bernd schuster, en az del bosque, jean tigana, arthur zico, fatih terim kadar kaliteli antrenördür. yıllardır eleştirdiğimiz türk antrenörlerin tüm negatif yönlerini bizlere yaşatmayan antrenördür.
takım uefa liginde porto deplasmanında oynuyor ve ezilmeden rakibin oyununu kabullenmeden oynuyor. belki bekler iyi orta kesemiyor, belki araya atılan toplara koşu yapan santrafor olmuyor, belki son vuruşlar hiç istenilen gibi sonuçlanmıyor, belki defans ve kale sürekli bireysel hatalar yapıyor ama beşiktaş deplasmanda portoya karşı hucüm ederken defans hattını ortasahaya çıkarıyor. işte yıllardır la liga ligini izlerken içimizden geçirdiğimiz ve görmek istediğimiz futbol bu. takım konyaspor ile kendi evinde oynuyor ve 2-1 önde götürüyor maçı fakat üçüncü ve dördüncü golleri arıyor takım ve sanki skor konyaspor lehineymiş gibi. mustafa denizli ve zibille türevleri gibi 2 stoper, 1 stoper çakması sağ bek, 1 ortasahayı geçmemesi tembihlenmiş sol bel, 3 önlibero , 1 oyun kurucu, 1 second striker ve 1 striker ile sahaya çıkıp kaptığı toplar ile 3 oyuncunun bireysel yetenekleri ile gol aramıyor bu takım.
adamın elinde öyle bir kadro var ki oynatmaya çalıştığı futbol ile örtüşmüyor. bu sefer ayak takımı spor yazarları elinde kadro buna uygun değilse başka sisteme geç diye sitem ediyorlar. ulan gerizekalı medya bir sistem birgünde mi oturtuluyor? bu sene sistem takıma bir şekilde iyice belletilir. sisteme uymayan adamlar yollanır ve yeni alınacak sisteme uyumlu oyuncular ile gelecek sezon harmanlanmış kadro devam eder. sonuçta gelecek sezon barcelona'nın ilk onbirini satın alamayacağımıza göre elimizdeki kadrodan maksimum oyuncuyu sisteme alıştırmamız lazım. bu şekilde alınacak 4 yada 5 oyuncu ile vasatın üzerinde bir takım oluşturulabilir.
benim gördüğüm yada hissettiğim aksan bölge ve alınması gereken oyuncu tarzlarını değinmek istiyorum. öncelikle bir tane gerard piqué tarzı stoper ihtiyaç var. onun yanına ersan adem gülüm yada tomas sivok bizim stoper ikilimizi avrupa düzeyine çıkarır. bir tane sağ bek bölgesine gökhan gönül tarzı oyuncu şart. yani oynatılan sistemde ceza sahasına ortaları hızlı hücumlar dışında sadece bekler açacak. diğer sağ ve sol açık oyuncuları bu hücumlarda ceza sahası içinde yer almak zorunda çoğalabilmek için. orta sahaya tabata yerine box to box oyunu oynaya bilecek bir oyuncu şart. buraya alınacak oyuncu necip uysal tarzı olmalı. fakat bu bölgede bazen oynayan onur bayramoğlu gelişimini sürdürürse bu bölgede sırıtmadan görev alabilir. o yüzden aslında bu orta sahaya transfer yapılmadan bile devam edilebilir. genede genç bir orta saha kadro genişliği için iyidir. sağ açık konusunda her ne kadar hilbert güvenilmese bile ben bu oyuncunun bu bölgede oynadığı oyundan memnunum. fakat yok ağa birinci sınıf adam lazım derseniz volkan şen yada benzeri bir oyuncu fena olmaz. zurnanın zırt dediği yer ise santrafor bölümüdür. buraya en az iki transfer şarttır. bobo ve ali kuçik haricinde nobre, fatih tekke, nihat kahveci acilen siktir edilmelidir. buraya ise bir adet luis fabiano veya tarzı bir forvet almak şarttır. fakat ikinci bir forvet alınması çok yararımıza olacaktır. nasıl porto japonya'nın ikinci liginden bir hulk bulup getiriyorsa bizimde o tarz yıldız olmayan fakat genç sisteme uyabilecek bir forvet ihtiyacımız var. bu şekilde kurulacak kadro ile 2 yıl içinde başarı muhakkak gelecektir.
