hizbullahın çöreklendiği, sonra eğitim gören militanlarını benim meleketime de gönderen, hizbullahın adını duymamışları dömuz bağıyla bağlayıp ensesine tek kursunla vurup gömenlerin, bununla yetinmeyip o toprağın üzerine belli olmasın diye soğan maydonoz ekenlerin eğitim gördüğü, sorsan allah için öldürüyoz diyen ama "bir insan öldüren tüm alemleri öldürmüştür, kıyamete kadar meleklerin laneti üzerlerine olsun" hadisini bilmeyen insanların allahın savaşcılığına soyunduğu insanların geldiği ülke olan lübnanın başkentidir.aynen böyledir.
Bu yol bir şehre giderdi, güneşin tutuştuğu denize batmış güle
Mavi ıslak gecelerde ne sevgiler açardı, dünya menekşe bahçesinde alev alev
Ey şehir sen yoksun
Uyudun uyandın büyü bozuldu, bir kapı kapandı geçmişe
Toprak yok artık su yok, sevinç telaş yok, ey şehir sen yoksun
Bu kıyıda bir ağaç yeşerdi, sedefin toprağında diz çöktü maya
Bir masal vardı bu şehre dair, sütü bal koyuluğunda gözleri kara
Ey şehir sen yoksun.
enrico macias'ın fevkalade güzel bir şarkısdır.fransızca beyrouth olarak yazılır.ve ayrıca bıkmadan yaklaşık 6 saat arka arkaya dinlediğim mükemmel bir parçadır.
BM'nin Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Direktörü Koichiro Matsuura, Lübnan'ın başkenti Beyrut'un '2009 Dünya Kitap Başkenti' seçildiğini duyurdu. UNESCO'dan yapılan yazılı açıklamada, Beyrut kentinin kültürel çeşitliliği, diyaloğa ve hoşgörüye bağlılığından ötürü seçildiği belirtilirken, Matsuura'nın, Beyrut'un seçilmesinden dolayı çok mutlu olduğu ve 'Bölgede, bugüne kadar hiç olmadığı kadar gereksinim duyulan diyaloğa bağlılığıyla tanınan Beyrut'un seçilmesine çok memnun oldum, kitabın da etkin katkılarının olmasını diliyorum' dediği kaydedildi. 2001'den beri UNESCO her yıl bir kitap başkenti seçiyor. Beyrut ise Madrid (2001), iskenderiye (2002), Yeni Delhi (2003), Anvers (2004), Montreal (2005), Torino (2006), Bogota (2007) ve Amsterdam'dan (2008) sonra dokuzuncu 'Dünya Kitap Başkenti' olacak. Bu girişimle kitap okuma alışkanlığının yaygınlaştırılması amaçlanıyor.**
edit: http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyrut
kadınların şıklığının bana kalırsa sinir bozucu düzeyde olduğu şehir. gündüz vakti, gece gezmesine çıkmış zannedilebilecek kılıklarda kadınlar geziyor sokakta. binalar delik deşik, her köşe başında bir asker grubu, şehrin orta yerinde, bir senedir hükümetin ve askerin müdahale edemediği hizbullah ve general aoun yanlıların kurduğu büyük bir çadır kent, her sokağa girmek mümkün değil, asker yolunu değiştirtiyor ama yine de topuk tıkırtısı, bulgari takıların şıkırtısı, mercedes taksiler ve kadınların kullandığı cipler hakim şehre.
her sabah kalkarken kendimi söyler bulduğum ezginin günlüğü parçasıdır ve şöyledir.
