kuşkusuz taraftarının en çok koltuklarını kabartan özelliklerinden biridir bu da. hiçbir beşiktaş'lı oyuncuyu, kasten rakiple uğraşırken, hakemle uğraşırken göremezsiniz. efendidirler, ahlaklıdırlar, saygılıdırlar. ne sahayı kazarlar, ne hakemin üzerine kan sürerler, ne yerde yatan rakip oyuncuya şut çekerler, ne basın tribününe hareket çekerler, ne hakemin yüzüne forma fırlatırlar, ne seyirciyle münakaşaya girerler.
ahlaklı takımın, efendi oyuncularıdır. gözün kapalı kaptanlık vermeyeceğin tek bir oyuncu yoktur mesela kadrosunda. ernst? ferrari? bobo? rüştü? toraman? sivok? ismail? guti? ernst? fink? necip? ekrem? nihat? bunlardan hangisinde sırıtır kaptanlık pazubandı? hiçbirinde.
sahada oynadıkları, rakibi sahayı dar eden futboldan ziyade, budur onlar gönlümüzün sultanları yapan.
baba hakkı'nın, şeref'li çocukları olmaları...
armasının uğruna kurumsallığa çok önem veren bir şirkette mesai saatlerinde formasını, t-shirtini, bilekliğini taktığım takımım. iyi bir kariyer yapabileceğim bir şirket, geleceğimi garantiye alabileceğim bir şirket tabii ki beşiktaş'tan önemli olamaz. beşiktaş için ekmeksiz kalabilirim. hiç gocunmam. nasıl olsa beşiktaş ilerde kanser edeceği için kariyere falan gerek yok.*
(bkz: seviyorum lan seni)
ricardo quaresma ve guti gibi başarılara doymuş futbolcular ile bir yerlere gelebileceğini sanan kulüp. fenerbahçe'nin 6 yıl önceki hali gibi. bi de sakat aurelio var tabi. unutursak kızarlar.