2000'li yılların başında oynadığımız milan maçını anımsıyorum. inönü stadyumunda 2-0 gerideyiz. fakat takımımız taktik değişikliğine gidiyor ve bir anda pozisyonlar bulmaya başlıyoruz. durumu gören milan antrenörü oyuna müdahale ediyordu ve savunmaya bir işaret çakıyordu. maçın bitimine nereden baksan 30 dakika vardı. bu uyarıdan sonra bir baktım milan defans hattı orta sahada kurulmaya başlanmıştı. yani adamlar tek bir uyarı ile savunmayı öne çıkarmışlardı. kalan 30 dakika ise beşiktaş kendi yarı sahasından çıkamadı. oyun bizim yarı sahada tıkandı kaldı. bu sahneyide ömür boyu unutmam. bizimkiler skoru garanti altına almak için kale çizgisine kadar çekilirken, elin oğlu savunmayı öne çıkararak skoru korumuştu. yani futbolda günü yakalayan sistemi iyi oynayabildikten sonra ne bireysel hatalara ne karşı takımın isteğine arzusuna yer bırakılıyor. oturup sadece izliyorsun zevkle kaçınılmaz galibiyeti.
not: madem sisteminden memnunsun ve günümüz futbolunu oynamak istemiyorsun. sadece ligimizde ilk üç sıradan birine yerleşmek istiyorsun, ne sikime bernd schuster'i getiriyorsun bu takıma. git mustafa denizli'yi tekrar getir al sana süper ligde ilk üç sırada yerin garanti. fakat sonra ağlama elin 50 milyon euroluk takımları şampiyonlar liginde çeyrek final görüyor biz 120 milyon euroluk takımla neden ön elemeyi bile geçemiyoruz diye...
bir galatasaraylı olarak takımın başında olduğu süre için Türkiye süper ligi'nde izlerken en çok zevk aldığım maçları çıkaran takımın teknik direktörüydü. futbolun günümüzde bacasız fabrika haline gelmesini sağlayan bernd schuster gibi zihniyete sahip olanlardır. futbol sadece kazanmak, kaybetmekten ibaret ve takımlar 2004 şampiyonu yunanistan'ın * sıkıcı ama kazandıran futbolunu oynuyor olsaydı statlar asla dolmaz, bu kadar fazla izleyiciye hitap edemezdi. bizim zihniyetimize neden 60'larda kaldı dedi adam çünkü kazanma ya da kaybetme üzerine kurulu seyirciyi eğlendiren, heyecanlandıran bir futboldan uzak bir anlayışa sahip olduğumuz için velhasıl schuster bu ülkeye bir gömlek fazla geldi.
büyük takımlardaki oyuncuların bu kadar fazla tekme yediği, tekmelerle, tabanlarla sindirildiği başka bir kendini "üst düzey" sanan lig yoktur herhalde. adam çıkıyor guti'yi tekmeliyor, baros kendisini geçerken boğazından çekiyor, formasından çekiyor, arda'dan çalım yediği zaman kalas gibi ayağı sokuyor adama, kornerde servet'i yakasından tutup yere çalıyor, stoch kontraya kalkarken topa değil ayağına kayıyor, vs..
