"hiç aşık oldunuz mu? korkunç değil mi? insanı savumasız hale getiriyor. göğüs kafesinizi delip kalbinize giriyor, birileri içinize girip herşeyi karıştırıveriyor... yıllarca inşaa ettiğiniz savunma duvarları, tüm giydiğiniz zırhlar, hiçbir şey beni incitemez derken; bir aptal insan, diğerlerinden hiçbir farkı olmayan biri, hayatınıza giriveriyor. ona kendinizden bir parça veriyorsunuz. sesli bir şekilde istemiyor o parçayı. sadece bir gün sıradan bir şey yapıyor, sizi öpmek, size yanlışlıkla dokunmak ya da gülümsemek gibi. ve hayatınız sizin olmaktan çıkıyor. aşk sizi rehin alıyor. sizi yiyip bitiriyor, karanlıkta ağlarken bırakıyor, kalbinize doğru giden yolu kazıyor. acıtıyor. hayallerde değil, aklınızda, beyninizde değil, ruhunuzda, bedeninizde bir acı. aşk içinize giriyor ve sizi parçalara ayırıyor. aşktan nefret ediyorum" Neil Gaiman
aşk bazı yazarların kalbini o kadar fazla acıtmıştır ki mana ve ehemmiyet içeren bir tanım girmeyi iplemezler bile ama yine de bir şeyler yazmadan duramazlar, tıpkı bu entry'de görüldüğü gibi.
artık öyle bir yerdesinizdir ki aşık olunanı değil aşkın kendisini sevmektesinizdir çünkü.
bir gün herşeyi değiştiren gerizekalı bir şeydir. herşeyin güzel olacağına inanıp hayatını bok edersin sırf aşıksındır, sonra o uğruna herşeyi feda ettiğin şey bırak güzel olmayı kötü bile olmamıştır. sadece boş bakan gözlerin ardında aradığın umut ışığını bulana kadar kıçını yırtarsın ama nafile aşk vurdumu seni artık kaçış yoktur mahkumsundur kör karanlıklara.
Aşksa eğer, büyüler insanı... öyle bir kere değil, defalarca, sonra bir daha, bir kere daha ve sonra bir kere daha. Aynı insanda üstelik, bir dolunay gecesi gibi, onlarca büyüleyici gecenin içinde başka bir güzellik her defasında. Empresyonist bir üslupla seyretmek onu, sabahın ilk ışıklarında, fincanındaki çayı yudumlarken, yağmurlu bir öğleden sonra, inerken merdivenleri elleri kayarak tırabzandan, bir sinema çıkışı gözlerindeki yaşları gizlemeye çalışarak ve ılık bir duştan sonra seyrederken kendini aynanın karşısında. Her mevsimde resmetmek gibi ıhlamur ağaçlarını ve ceviz ağaçlarını bir parkın içinde, yeşil, sarı, kırmızı, lacivert ve buruk, ılımlı, değişken tonlarında. Bütün komikliklerinde saatlerce gülüp, bütün hüzünlerinde daralıp sıkışmak iki duvar arasında. *
Gecenin bir yarısı, duyduğun bi cümle için tüm benliğinin tarifsiz bir mutlulukla anlatılmaz bir hisle dolmasına neden olan duygu..
Gecelerin uzamasını hatta onunla birlikteyken, konuşurken zamanıın durmasını, akreple yelkovanın donmasını ve ömürlerinin sonlarına kadar kavuşamamalarını isteten duygu..
Ağzından çıkan hiçbir söze değer biçilemez olması, hepsini yapmak isteme duygusu, ne kadar anlamsız ve komik olsa da bazen,sırf onun ağzından çıktığı için..
Başka kimseyi görememe duygusu..yanındayken de, değilken de..delicesine kör olabilmek.