Kız cocukları en cok babalarını severmiş
anladım
kimse onlar gibi bakmazmış çunku kızlarına. Gözlerinin ta içi gülermiş kızlarına bakarken. Hele ki hasret varsa ortada bambaşka olurmuş o gözler
gördüm
bir gülerlermiş ki kızlarına , dünyanın bütün gülüşleri yalan olurmuş . ısıtırlarmış kızlarının içlerini sadece sımsıcak bi gülüşleriyle
ısındım..
insan babasını görünce yanar erir bitermiş
yandım, eridim, bittim
ben bu sabah ilk defa babamı gördüm.
Gecenin bir yarısında odanın kapısını açıp;'kalk ders çalış' diyendir.
işte o anlarda da en çok kızılandır.
Çocukken oynanan,gençlikte kavga edilen,orta yaşa doğru anlaşılan ve sonrasında da çok özlenendir.
4 yaşında mandolin,5 yaşında satranç verendir çocuklarının eline..
illa ki kitap okusunlar,ama iyi kitap okusunlar diye Dostoyevski'den Sartre'a,Orhan Kemal'den Şevket Süreyya Aydemir'e kadar çok ayrıntılı bir okuma planı haızrlayandır çocuklarına.
Müzik dinletendir,ısrarla taa en küçük yaşlardan beri evin içerisinde inceden bir Louis Armstrong sesi yayan,çocularının kulağının bir köşesinde kalsın diye onlara hep en iyi müziği sunandır.
Gece günüdz çalışandır.
Evlatları herşeyden eşit tatsın diye hiçbirini kayırmayandır.
Okul deyiverince akan suların önüne baraj olandır.
40'a merdiven dayamış kızına bile 'hadi devam et arkanda ben'varım diyendir.
Sinirlidir,çokça da yorgun..
Yıllar geçince anlaşılmıştır hırçınlığı..
Daha da önde başlasın evlatları hayata,herkeslerden daha iyi olsunlar,herkeslerden daha ayrı uğraşları olsun diye uğraşmış ve onlara daha çok verebilmek için hayatla kavga etmiştir yıllar yılı..
Arkada iyi yetişmiş evlat bırakabilmektir tek kaygısı..
Kapı gibidir hala eşşek kadar olmuş evlatları için..
Hastadır bir de çok..
Yılların yorgunluğu tam da evlatlarını istediği kıvama soktuktan sonra ortaya çıkmıştır.
Hastadır baba ve oğlu da elbet üzgüdür de kızları arkadaki bu sağlam kapının gidebilme ihtimalini gördükçe her geçen gün daha da korkmaktadır hayattan..
Babadır işte..Her baba gibi önce aşık olunan,oynana sonra hırçınca kagva edilip küsülen,hayat düzen girince hele bir de evlat sahibi olununca anlaşılan..ve kaybetmemek için gece gündüz dua edilen..
Dünya'da erkek ve kadının meşru yoldan, helalinden evlendikten sonra Hz.Allah onlara bir meyve, bir altın top yani çocuk verdiyse. Baba ismi ile şereflenen kişidir. Tabi o çocuğa ve hanımına gereği gibi bakan kimsedir.
eğer ilk aşkınız babanızsa, bir daha aşık olmanız imkansıza yakındır. onun gibisini ararsınız ömür boyu, ama yoktur öyle biri. ona benzer kişilerle idare edersiniz.
babama ilk cep telefonu aldığımızda uzunca bir süre kontörü olmadı. (hayırlı evladız ya hep kendimize alıyorduk) o da naapsın çağrı atardı hep, onu aramamız için. yine çağrılarından 5-6 sını ardı ardına yaptı ben de dönüş yaptım. babamın telefonu açar açmaz söylediği ilk cümle:
-hee ne var? (sanki ben ona defalarca çağrı atmışım o da beni arıyor gibi bir muamele ve ses tonunda! error, mavi ekrar, 404 ve ne kadar hata imajı varsa onları veriyorum kısa bir süre..)
