Başını örtüp iki adım arkadan yürüttükten sonra, bacağı gözükür diye koca 19 Mayıs bayramını kaldırdı ya imam...
Erkek erkeğe artık...
*
Soru:
Niye Musevi yarışmacı?..
Can Bonomonun doğup büyüdüğü şehre Gâvur izmir dediler nasıl olsa...
Bu da koç gibi gâvur izmirli...
Kedinin, kuşun, tavşanın, sincabın dahi saygı gördüğü... insanın aşka dönüştüğü... Sevginin din sayıldığı izmirden...
Sadece insan...
*
Soru:
Niye ingilizce?..
Çünkü Türkçe desen, dünyada bir tek Ramazan anlıyor...
Ünlü bir tek otel adının, ünlü bir tek AVMnin, ünlü bir tek büyük restoranın adının Türkçe olmadığı memlekette...
Köftenin cofte olduğuna bakılırsa...
Dil bilmez başbakanınızın, bildiği sadece iki kelime van minit ile diplomasi yapıp da dünyayı ayağa kaldırdığına göre...
Anlamadığın ingilizce daha iyi sanki...
*
Soru:
O gemi niye?..
Şarkıda gemi geçiyor çünkü...
Gemi derken trene binseydi...
Ayrıca otomobilimiz yok... Yerlisini yapalım diye koştular Kanadaya, bize yerli otomobil yapsınlar diye...
Uçağımız yok... Sahne koreografisinde uçak yapsan, yanına bir de kesimlik deve lazım ki uçtuğunda konsun...
Metro?..
Japonlarda...
Ama Karadenizde bir testere ve bir keserle dünyanın en görkemli teknelerini yapıyorlar, biraz olsun uydu...
*
iktidarın ilgisiz?..
Tam tersi...
2003 yılında Sertab Erener ile Eurovision şarkı yarışmasında birinciliği kazanan TRT Genel Müdürü Yücel Yener ve arkadaşları hakkında soruşturma açıldı...
Takip başladı...
istifa edip canlarını zor kurtardılar...
*
Soru:
Eurovisionda ne işimiz var?..
Ben de onu söyleyecektim zaten:
Ne işin var?..
Sanatın içine tükürüp, heykelleri yıkıp, tiyatroyu kapatıp, edebiyatçıyı sürüp, yazarı hapishaneye kilitleyip... Sonra Müzik sanatımızı beğensinler diye medeni dünyanın kıçına takılıp koşturmanın ne anlamı var?..
Bu Hindistan'da yaşayan bir maymun, bizimle ilgili değil...
Bizde maymun yok zaten...
Öküz, eşek daha çok...
*
Hintliler onun nadide bulunmaz bir maymun olduğunu düşündüler... Daha çok işe yarasın diye canlı yakalamak istediler...
Tek yakalama şekli vardı:
Bir hindistancevizinin üzerinden maymunun elinin zar zor gireceği kadar delik açıyorlardı avcılar... Cevizin içine maymunun en ilgisini çeken ve en sevdiği yiyecekten bir avuç kadar koyuyorlardı...
*
Maymun gelip cevizin içine elini sokuyor, sevdiği yiyeceği avucuna alıyor, ama eli yumruk şekline girdiği için delikten çıkmıyordu...
Avucunu asla açmıyordu...
Cevizle birlikte kaçmak istiyordu o zaman...
Ama cevizi ağaca bağlamışlardı...
Kaçamıyordu da...
*
Böylece yakalanan maymunlar artık onu kullanmak isteyen insanların esiriydi dünya pazarlarında...
Dünya milletleri ona bakıp bakıp gülüyorlardı...
O üstün ırk, soytarısı olmuştu el âlemin...
*
Neydi maymunu esir eden?..
Yumruk olan eli mi?..
Ceviz mi?..
içindeki yiyecek mi?..
Cevizi ağaca bağlayan ip mi?..
Hiçbirisiydi aslında...
