ışıklar içinde uyusun. koca yürekli adam nasılda esas duruş göstermişti klintın karşısında, asker gibi adeta! ama tayyib, tayyib öyle mi? deyil. neyse, silifri sovuktur şimdi.
Kıbrıs barış harekatı esnasında tüm dünyaya karşı dimdik durmuş bir liderdir. Süleyman şah türbesini Kürtlere kaptırıp, cumhuriyet tarihinde ilk kez toprak kaybetmiş bir hükümetin, boş beyinli taraftarları tarafından eleştirilmesi oldukça komiktir.
Büyük adamdı. 1980-2000 arası nesil bu adam sayesinde torpilsiz bir kpss sonucu puanı ile devlet kadrolarına yerleşti. Sağ hükümetlerin yaptığı ekonomik kriz bu adama patladı. Bu adama kızanlar Necmettin Erbakan a, mesut Yılmaz a, tansu çiller e birşey diyemedi. Çünkü bu adam garibandı. Medya desteği yoktu. Kolay harcandı. Sırf kpss sayesinde torpilsiz iş bulan milyonu geçkin insan sayesinde eğer varsa cennete girecektir inanıyorum. Öldüğünde 2 apartman dairesi vardı. Birini korumasına diğerini eşine bıraktı. Ruhun şad olsun büyük insan. Yaşasaydın barış pınarı harekatını ne yarıda bırakır, ne de Süleyman Şah türbesini kaçırırdın. Çünkü sen milliyetçiliğini haşaş tarlalarında, Kıbrısta, aponun yakalanmasında gösterdin. Şimdikiler gibi millicilik oynamadan.
Rahşan benim ilk aşkımdı. Daha önce ciddi anlamda hiç kız arkadaşım olmamıştı. Çok erken yaşta birbirimize bağlandık. 1944'de tanıştık, 1946'da evlendik.
Robert Kız Koleji Arnavutköy'de bir tepe üzerinde, Robert Erkek Koleji de ona yakın bir başka tepedeydi. O zamana kadar kız ve erkek bölümleri arasında herhangi bir sosyal etkinlik olmamıştı. ilk defa 1944 yılında kız ve erkek öğrenciler bir araya gelip tanışır oldular. Ortak etkinlikler başladı, o arada iki piyes oynandı. Altemur Kılıç sınıf arkadaşımdı. Onun yazdığı piyeste, Mehmet Akif'in güzel milliyetçi şiirinden bir bölümü benim okumam isteniyordu. Dekorasyonu da Rahşan yapacaktı. O vesileyle tanışmış olduk. Ondan sonraki piyeste yine bana bir şiir okuma görevi düştü, Rahşan'a da dekor görevi verildi. O şekilde birbirimizi tanımış olduk. Mezuniyet gününe yakın kız ve erkek bölümlerinin ortak çayı-pikniği vardı. O piknikte hiç ayrılmadık. Orada birbirimizi daha yakından tanıdık. Ondan sonra ben evlenme önerisinde bulunmayı aklıma koydum. Çok utangaç bir insandım, ona rağmen büyük bir cesaret geldi, Rahşan'a talip olma konusunda.. Birlikte ilk defa dışarı çıktık, kendisini çok mütevazı bir yemeğe götürdüm. Dolmabahçe'ye Taksim'den inerken sol kolda Rusların Türkiye'de kurmuş olduğu mütevazı ama çok güzel bir lokanta vardı. Oraya götürdüm. Fasulye pilav yedik. Orada aklıma koydum, buradan çıkıp Dolmabahçe'ye inerken teklifimi yapacağım, nedense orayı seçmişim. "Dünyada en çok sevdiğim kimse sensin, benimle evlenir misin ?" dedim. Ben söyledim, Rahşan çok şaşırdı, ne diyeceğini bilemedi ama reddetmedi..
Zenginlikler falan önermedim, tam tersine çok mütevazı şeyler önerdim ama onun buna ne diyeceğini bilmiyordum. Öyle lüks bir hayat değil, mümkünse kırsal alanda, küçük bir ev ve orada sen resim yaparsın, ben şiir yazarım, ara sıra da şehre ineriz. Bunları söylemiştim. hayalimdeki şeyleri ona aktardım. Rahşan da bunlara şaşırmadı, tepki göstermedi..
Onun güzelliğine bağlandım. Çok tatlı bir yüz ifadesi vardı. Bir de sanat sevgisi ve sanatkârlığına.. Bunlar herhalde beni çekti. Daha ilk aşamada uyum sağlayabileceğimizi hissettim. O konuda yanılmadığımı da görmüş oldum....
"Siz Bülent Ecevit, CHP koalisyonunda iken izmir ve çevresinde bu zindan zebanilerini yetiştirici Nurcu ocaklarının açılması için CHP’lilerin nasıl çalıştığını CHP'lilerden dinlemişimdir. ilk kurucu da benim 'Ulus'tan çekildiğim günlerdeki CHP iktidarıdır."