olmayanın bilemeyeceği, olanın ise önce bi ne oluyorum deyip kendini hıçkıra hıçkıra ağlarken bulduğu anda "demek ki buymuş aşık olmak" diyeceği durum. ağlatır, yataklara düşürür, içirir, en sonunda da çeker gider kocaman bir parçanızı yanında götürerek değil lakin. hayır hayır öyle değil. bu fazlasıyla romantik bir tanım olur. onun yaptığı kocaman bir parçayı ufacık bir yerinize sokarak gitmesidir. aşık olmak budur işte.
evet dünyadaki en güzel şeylerden birisidir. ancak hayal kurmadan önce gidin açılın karşınızdaki insana. yoksa o hayallerin yıkılması da aşk kadar görkemli ve sancılıdır.
tutulduğum tipler genellikle sıkıntılı, antisosyal insan profilleri oluyor. gönül işlerinde utangaç bir yapıya bürünüyorum. haliyle iletişim gerçekleşemiyor. ve duygularım içimde patlıyor. bu sebeple aşık olmak hüzünlü bir olaydır benim için.
an itibariyle gereksizliktir, kafa da her hatunun ayrı bir detayı kalmışken. ha hepsini toplasan hepsini bir kişi de var edememe durumundan dolayı gereksizliktir ve dolayısıyla hafızaya bir hatun daha eklemek ve işin içinden çıkamamaktır.
Sevgilinin yüzünü saatlerce sıkılmaktan izleyebilmektir. Elini her tuttuğunda içinin titremesidir. Her öptüğünde başının dönmesidir. onun için hayallerinden bir kalemde vazgeçebilmektir.
25 yaşından sonra olur mu ki artık, yook canım geçti bizden o işler derken kendimi birdenbire içinde bulduğum durum. hem de böylesi hiç olmamıştı. aşkın yaşı yokmuş doğruymuş. *
2-3 yıla kadar sahip olmak istemediğim duygu.
lisede yaşamıştık bir zamanlar ama o zamanlar çocuktuk işte o sayılmaz. ama ne olduğunu nasıl bir his olduğunu biliyorum.
şimdi aşık falan olmak istemiyorum, daha danıştay'da hakim olacağıdık..
- bazen soruyolar niye seviyorsun diye şaşırıyorum onlara çünkü insanlar sevginin ne olduğunu unutmuş. aşkı saatlerce konuşmak, mesajlaşmak, dolaşmak sanıyorlar ama aşk o değil bence. aşk uzaktan seyretmektir sevgiliyi, konuşamamak yanındayken kekelemektir, sesinin istemsizce içine kaçmasıdır aşk. utanmaktır, onu düşündüğünde bile kalbinin hızlanmasıdır, onu görünce yanakların kızarmasıdır aşk. tabi arada deli dolu olanlarıda vardı çıkıp bağırabilirlerdi seni seviyorum diye ama onlarda aşkı basitleştirenlere karışıp gitti. peki kim basitleştirdi aşkı? sevmeyenler mi yoksa sevmeyi bilmeyenler mi? yoksa yalan söyleyip kendinden nefret ettirenler mi? gerektiği değeri vermeyenler mi? aşkı kalplerinde hissedemeyenler yok etti. çünkü onlar kirli kalplere sahiptiler ve aşk o kadar temiz ve kutsaldı ki inanamadılar ve inanmadıkları şey gerçek olamazdı onlar için. onlarda başka kalplere girip onları kirlettiler, onlarda başkalarını... kirlenen kalpler aşkı basitleştirdi.
ilk aşkım değildi ama ilk sevgilimin yazıp verdiği mektuptan bi kısım.