*
Onu tutsak eden, bir kez avucuna aldığı beleş yiyecekten vazgeçmesini engelleyen o lanet duyguydu...
Böyledir bu çünkü...
Bir kez avucunda hissettin mi avantayı...
Bırakmak istemezsin...
*
Eminim o yiyeceğin, maymun açısından nasıl bir vazgeçilmez ve çekici şey olduğunu çok merak ettiniz...
Hintliler cevizin içine herhalde gıda yardım paketi koyacak değiller...
Kömür, nohut...
Makarna...
Ya da üçlü kanepe, çocuk başına altın falan...
*
Sonunda...
Sonunda maymun bir lokma beleş için tutsaktır artık...
Ormanların o yerinde duramaz, özgür, cin gibi akıllı canlısı, eline bir lokma avanta koyan avcının esiridir...
"Sünnet ile ebeveynler çocuğun beden bütünlüğü üzerinde söz sahibi olamazlar. Bıçakla kesmek, bedene müdahaledir."
Protesto edildi tabii...
*
Bizim AB'den Sorumlu Bakan da pipi üzerine eğilerek dedi ki:
"Bu cahilliktir, gaftır, bilmezliktir."
*
Almanlar bizim şöyle dikine uzun neyimiz varsa müdahale ediyorlar bir bakıma...
Deniz Feneri...
Şimdi pipi...
*
Alman mahkemesi pipinin sünnetle kesilmesini "çocuğun bedenine müdahale" olarak görünce, bizim bakan da tabii ki el attı:
"Bu sünnet işi mahkeme salonlarında tartışılmayacak kadar değerli ve kutsal bir meseledir. Bu inanç özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Bireysel tercihtir yani. Bireysel tercihin kısıtlanması anlamına gelir ki katılmamız mümkün değildir."
Hadi bu da doğru...
*
iyi de...
Kürtaj ve sezaryen ne oluyor?..
Pipinin kesilmesi mahkemenin önüne gelmeyecek kadar kutsal...
Tamam...
Ama kadınımızın kutsal rahminin dolandığı yerlere bakın; grup toplantısı, parti MYK'si, Meclis komisyonları, kabine, TBMM Genel Kurulu, Arena Stadyumu, il kongresi, teşkilat, meydan, miting...
Böyle yarıştırırsan...
Pipi kalkıp Birleşmiş Milletler (BM) kürsüsünde konuşma yapsa az...
*
Yazgıya bakın...
Arkadaşlar tam "Anne baba, çocuğun bedeni üzerinde söz sahibi değildir" diyerek kürtaj ve sezaryene karşı çıktıkları bir zamanda, Alman mahkemesi de sünnet nedeniyle "Anne baba, çocuğun bedeni üzerinde söz sahibi değildir" kararını koydu önlerine...
20 temmuz 2012 tarihli yazısı içeriğin doğruluğu nispetinde mideme kramp sokmuştur.
Yeni bir kaza türü diyelim
Bir anda yok oluyorsunuz
*
Minibüs çarpmıyor, polis götürmüyor, başınıza tabela düşmüyor, kurşun sıkmıyorlar, yangın yok, sel yok, deprem yok
Dümdüz yoldasınız
Sessizce..
Aniden yoksunuz
*
Yanınızdaki yerinde duruyor
Hatta sizi orada sanıp anlatıyor da:
Ondan sonra ben de dedimkkk
Dönüyor.
Yok.
Tabii ki yanınızdaki, ramazan nedeniyle gece televizyonda ilahiyatçı hocadan oruç tutmanın mükafatlarını dinlediyse, havaya bakacak:
Uçtu mu?..
*
Düz yolda giderken (Ankara da 1, istanbul da 6 kişi) yer yarılıp içine giriyor insanlar.
Alttan her taraf fare yuvası gibi kazıldığı için, kimi yerlerde çökme oluyor, yandaki sağa sola bakıp bağırıyor o zaman:
Enişteeee.