büyük takımları koruduğumdan değil, ancak küçük takımların futbolun vur-kır-tekme at-top geçsin adam geçmesin 'den ibaret olmadığını anlamaları lazım. sahaya çıkan kaleciden sonra 10 kişinin 6 tanesi defansif adam ise ve maç boyunca ancak kontra atak ile gol arıyorsan, aşırı sert savunma yapıyorsan ve her maç böyle oynuyorsan kusura bakma, sende bir eziklik vardır. "efendim futbolcu yok, takımın bütçesi yok" o vakit yabancı eline muhtaç gibi işe yaramaz zencilerle doldurmayacaksın takımını. emenike gibi bir adam keşfedip alamıyorsan, o adamın yerinde alt yapıdan yetiştirdiğin adamı oynatacaksın. senelik 300.000 dolara ucuz zenci oynatmayacak, o parayı elindeki genç oyuncunun yetişmesinde harcayacaksın kardeşim. avrupada futbolcu kalitesinin esamesi okunmayan devletlerden neden futbolcu transfer edilir, burada yerli oyuncunun 2-3 katı para verilir anlamam. hayır ilhan cavcav olsan, lafım yok. yap işlet devret mantığı var adamda. böyle amaçlar peşinde gitmedikçe, bir emenike, vittek, sapara almadıkça elin tazemeta'sını, john'unu, maurus'unu, ismi okunamayan yabancılarını getirmek muazzam salaklık. oraya kendi çocuğunu koy kardeşim. bu ülkedeki gençlerde futbol altyapısı olmadığını hangi gerizekalı iddia edebilir?
bu ülkede dandik yabancıların potansiyele sahip yerlilerden çok daha fazla prim gördüğünü kim yalanlayabilir?
konuya dönersek;
bu ülkedeki teknik direktörlerin ve teknik kadroların ellerine düzgün kadrolar verildiğinde 300 ıspartalı savunması yapmak yerine açık ve futbola benzeyen futbol oynamayacağını hangi gerizekalı iddia edebilir?
peki istisnasız her anadolu takımı, başarılı olanlar da dahil, neden 300 ıspartalı'yı oynuyor?
"arda piçine bak sen kimsin lan, o porche'yi alır götüne sokarım, medyatik piç" düşüncesiyle atılan tekmeler olmasın bunlar?
"quaresma kim lan allahı gelse burdan çıkamaz, sokarım q7'sine eline veririm" şeklindeki eziklik kompleksini çöplüğünde öten horoz delikanlı tavrıyla kapatmak olmasın bu tekmeler?
sen antrenmandan çıkınca polo tişörtünü giyip yakalarını dikerek tiki cafe'ye gidip hatun keserken, tespih sallarken, arda orta açmayı öğreniyordu. bu ne olacak? 5 yıl sonra sen kalas gibi futbolcu oldun çıktın, o da porsche'yi aldı. şimdi o tekmeleri atıyorsan eziksin kardeşim.
"adam yanından geçerse vur tekmeyi, son adam sen de daya omuzu düşür" diye taktik veren futbol fakiri teknik direktörün cümleleri olmasın bu tekmeler? 20 senedir bir dikiş tutturamamış, anadolu'nun her takımını gezmiş olan, hala nedense o kadar genç ve kaliteli teknik direktörün arasından tercih edilen çok babacan-çok delikanlı-çok gururlu-çok kurtarıcı-düz futbol bilgili-millet reina'ya giderken salavat getiren-nedense hep taraftardan haksız tepki gören-tesislerde interneti yasaklayan teknik direktörler olmasın bunların sebebi?
60'lardaki futbolu bilemem, o zaman ben yoktum. schuster de çocuktu. ama şunu bilir ve söylerim ki, türkiye'de ziyadesiye ilkel bir futbol oynanıyor dostlar. sonra anderlecht'ten 5 yiyoruz, valencia'dan 6 yiyoruz, ve üzülüyoruz nedense.
beşiktaş'a büyük takım futbolu oynatan adam. reykart'ın dilinden düşürmediği güzel futbolu bu adam oynatıyor işte. devamlı diğer sahaya yerleşmeye çalışan, defansını önde kuran bir takım yaratıyor yavaş yavaş.
türk futbolunu değiştirmeye çalışan teknik adamdır.
yedirirler mi sana? bu ülkede, yorumcular aynıdır. yıllardır değişmez. menajerler aynıdır, yıllardır değişmez. teknik adamlar aynıdır, yıllardır değişmez.
a teknik adamı, x takımını küme düşürür ve sonrasında, y takımına gider, o takım için kümede kalma mücadelesi verir.
bu ülkenin futbolu, federasyonda oynanır. golleri basın mensupları atar. kalede schuster, aragones, rijkaard gibi teknik adamlar olur. yedikleri her gol için, yuhalanırlar. basın kendi kalesine gol atar ve kalecileri suçlar. kaleciler kovulur.
türk spor basını kalıcıdır!
kendisi bugüne kadar ha düzeldi ha düzelicek diye içime attığım sorunları yüz üstüne çıkarttırıyo bana sinirden.
