su gibi alkol tüketince holywood standartlarını yakalayacağını düşünen salak bir zihniyetin ürünü. yapılan yoğun küfürler vesilesiyle yer yer dizide diyaloglar bitiyor uzun uzun biiiip dinlemek durumunda kalıyorusun. bu da ayrı bir iğrençlik.
emrah serbes ve serdar akar' ın imzasının olduğu bölümleri iple çektiğimiz dizi. diğer bölümler de güze ama onların tadı bir başka oluyor. özellikle siyaset ve güncel konularla bağlatısının azaldığı bölümlerde seyir zevki azalsada behzat ç' nin türkiyede yapılmış en iyi dizi olduğu gerçeğini değiştirmez. her pazar akşamı biralarımızla oturup başlamasını beklediğimiz efsane dizi.
Bu diziyi sevenlerin aynı kitleye hitap ettiğini düşündüğüm diğer bir dizi; absürd ustası dizi: (bkz: leyla ile mecnun.)
--spoiler--
geçmesine engel olan sandalyeyi bile döverek yardırmaya devam ediyor.
ayrıca süper teorilerim var haaaanım !
ercüment ile dündar'ın bir zamanlar arkadaş olduklarını hepimiz biliyoruz zaten. bir önceki bölümde, güngör'ün son karısının söylediğine göre ise, dündar'ın hayatının önemli bir kısmı doğuda geçmiş. ercüment ile de doğuda çekilmiş fotoğrafları var. ortaya çıkan ikinci fotoğraftan da anlaşılacağı üzere birbirlerine yakınlarmış bayağı. gelelim teorimize. doğu'da olup, behzat'la alakası olan kim olabilir ? behzat'ın babası.
son bölümün final sahnesinde şevket'in "hatırladım" dediği mevzu da babasıyla alakalı. şevket'in surat ifadesinden çıkardığım sonuca göre, bunların peder, askeri bir mevzuda (operasyon, çatışma) bu ercü ve güngör'e büyük kötülük (!) yapmış. bu büyük kötülüğün (!) şiddetini, ercüment'in behzat'a karşı olan sevecenli-nefretli hallerinden de anlayabiliyoruz. yani mevzu behzat'ı öldürmek değil, aynı kötülüğü ona yapmak. (altıpatlar mevzusunda, ercüment bütün kurşunları sıkmadı. bahar'dan sonra bir kurşun hakkı daha kalmıştı ama kullanmadı"
berna'yı da bu yüzden (önceki paragraf) ercüment öldürdü ve şule'yi de behzat'ın karşısına çıkaran yine ercüment. "bunu nereden anladın lan kamil?" derseniz, özellikle savcı yengemizin ve diğer karakterlerin söyleyip durduğu şu cümleden anladım; "kız tabii ki kötü olacak, kafasına silah dayadılar." dikkat edin, sürekli bunun söylenip durulması, izleyiciye, şule'nin, bu "gereksiz ve abartılı" üzüntü hallerini normalmiş gibi gösterme çabasıdır. ama yemez, burası yemez.
hatta behzat, şule'nin moralini düzeltmek için şule'ye diyor ki, "yakalayacağız adamları". şule de diyor ki; "yakalanınca bitecek mi?" dikkat ! burada şule'nin "bitecek mi?" dediği, korkular değil, şule'nin vicdan azabı.
ulan oğlum, zaten böyle bebek gibi konuşan hatunlara ayarımdır, ama şule başka dedik, o yapmaz dedik. yaptı.
bir iddiam daha var; ben deliriyorum lan sanırım.
--spoiler--
ben de 35. bölümü biraz önce internetten izleme fırsatı buldum, 32. ve 33. luzümsuz bölümlerden sonra 34. ve 35. bölümler diziyi anında toparlamış. Özellikle 35. bölüm ercüment çözer olmadığı halde sanki hayaleti behzat amirin çevresinde dolaşıyor gibiydi. kızının cinayete kurban gitmiş olması içsel olarak behzat amiri acayip derecede rahatlatmış olsa da diğer yandan cinayetin failini, azmettiricisini, neden öldürülmüş olabileceği gibi bir çok soruyla amiri başbaşa bırakmıştır ve bu sorular behzat amirin gevşek olan bijonları iyiden iyiye gevşetip çok ağır bir buhrana sürüklediği açıkça belli oluyordu bu bölüm de.