*
Doğrusunu isterseniz kayıp insanlar ülkesidir burası.
Televizyonda gördüm geçen gece; taşradan istanbul a gelmiş, aynalı binaların arasında, şaşkın, işsiz, çaresiz, gözlerinin altı birer karanlık çukur.
içine düşmüş.
Orada gibi, ama yok.
*
Ya da bir genç.
Diploması işe yaramıyor, iş aramaktan yorgun, sakalı uzamış, artık umudu bitmiş, tepki gösteremiyor, hapishanede çürümekten korkuyor, içinden çıkılmaz bir zifiri karanlık dünyası.
Bu içinde.
*
Bir kadın.
Ankara Barosu nun Gelincik Projesi nde genç avukata derdini anlatırken ağlamamaya çalışıyor, ama yitirdiği yuvasını ve çocuklarını anlatmaya sıra geldiğinde.
Yuvarlanıyor dibe.
Bir genç kız.
Bir hasta yaşlı.
Bir yalnız adam.
*
iyi bakın.
Bilim adamları, profesörler, gazeteciler, yazarlar, askerler, yargıçlar, sendikacılar, sivil toplum önderleri.
Bir anda yok olup gidiyorlar.
Var sanıyorsunuz.
Seslenin.
Oradaymış gibi.
Ama yoklar.
*
Kaşla göz arası.
Kayıp insanlar ülkesi burası.
olimpiyatların kısa bir değerlendirmesini yapmış köşe yazarı.
Aslında adı Paul..
Bunlar " Polat " yaptılar, 10 binde koştu " milli " atletimiz..
Kenyalı..
*
ilhan..
ilhan Tanui Özbilen..
Asıl adı; William..
Türkçe bilmediği için " Ne mutlu Türk 'üm diyene " yi kâğıda yazdılar, koşarken kâğıdı düşürdü.. " Hani bir şey daha söyleyecektin ilhan " dediklerinde, o da orta parmağını havaya kaldırarak meramını anlattı..
Milli atlet..
*
Tarık..
Yani " Langat " aslı..
Kenyalı milli atletimiz..
*
Geçiyor Çinlilere..
Masa tenisinde..
" Adı Melek olsun " dediler..
Aslında Hau Mei Ling..
Wang ise " Küçük Bora " oldu mu size..
Sanki büyüğü de varmış gibi olsun diye..
*
Atıcılık Federasyonu Başkanı silah sanayicisi.. Sporculara italyan doktorlardan " psikolojik destek " aldırdı..
Ki vursunlar..
Vuramayınca, Gençlik ve Spor Bakanı " Bir dahaki sefere bütün madalyaları biz alıp gideceğiz " diyerek attı..
Değdi, değmedi ayrı..
*
Geçiyorum; olimpiyatların baş yönetmeni Gençlik ve Spor Genel Müdürü 'ne..
Konya 'da kuruyemişçi idi..
Damat tarafının adamı, genel müdür yaptılar.. Sonra baktılar ki hiç devlet hizmeti yok, atandı ama atanamıyor..
Eskisi yerinde kaldı..
Yani atletler ithal, ama yerli genel müdür iki tane..
*
Ve sonunda..
74 milyonluk süper ülke Türkiye, madalya sıralamasında Etiyopya, Küba, Belarus, Jamaika gibi ülkelerden bile sonra, 30 'uncu sırada..
*
Olmadı tabii..
Atatürk gençliğinin etek boyunu dini esaslara göre hesaplayıp 19 Mayıs bayramlarını yasaklayan kafa ile olacağı da yok..
Sonunda Türkiye 'nin yüzünü biraz olsun, türbana sokamadıkları Nur (Vanlı), Aslı (Antalyalı), Gamze (Eskişehirli) güldürdü..
Dinci medya, omuzlarını mozaikleştirip sadece kafalarını koydu sayfaya..
Ki bacakları gözükmesin..