1- hücum futbolu palavrası: hücum futbolu bu muymuş arkadaş ? vaay be o zaman bugüne kadar hücum futbolu oynatanlar salakmış. bilmiyorlarmış 10 kişiyle hücum yapmayı defansı 2 kişinin sırtına yüklemeyi, 90 dk. boyunca stoperleri teke tek bırakmayı.
2- sistem oturtma yalanı: ne sistemi arkadaşım? sen bir sistemden bahsediyorsan o sistem tıkır tıkır işler. 20 hafta geçmiş beşiktaş hala quaresma'nın guti'nin ayağına bakıyor. Senin elindeki adamlar hücum futbolunu ve sistemi hiç bilmeyen oyuncular olsa sabredelim 2 sene 3 sene. ulan sen bu oyuncuları avrupanın en büyük takımlarından almışsın. türkiyenin en büyük kadrosunu kurmuşsun hala bi sikim yediğin yok. takımın iddalı olduğu tek yer türkiye kupası. senin sistemini hikmet karaman, yılmaz vural, ziya doğan bile çözüyorsa o sistemi beşiktaş'a uygulama arkadaşım.
3- istikrar rüyası: schuster kalmalıymış. neden? çünkü istikrar gerekirmiş başarı için. evet istikrar, sabır bunlar önemli şeylerdir takımlar için. ama kime sabredilir ? soru bu. cevaplayayım: gordon milne'e sabredilir, lucescu'ya sabredilir, zico'ya sabredilir... bu adamlar geldikleri gibi etki göstermişlerdir takımda. 1 seneyi çarçur etmeyi onlar bilmiyo muydu amına koym? sen tarihin en iyi kadrosunu kur ama ligde 6. sırada ol değil şampiyonluk avrupa bile hayal olsun, uefada 2. turda havlu at.. ne anladım ben senin hocalığından? zaten kim olursa olsun daha kötü olamazdık ki. neyine sabrediyim senin? sabretsem ne olacak ?
4- yıldız getirdi saçmalığı: bir de duyduğum en saçma şey "bu takıma bu yıldızları schuster getirdi, o olmasa gelirler miydi?" ulan bugüne kadar hiç mi yıldız gelmedi ? hepsinde schuster'e mi söyledik hacı getir diye. hadi onu geçtim schalke'ye gitmedimi yıldız? malaga'ya gitmedi mi ? onlara da mı schuster götürdü ya da onlar beşiktaş'tan çok mu üstündü ? he dersen ki guti schuster için geldi, eyvallah derim. ama schuster gidiyorsa ben de durmam derse kusura bakmasın kalbime sevgisini gömer arkasından el sallarım.
5- schuster "dayı" zırvası: neymiş beşiktaş'ın karakteriyle örtüşüyormuş bu adamın karakteri. asiymiş, hovardaymış, siklemezmiş gidere gidermiş. sen eğer dayıysan dayılığını git rakiplere yap ya da takımın sahada yapsın canım benim. kendi oyuncuna yapma, kendi taraftarına yapma. hele bu taraftara hiç ama hiç yapma!!
özetle: bu takımın bu sene şampiyon olması gerekirdi. hadi diyelim yeni topçular alışma malışma bilmemne en kötü ilk 3 içinde bitirmesi lazımdı. başarısızlık sadece ve sadece schuster'in suçudur. hemen gönderilip yerine gerçekten hücum futbolu bilen ve oynatan, kariyerli, isimli biri getirilmelidir. benim bu yöndeki adayım ise johan cruyff'tur.