Bu yol bir şehre giderdi
Güneşin tutuştuğu denize batmış güle
Mavi ıslak gecelerde ne sevgiler açardı
Dünya menekşe bahçesinde alev alev
Ey şehir sen yoksun
Uyudun uyandın büyü bozuldu
Bir kapı kapandı geçmişe
Toprak yok artık su yok
Sevinç telaş yok
Ey şehir sen yoksun
Bu kıyıda bir ağaç yeşerdi
Sedefin toprağında diz çöktü maya
Bir masal vardı bu şehre dair
Sütü bal koyuluğunda gözleri kara
Ey şehir sen yoksun
istanbula benzeyen bir zamanlar orta doğu'nun kültür şehri olan lübnan şehridir.nüfusunun çoğunluğunu müslümanlar oluşturur.Aslında iç savaş öncesinde hristiyan ve müslüman nüfusu eşit olmasına rağmen bugün batıda durziler dahil olmak üzere çoğunlukta müslümanlar yaşamaktadır.Yine sunniler çoğunluktayken göç sebebiyle şiilikte yaygınlaşmıştır.aynı zamanda fransız dili ve kültürüne aşık olan lübnan, farnsız kolonisi olmamasına rağmen ülkede çoğunluğun fransızca konuştuğu bir ülkedir.ve beyrutta bulunan Saint Joseph Üniversitesi, buna örnektir.Saint joseph gibi Beyrut Amerikan Üniversitesi,Lübnan Üniversitesi ve Beyrut Arap Üniversitesi de arap ülkelerinden bir çok öğrenciyi beyruta çeken faktörler arasında.ama çıkan iç savaşlar beyrutun bu cazibesini kaybetmesine neden olmuştur.
Beyrut'un kelime anlamının kimi tarihçilere göre Afrodit'in kızı Eros'un kız kardeşi Bero'dan geldiği düşünülmektedir. Yeni kanaatlerden biri de Greklerde Afrodit olarak karşılığını bulan cinsiyet, bolluk ve savaş Tanrıçası asterte'nin evi olarak tercüme edilebilecek 'Bayt Aştarut'un kısaltılmış söyleminden geldiğidir.*. Kimi tarihçilere ve etimologlara göre ise* Beyrut, Fenike hakimiyeti döneminden kalma bir isim olup ibranice bir sözcük olan be'erot (tekil hali be'er dir) yani iyiler anlamına gelmektedir.
çoğu amerikan filmlerinde yıllar sonra karşılaşan iki istihbaratçıdan birinin "uzun zaman oldu" sözüne karşılık diğerinin "6 yıl önce, beyrut" cevabına mazhar olan lüban' ın başkentidir.
"ne kadar güzeldir beyrut? tarifi yoktur. beyrut ancak beyrut kadar güzeldir.beyrut kadar harabe, beyrut kadar görkemli ve beyrut kadar gizemlidir.
...
beyrut'ta yapılan herşey yalnızca beyrut'a özgüdür. beyrutça'dır. bir şehir düşünün ki, her aklına estiğinde israil uçaklarınca bombalansın, yıllardır kıran kırana geçen bir savaşta her binası, her yerleşim yeri silah ve top mermileriyle delik deşik olsun, ama yine de beyrut kadar güzel kalsın! güzelliği ancak yine kendisiyle betimlenebilsin!..."
iç savaş çıkmadan veya ikinci bir hizbul- israil savaşına toslamadan gidip görmeyi, el hamra caddesinde gezinip sabaha kadar dansetmeyi planladığım şehir. 18 farklı din, hibrit bir kültür, ferrari yanında roketatarla yıkılmış bir bina, güzel kadınlar, yollarda devriye gezen tanklar..hizbullah mahallesi v.s beyrut geceleri..Bakalım istanbul kadar karışık, arzulu ve can yakıcı mı *
Bazı kadınlar vardır. Gençliklerinden kalma siyah beyaz fotoğraflarında çok güzellerdir. Ardından seneler boyu başlarından bir sürü kötü olay geçer. Boşanmıştır, kanser olmuştur, ekonomik durumu bozulmuştur vs. Ancak aynı kadını 30 yıl sonra her şeye rağmen muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Beyrut, dünya üzerinde bu kadını temsil eden şehir. Yıllardır yaşadıklarına rağmen güzel, büyüleyici ve görkemli. Adeta cami yıkılmış ama mihrap yerinde deyişinin karşılığı.
