından oluşmaktaydı, çene kemiği maymununkiyle özdeş olmasına rağmen kafatası ve dişler tam bir insan özelliğindeydi. Bu kafatası British Museıım tarafından insanın 500 bin yıl önce yaşamış atası olarak sunuldu. Piltdovvn Adamı'nın foyası hemen çıkmadı. 1953'e kadar 40 yıl boyunca sayısız makale ve teze konu oldu, yüzlerce akademisyen üzerinde uzun çalışmalara girişti. 1953'te yeni tekniklerle yapılan incelemeler bu efsanenin sonu oldu. Piltdovvn Adamı gerçekte birkaç yüzyıllık maymun ve insan kemiklerinin birleşiminden oluşturulmuştu. 1953'e kadar bilimde devrim yaratan buluş kendisiyle beraber sayısız çalışmayı da bir anda çöplüğe gönderen bir sahtekârlıktan ibaretti. Kemiklerin Davvson tarafından kimyasal yolla eskitildiği de ortaya çıkacaktı.
SONUÇLARI KENDiNE GÖRE AYARLAYAN FiZiKÇi SCHÖN
Jan Henrik Schön meşhur Bell Laboratuarları'nda bir fizikçiydi. 1998-2001 yılları arasında saygın bilimsel dergilerde yayımladığı bazı yeni materyallerin elektrik özellikleri konusunda beş makale ile geleceğin yıldızları arasında gösterilmeye başlamıştı. Neredeyse haftada bir çalışma yayımlayan Schön, üretkenliğiyle dikkat çekiyordu. Ancak transistorlar üzerine bir makalesinde kullandığı bir matematik eğrinin daha önce yayımlanmış olduğu fark edilince çalışmaları incelemeye alındı. Ardı çorap söküğü gibi geldi. 2002 yılında tamamlanan soruşturma acı gerçeği ortaya çıkardı: Schön'ün 24 makalesinden 16'sı hileli, 6'sı ise şüpheliydi. Schön'ün istenen sonuçlara kolayca ulaşabilmek için sistematik olarak deneylerinin sonuçlarını tahrif ettiği çıktı ortaya.
BiYOLOG WILLIAM SUMMERLIN VE BOYALI FARELERi
1974'te New York Sloan Kettering Enstitüsü'nde bir immünolog olan VVilliam Summerlin, yeni bir organ nakli tekniği iddiasıyla ortaya çıktı. Tavşanlara insan korneası, beyaz fareye ise siyah fare derisi nakledebiliyordu. Geliştirdiği teknikle, türler arası nakillerde görülen organizmanın yabancı dokuyu reddetmesinin önüne geçmeyi başarmıştı. Summerlin'in devrim niteliğindeki çalışmaları dünyanın en ciddi bilim dergilerinde yayımlandı. Ancak bu inanılmaz başarıdan şüphelenen meslektaşları deneylerinde kullandığı fareleri incelemeye aldılar ve nakledilen derinin renginin alkollü pamukla silinince değiştiğini fark ettiler. Summerlin'in son derece basit ve ucuz bir hileye başvurduğu ortaya çıktı: Mürekkep kullanmıştı! Tavşana naklettiği insan korneası da hileliydi tabii. Summerlin itirafa mecbur kaldı: Çalışmalarından sonuç alınması için kendisine uygulanan baskılar ve üstlerinin gözüne girme kaygısıyla bu yola başvurmuştu.
KENDi GÖMDÜKLERiNi KEŞFEDEN (!) ARKEOLOG
Japonya'da amatör bir arkeolog olan Shinlchl Fujimura en büyük uzmanların bile başarısız olduğu kazılarda "sihirli elleriyle" sansasyonel başarılara imza atarak dikkatleri çekti. Mucizevî şekilde bulduğu arkeolojik parçalarla Japon bilim dünyasında belli bir şöhrete ulaşan Fujimura, Tohoku Paleolitik Enstitüsü'nün başına gelmeyi de başardı. 19901ı yıllardaki çalışmaları ve bulgularıyla Japonya'da ilk insan izleri konusunda önemli gelişmelere imza atmıştı. Fujimura'ın bulgularıyla 600 bin yıl öncesinde yaşamış toplulukların izlerine ulaşıldığı düşünüldü. Ancak sansasyonel keşifleri Japon arkeologların kafasını bir hayli karıştırdı. Fujimura'nin foyası ancak 2000 yılında onu gizlice filme alan gazeteciler tarafından ortaya çıkarıldı. Fujimura, önceden yontularak hazırlanmış taşları gizlice gömerken filme alındığını farkına varmadı. Beş gün sonra ise gömdüğü taşları çıkararak yeni bir keşif olarak ilan etti. Ancak bu onun son oyunu oldu. Şüpheci gazetecilerin suçüstü baskını arkeologun hilesini ortaya çıkarırken kariyerini de sona erdirdi. Hakkında açılan soruşturma daha önce yaptığı 168 kazının da aynı sahtekârlığa sahne olduğunu ortaya çıkarırken Japon paleolitik dönemiyle ilgili tüm son bulgular da çöpe gitti tabii.
FiZiKÇi RENE BLONDLOT'NUN HAYALi ISINLARI
20. yüzyılın başı ışınların keşfine sahne oldu. 1895'te Alman VVilhelm Röntgen X ışınlarını, ertesi yıl Fransız Becquerel radyoaktiviteyi keşfetti. Fransız Bilimler Akademisi üyesi fizikçi Rene Blondlot da bunların gerisinde kalmak istemiyordu. 1903'te yeni buluşunu ilan etti: N ışınları. N ışınları alüminyum veya kâğıt gibi yüzeyleri rahatlıkla geçmekte ancak ince bir su zarı tarafından durdurulmaktaydı. Buluş üzerine Fransız bilim adamları N ışınlarından ilhamla sayısız makale yayımladılar. Blondlot, bu konu üzerine en az 10 makale daha yayımladı... Blondlot'nun deneylerini başkaları da tekrarladılar ancak aynı sonuçları elde edemediler. Amerikalı fizikçi Robert Wood, konuyu Blondlot'nun Laboratuarı'nda araştırdı. Wood aletleri deney sonucunu etkileyecek şekilde değiştirdiği halde Blondlot ve ekibinin sonuçları değişmemekteydi. Yani aslında N ışını diye bir şey yoktu, olan bir illüzyondan ibaretti. Blondlot ve ekibi kendilerine güven ve hırsın kurbanı olmuştu.