Sanki bacaksız koştular..
*
Olimpiyatlarda " geri geri koşma " dalı niye yok peki ?..
çatışma adlı yazısıyla zihniyetini gözler önüne seren köşe yazarıdır. sakalda keramet arıyorlar diye sağ cenahı eleştiren bir zihin yapısının, aynı kerametin açık kırmızısını mokasende arayışına şaşmamak elde değildir.
eğitim müfredatında atatürk ilke ve inkilaplarının artık göz ardı edilebileceği uygulamasına istinaden hükümete giydirirken aslında bunların peşine kuyruk olmuş seçmene de saplayan köşe yazarı.
erdoğan 3. kere o koltuğa oturduğunda benzerleri aklımdan geçmişti bekir dayı da kaleme almış.
--spoiler--
Ben bu milletin Atatürk ü hak etmediğini düşündüm..
Millet de benim gibi düşündü ki; bir torba kömüre gitti..
Ona saldıranları taç yaptı başına..
*
Önceki gün geldi yeni haber:
Milli Eğitim Bakanlığı nın kararına göre, çocukların ders kitapları hazırlanırken, Atatürk ilke ve inkılapları artık öyle dikkate alınmayacak..
*
Artık bademin zaferlerini dikkate alırsınız..
Gerçi savaşı yok ama..
Gemi battı..
Uçak düştü..
Cephanelik uçtu..
Hücuma geçti, bu sefer kendi vatandaşlarımızı vurdu düşman niyetine..
*
Bir adım daha atılarak okullardan da siliniyor Mustafa Kemal..
izi kalmasın..
*
Hendek Savaşı..
Bedir Harbi giriyor kitaplara..
Ama kuruluşun ilk adımı 30 Ağustos Zaferikulak ağrısına gitti..
Duymadı çünkü..
*
Milli Eğitim Bakanı cingöz..
“ Bir yerde yazılı zaten, her yere ayrı ayrı yazmaya gerek yok ” demeye getirdi..
Ama dergilerinde Cumhurbaşkanı nın 7, Başbakan ın 9, kendisinin 13 resmi var..
Her yerdeler..
Ola ki hani görmezler diye, kuşe kâğıda basılı birer renkli Başbakan posterini ise, ders başlarken önüne koydular çocukların..
Mecburi baktılar bebeklerim..
*
Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri ile yıkılış ilkeleri yer değiştiriyor bir bakıma..
*
Ve asıl..
Bir millet seyrediyor..
Kendisine özgürlük, bağımsızlık, kimlik, kişilik, onur, şeref, gurur ve bir yurt veren.. Devletini kuran yiğidinin silinmesine sessiz..
Resimlerinin indirildiği duvarlar kadar umursamaz..
Nankörlüğe razı..
Yine bir avuç yürekli insanın vefa çığlığı var..
O kadar..
Söylemleri duvarlardan söküldüğünde, heykelleri kırıldığında, resimleri indirildiğinde, ismi kitaplardan silindiğinde olduğu gibi..
Büyük devlet başka..
*
Adalet Bakanı Teröre karşı çözüm sürecinde PKK liderinin olabileceğini söyledikten bir gün sonra, Başbakan televizyonda imralı ile görüşülebileceğini açıkladı size.
imralı Aponun coğrafi adı..
Onu getiren komutanı cezaevine kapattılar.
18 yıl.
Terörü çözmek için Apoya gidiyorlar.
iyi mi?..
*
Aponun anayasa yapımı sürecinde yer aldığı da anlaşıldı, partiler arası anayasa komisyonu kurulması onun fikriymiş.
Memleketin aydınları, gazetecileri, bilim insanları, ordunun yarısı anayasal düzeni yıkmaktan içeride.
Yeni anayasal düzen Aponun katkıları ile kuruluyor.
Eeee çüş?..
*
Ben size söyleyeyim:
Çaresiz kaldılar.
*
En son bizim Enis Berberoğluna düşmüştü iş..