Lübnanlılar oldukça rahat bir karaktere sahipler. Akdeniz insanının tüm özelliklerini ve Orta Doğu kültürünü bünyelerinde çok iyi harmanlamışlar. Yemeğe-içmeye oldukça meraklılar hatta sağlam âlemciler. Uzun uzun sofrada oturmayı seviyorlar. Bir dönem Fransız sömürgesi olmaları ve kendilerini Arap olarak görmediklerinden dolayı Arap yarımadasında bulunan genel kıroluk Lübnanlılarda pek mevcut değil. Öte yandan kadınlar diğer Orta Doğu toplumlarına göre tartışılmaz biçimde sosyal hayatta batı ülkelerine yakın standartlarda yaşıyorlar. Genel olarak Lübnanlı görüntüsü neşeli, konuksever ve yıllarca yaşadıklarından dolayı hayatı umursamaz bir yapıda.
Beyrut gece hayatı konusunda ise dünyanın sayılı merkezlerinden. Özellikle gece 1den sonra başlayan inanılmaz bir tempo söz konusu şehirde. Özellikle Gemmayzede bulunan Rue Gouraud ve yakınındaki Rue Monot gece hayatının önemli merkezlerin. Yine Hamrada bulunan ufak barlarda ısınma turları için iyi alternatifler olabilir. Ancak Beyrut gece hayatının en havalı mekanı tartışmasız Music Hall denilen kulüp. Rezervasyonsuz girişi çok zor olan Musichall'a bütçeniz yeterliyse mutlaka göz atın. Her 15 dakikada bir çok farklı tarzda müzik grubunun sahne aldığı mekan, iç savaş sırasında dağlardaki mağaralarda yerlatı kulüpleri işleten kişiler tarafından kurulmuş. Beyrutta toplu taşıma sistemi bulunmuyor. Sadece şans eseri denk geleceğiniz ufak minibüsler çalışıyorlar. Ancak Arapça bilginize güveniyorsanız bunları kullanabilirsiniz. Üstelik bu minibüsler akşam 7den sonra çalışmıyorlar. Şehir çok büyük olmadığı için yürüyerek rahatça gezilebilir. Ancak gerekli durumlarda taksi kullanılacaksa fiyatların istanbul standartlarında olduğunu ve pazarlık etmeden taksiye binmemek gerektiğini belirtmek lazım. Beyrut genel olarak güvenli bir şehir. Vardığınızda yakın geçmişinden dolayı hafif bir irkilme oluştursa da bünyede, şehir bir anda temposuna dâhil ediyor insanı. Şehir merkezinde turizm nedeniyle ordu ve polis sürekli güvenlik sağlıyor. Gecenin hangi vakti olursa olsun rahatlıkla şehir merkezinde dolaşılabilen bir şehir Beyrut. Ancak yanınızda pasaport taşımakta fayda var. Çünkü askerler veya polisler bazı sokak girişlerinde piyango olarak kimlik kontrolü yapabiliyor.
Beyrut savaş zamanı doğu-batı olarak ikiye ayrılmış olsa da şu anda şehirdeki tüm ayrımlar ortadan kalmış durumda. Şehrin en turistik bölgesi olan Downtowndan şehri gezmeye başlayabilirsiniz. Bu bölge iç savaş döneminde yerle bir edilmiş olsa bile, Hariri sonrası binalar aslına sadık kalınarak tekrardan inşa edilmiş. Hükümet binaları, süper lüks iş ve alışveriş merkezleri ve otellerin bulunduğu bölge Orta Doğuda olduğunuzu unutturacak kadar gösterişli. Şehrin merkezi sayılan Place dEtoile özellikle akşam saatleri pek hareketli oluyor. Downtownda tarihi eser olarak Al-Omari Camisi ziyaret edilebilir. Bu cami aslında 12. Yüzyılda Haçlı Seferlerinde kilise olarak inşa edilmiş ancak daha sonra Memlükler tarafından camiye çevrilmiş. Hemen cami yakınlarında Place dEtoiledan biraz ilerlediğinizde görebileceğiniz St. George Katedrali de haçlılar dönemine dayanan bir yapı. Hemen yanında ise içerisinde Refik Haririnin de anıt mezarının bulunduğu Mohammed al-Amin Camisini gezebilirsiniz. Bu caminin en önemli özelliği uzaktan Sultanahmet Camisine benzetilmesiymiş ki görkem açısında yarıştırmak oldukça manasız. Ardından iç savaş boyunca en şiddetli çatışmaların yaşandığı Place des Martyrsdeki anıtı ziyaret edebilirsiniz. Anıtı gördüğünüzde üzerindeki iç savaştan kalma kurşun delikleri ve patlama izleri dikkatinizi çekecektir. Bu izlerin tamir edilmeme nedeni iç savaşın manasızlığını insanlara hatırlatmakmış. Yine şehir merkezinde görebileceğiniz delik teşik olmuş dev bina eski Holiday-Inn oteli olacaktır. Otel sivil savaş boyunca keskin nişancıların bir numaralı durağı olmuş ve bu nedenle bir çok defa roketlenmiş.