Şuleye gelince büyük olasılıkla berna' nın intihar kasedini izledikten sonra Behzat amirinkine yakın bir ağır depresyon dönemi geçiriyor, ercümentin adamı olabileceği ya da tecavüze uğramış olabileceği ihtimali oldukça zayıf. Şule gibi bir karakteri ercü' nün adamı yapıp karakteri silbaştan alacaklarına hiç ihtimal vermiyorum. Şule' nin ''günler tepelerden aşağı koşan atlar misali'' sözüyle bukowski' ye çok güzel bir selam çakmıştır. Gayet hoş bir ayrıntıydı.
Savcı esra o pavyonda çalışan kadın kadar anaç bir kadın olmasına rağmen mesleğinden ötürü üstüne yapışan o resmi duruşu okadar iyi koruyor ki teprik etmek gerek. Kapıda ki diyalogta esranın ''kafası güzel mi'' sorusuyla aslında behzatı ne kadar iyi tanıdığını ve anladığını gösterip, doğal olarak biraz da kırılıp orayı terk ediyor. Bence senaristler o sahneyi o kadar iyi vermişler ki gerçekten o durum da sırıtmadan aktarılabilecek tek sahne o olsa gerek. ilerleyen bölümlerde de savcı esra' nın ilişkide ki iktidarı iyiden iyiye behzat amire bırakması muhtemel, çünkü bu kadar çalkantının içinde savcı behzat amiri konu aşkta olsa dara sokacak bütün manevralardan kaçınacaktır.
Hayalet, akbaba ve harun yine gayet başırılıydılar ancak akbabnın hikayesini gösterip çekmeleri çok hoş olmadı keşke gereksiz olan 32. ve 33. bölümlerde bu hikayeyi işleyip bizi rahata erdirselerdi. Çünkü dizi karakterlerinin çoğu hakkında üç aşağı beş yukarı bir şeyler açığa çıkmışken akbaba hakkında bu durum yok denecek kadar az.
Dizide tek şikayetçi olduğum konu, bir çoğunuz gibi, selim karakteridir. O kadar yavan bir oyunculukla oynuyor ki her bölümde oynayan figüranlardan çok daha vasat bir performans sergiliyor. Oynadığı adamların bu kadar kaliteli iş çıkarırken bu adamın sergilediği oyunculuğun göze batmaması elde değil. Bu son bölümde özelikle hayalet eve gittiğinde çok zor durumdayım diyip ağlamaya çalışması herlde bir oyunculuk fiyaskosu olsa gerek. Bu yönetmenin hiç mi gözüne batmıyor diye merak etmeden geçemiyorum. 35 hafta oldu adam arpa boyu kadar yol kat edemedi, cevdetin oyunculuğu bile geçen haftalara nazaran okadar fark ediyor ki ama bu adam malesef o buroya yakışan bir oyunculuk çıkaramıyor. Bunun dışında dizide oyunculuk konusunda hiç sıkıntı yok denilebilecek kadar az.
ilerleyen bölümler de ve sinema filminde senaryo iyi toparlanıp servis edilirse tartışmasız türkiyede ki en iyi dizi olma yolunda ipi göğüsler. Şimdilik gayet iyi gidiyorlar umarım ne rtük' ün ne de dışardan gelen gereksiz ve yıkıcı eleştirilere aldırış etmeden devam edebilirler.
şule ç amirimle hastanedeki tanışma sahnesinde "ben 2 ceset gördüm, biri dedemdi o da 90 küsür yaşındaydı" tadında bir şey söylemişti. şimdi burdan hareketle 2. ceset de berna ç olmasın.
Erdal Beşikçioğlu'nun baş rolünü üstlendiği Ankara polisiyesidir. Angaralıların kaybedenler kulübünü izleyen modalı edasıyla keyif aldıkları dizidir. Ankara'nın çok gri olduğunu düşünen insanlar dizinin seyirci potansiyeline dahildir. Toplumun ve ankaralıların şiddete olan merakı ve talebi, bu tür saçma dizilerin tv yayınlarında sıklıkla karşımıza çıkmasının temel nedenini oluşturur.
harun un çok sinirli ve gergin olduğu bir bölüm geliyor. gelinlik provası falan... yapma kardeşim ya değmez bak ben sana söyleyeyim. başkasına inat, sevmediğin birisi ile evlenip mutsuz olmaya değmez.