Bir masa, masa örtüsü, bir vazo çiçek alıp gitti şemdinliye, teröre karşı.
Teröristler, masa, masa örtüsü, vazo ile gelen birisini görünce, mağaralarda uzun süre birbirlerine bakarak sessiz oturdular.
Sonra mağara deliğinden sordular muhtemelen:
- Ula sen kimsen?..
- Enis
- Dizi filmci?..
- Hayır, enis berberoğlu.
- Heeee.
- Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni.
- Nedisen?
- Öyle dedikleri gibi terör merör yok burada yani.
..
*
Biliyorsunuz, ertesi gün sekiz şehit.
*
Bu da çare olmayınca işte.
Çözüm Apoya düştü.
Başbakana ve bakanına bakılırsa, onun terörün çözümünde Genelkurmay Başkanından, bakanlardan, muhalefet liderlerinden, daha az etkili olduğunu kim söyleyebilir?..
*
Türkiye içine düştüğü büyük tuzaktan kurtulamıyor açıkçası.
AKP muhaliflerini yok etmek, önündeki tüm engelleri kaldırmak, iktidarını sürdürebilmek uğruna teslim olduğu ABDnin nihai oyununa düştü.
Çıkamıyor.
Çaresiz.
*
Ve mecbur.
recebin içinde bulunduğu durumu ve recebin hal-hareket tavırları hakkında gerekli
çıkarımları en net biçimde anlatıp
ortaya koyan bir yazar abimiz.
bu işleri salih memecan lar, mehmet barlas lar gibi yapmayan,
adam gibi işini yapan korkusuz, pazarlıksız herfileri
görmek mutluluk verici...
--spoiler--
Ben size söyleyeyim, bizimki diplomaside dibe vurdu
ilk hecesidir zaten:
Dip
*
israil ile Suriye yi barıştırayım derken israilile birlikte Suriye yi bombalayıp Suriye den terör örgütü hesabına toprak kazanarak PKKile komşu olmak
Nasıl başardıysa
Suriye de çocuklar ölürken, Gazze de ölenlerine kızmak
israil Başbakanı Netanyahu dahi şaşırıp sordu:
Neden yahu?.
Oysa nedeni basit:
Dip te
*
Dönüyor
Bizim kamuoyuna, Ortadoğu ya demokrasi getireceğini söylüyor Katar Emiri ve Suudi Kralı ile birlikte!..
Katar Emiri ile Suudi Kralı na demokrasinin ne olduğunu anlatmaya kalksan, anca 2071 hedefi işte
Diyelim ki Mısır a demokrasi getirdiler
Bu ampul, Mısır Başbakanı Kandil
Aydınlatmayı görüyor musunuz?..
Mısır radikal dincilerin elinde, adı demokrasi, örtülü şeriata geçiyor oysa
Bizi keriz sandığı için
Ki ikinci hecedir:
Lo
Herkese lo lo, bize de mi lo lo?..
*
Beysbol sopasının etkisi bunlar
Sopa da büyüktü, etkisi de büyük oldu
Suriye işinde olduğu gibi, tek başına açıkta kaldı Türkiye
ABD, israil e desteğini açıkladı
Obama açık açık israil e saldırıları kınadı
Bu; ABD ye horozlanacak ya
Horozlanamıyor da
Diplomatın son hecesidir işte:
Mat
*
Türkiye dış politikada tam dipte
Bataklığa girdi
Çıkamıyor
Ne yaptığını bilmeyen, gereksiz, ölçüsüz, hesapsız, saygısız, ilkesiz, densiz mahalle kabadayısı gibi diplomat
Önümüzdeki süreç içinde ülke bunun faturasını ödeyecek
Herkesin payına artık ne düşerse
*
En son numarasıdır; dünya peşine takılmıyor diye bir de Birleşmiş Milletler e kızıp düzeltmeye kalktı size
iyi mi?..
Lo lo
--spoiler--