Downtownu gezdikten sonra Place des Martyrsin karşı tarafına geçip Gemmayzeyi turlamaya Saifi mahallesinden başlayabilirsiniz. Restore edilen Fransız kolonyal evlerinden bir sanat ve moda mahallesi yaratılan Saifide özellikle alışveriş yapmak isteyenler orijinal şeyler bulabilirler. Saifi sonrasında şu anda Beyrutun gece hayatının merkezi olan Rue Gourauda doğru ilerleyebilirsiniz. Ardından şahane evlerin yer aldığı Achrafiyenin ara sokaklarında dolaşarak Rue de Damasa çıkabilirsiniz. Rue de Damas öncesindeyse şehrin en otantik oteli olan Albergo'nun çatı katında bir kahve içerek dinlenebilirsiniz. Otelin çatısındaki kahvede özellikle günbatımında Beyrut çatılarını izleyebilirsiniz. Rue de Damas ilk bakışta önemsiz bir ana cadde olarak görünse de aslında eski Yeşil Hattı oluşturuyor. Yeşil Hat iç savaş boyunca Hıristiyanlarla Müslümanların esirleri takas ettiği ve tüm pazarlıkların yaşandığı yer. Bu caddeden kısa bir yürüyüşle Beyrut Milli Müzesine varabilirsiniz. Cadde boyunca Beyrutta neredeyse her sokakta karşılaşabileceğiniz kurşunlanmış veya roketlenmiş binaları daha sık göreceksiniz. Belki de Beyrutta görülmesi en elzem olan yer olan müze, kronolojik olarak sergilediği eserler ile Lübnan tarihini ve Lübnanın Akdenizdeki önemini oldukça başarıyla aktarıyor. Müzede mutlaka görülmesi gereken şeylerden biri de her saat başı gösterilen müzenin iç savaş sonrası tekrar kurulma belgeseli. iç savaşın yıkıcılığını anlamanız için müzeyi gezdikten sonra mutlaka bu kısa belgeseli izleyin.
Hamra ise Beyrutun günlük hayatını gözlemleyebileceğiniz Downtowna kıyasla daha az turistik bir bölge. Hamra özellikle son dönemde Gemmayze ile ciddi bir rekabet içine girmiş. Bu rekabetin temel nedeni ise gerçek Beyrutu hangi semtin daha çok yansıttığı. Semtte bulunan Beyrut Amerikan Üniversitesinin kampüsü şehrin temposundan kaçıp nefes almak için oldukça ideal. Hamrayı keşfetmek için Rue Hamra ve Rue Bliss arasındaki sokaklarda dolanabilirsiniz. Hamranın sokaklarını arşınladıktan sonra şehrin en önemli turistik sembolü olan Güvercin Kayalıkları'nı ziyaret edebilirsiniz. Denizin ortasında bulunan iki büyük kayadan ibaret olan Güvercin Kayalıkları'nda vaktiniz varsa ufak teknelerle kısa bir tur yapma şansınız da var. Ardından da Beyrutun özellikle güneş battıktan sonra en hareketli yerlerinden biri olan Cornichei ziyaret edebilirsiniz. Corniche Beyrut'un kordon boyu. Üzerinde bulunan kafeler de Beyrutluları izlemek için iyi bir adres.