-baba sen çağrı attın ben aradım sen söyleceksin ne olduğunu?
-bıdı bıdı
-bıdı bıdı diye giderdi...
bir de ben gün içi yorumumu geçip yaşadığım olayların tamamını anlatsam da babam her konuşma sonrası:
-eeee daha ne var ne yok?
-valla ben anlattım babuş.. bildiğin gibi işe git; işten gel. mod bu. yani ekstra bir şey yok.
-ezo ne yapıyor? (minik kedim)
-o da iyi naapsın. evde yemek yapıyor işte. ben de yoldayım gidiyorum.
-eeeee daha ne var ne yok..
vesselam seviyorum bu koca yürekli adamı. hem de enlemine boylamına.
bir baba gittiğinde;
arkanı yasladığın duvar
sabahları sıcak ekmek
okul harçlığı, otobüs bileti
ciğerinden bir parça gider
gider de gider...
en sinirli anında bile,
dudağının kenarında bir gülümseme
bayramda öpülecek el
çocuklarımızı sırtında taşıyan
o sevimli dede gider
gider de gider...
bir içten "oğlum, kızım" sözünün sahibi
inatçı bir siyasetçi
koca bir beden
çocuk bir yürek
anneyle yapılan lüzumsuz tartışmalar
heyecanlı bir taraftar
çalışkan bir "adam" gider
gider de gider...
bir sarılmaya, bir çift söze bile
fırsat vermez Azrail
vakit geldiği zaman
sadece baban değil
atan gider
canın gider
kanın gider
gider de gider...
dolmaz boşluğu kısa zamanda
hep bir ses ararsın, bir nefes
bir anahtar tıkırtısı
yanlış bir iş yapınca
gözünün içine bakılmasını
ama sadece beklersin
çünkü;
bir baba gittiğinde,
sadece baban değil;
bir dostun,
bir arkadaşın,
bir sırdaşın,
bir öğretmenin,
bir ustan,
bir yanın gider...
kızar, kızdırır, sizi anlamadığını hissettirir ama onu anlamanızı bekler.
ama asla kötü değildir. çekinir evet, duvarları vardır. konuşmaz evlatlarıyla öyle her şeyi. ama sever, çok sever. asla sizin başkası tarafından üzülmenize tahammül edemez.
önünde dayanamayıp, kendimi tutamayıp ağladığım gün "koca bebek" derken sesinin titrediğini, gözlerinin dolduğunu gördüm ya. bir de saçlarımı okşayıp, beni bağrına bastın ya. bir de "benimle hep böyle konuş yavrum, sakın susma, ne derdin olursa olsun bana anlat" dedin ya. ister çekilmez ol, ister lanet, ister huysuz; hiç fark etmez. ben senin yıkılmaz dediğin duvarlarının arkasında beklerim, yine gitmem.
hakkında nasıl hissedebileceğini bilemediğin bir insandır kendisi. bi gün düşünürsün babam benim işte korur beni kollar danışır bana, önemser.akşamına bütün düşündüklerini tersine çıkarıverir.çünkü baba sana önem verirken belki de bunu görevi bellediği içindir.babayım ben yapmam lazım dediği içindir.ama ona ters düşen bir durum olduğunda sana bırak danışmayı ezer geçer, ne olduğunu bile anlamazsın.sonra yine düşünürsün, galiba kötü bir babam var ama yine de seviyorum dersin. bunu içinden söylerken bile on kez düşünürsün.
genelde annenizi siken adamdır. ayrıca zamanında sırf eve misafir geldiğinde çalayım diye beni gitar kursuna göndermeye çalışmışlığı da vardır. ben bateri diye tutturunca ya gitar ya hiç demiştir. sonuç olarak ben kendi imkanlarımla bateriyi öğrenmişimdir. şu sıralar yetenek sizsiniz de 5 yaşında bi çocuk bateri çalmakta ve babam "bizim oğlan da çok istediydi bundan ama apartmanda olmaz ki.." gibisinden konuşmakta. vurasım var ağzına.