Siyasal tarihe biraz meraklıysanız Beyrutun güney mahalleleri ilginizi çekecektir ancak yanınızda yerel biri, özellikle bir Müslüman olmadan bu mahallelere güvenli girişiniz pek mümkün değil. Bazı bölgelerin giriş çıkışları da asker ve polis tarafından kontrol ediliyor. Hizbullahın merkezinin yer aldığı bu mahalleler özellikle 2006daki israil hava saldırılarından büyük oranda etkilenmişler. Sabra ve Shatila mülteci kampları da şehrin güney kısmında bulunuyorlar. Özel bir not olarak bu mahallelerin Hamra'daki sokakların daha bakımszı olduğunu söylemek mümkün. Özellikle kocaman fotoğraf makineleriyle ve gruplar halinde bu bölgeye giden turistlerin semt sakinlerini çok huzursuz ettiği gibi bir şikayet var. Bu nedenle bu bölgeleri ziyaret edecekseniz lütfen fotoğraf makinelerinizi çantanıza sokun ve günlük hayatın içine olabildiğince karışarak hareket edin. Zaten güney mahallelerin bazı bölümlerinde fotoğraf çekilmesi hoş karşılanmıyor. Gününüzü ingilizce bilmeyen Hizbullah militanlarıyla ve nezarethanede geçirmek istemiyorsanız gitmeyin. Son olarak mülteci kamplarında en taş yürekli insanın bile içinin kaldırmayacağı şartlarda yaşam mücadelesinin sürdüğünü eklemek gerek.
Beyrutun biraz dışında yer alan Jeita Grotto ise dünyanın şu andaki en önemli birkaç doğal harikasından biri. Dağların altında 6 kilometre boyunca uzayan dev mağara 2 kattan oluşuyor. Alt katı özellikle kışın yükselen su seviyesi nedeniyle bazen ziyaretçilere kapanıyormuş. Su seviyesinin uygun olduğu zamanlarda ise ufak kayıklarla mağarayı gezebiliyorsunuz. Üst kat ise Jeita Grottonun asıl görkemli kısmı. Onlarca metrelik dikitler ve sarkıtlarıyla insanı büyüleyen 2. katı ise yürüyerek gezebiliyorsunuz. iç savaş süresince Hıristiyanların cephanelik olarak kullandığı mağara 1995de Refik Hariri tarafından turizme kazandırılmış.
Yine Beyrut yakınlarındaki Harissada bulunan Notre Dame du Liban heykelini mutlaka ziyaret edin. Akdenize tepeden bakan bir Maruni şapelininde bulunan heykelin en önemli özelliği sunduğu nefes kesici manzara. Heykelin bulunduğu şapelin bahçesinde ise Lübnan bayrağında yer alan sedir ağacı bulunuyor. Heykelin balkonundan muhteşem Akdeniz manzarasını izledikten sonra mutlaka Jouniehe inen teleferiğe binin. iç savaş sırasında Beyruttan kafa dağıtmaya gelen Hıristiyan militanların gece hayatına ev sahipliği yapan ufak sahil kentine giderken, teleferikle insanların evlerinin yanından geçmek oldukça eğlenceli. Teleferik yolculuğunuzu gün batımı saatine denk getirebilirseniz zaten muhteşem olan manzara daha da güzelleşecektir. Jounieh kentinde teleferik yolculuğu hariç ilgi çekecek bir şeyin olmadığını da belirtmek gerek.
Lübnanın en meşhur bira markası Almaza. içimi oldukça kolay ve lezzetli olan birayla birlikte rakının biraz daha serti olan Arak da çok tüketiliyor. Lübnan şarapları ise meraklılar tarafından bilinse de dünyada çok ünlü değiller. Bekaa Vadisinde bulunan Kefrayar ve Ksara bölgelerinde yapılan şarap üretimi, ülkenin sosyal ve siyasal durumuna göre değişse de son dönemde önemli bir ivme kazanmış.