her defasında bu defa son diye bitirdiğimiz,ama asla sona ulaşmayan, dünya üzerinde 2 cins var olduğu sürece yaşayacak, gezegenimizin en güçlü soyut bağlarından biri...
çağırdığın zaman gelmeyen, ne zaman lazım olmasa kapının dibinde biten bir nevi kedi.
kimi zaman nankör, kimi zaman vefalı..
kimi zaman tırmalar, kimi zaman sokulur..
kim insan çok sever ve ister, kimi insan ısrarla kaçar..
Tanımlanamıyan Bir şey, güzel bir şey. Ama şey işte. Ne olduğunu bilemiyor insan sadece şey diyor o kadar... ya da öyle bir şey... adı üstünde şey... şey ya nasıl söylenir.. nasıl derler sizin orada öyle bir şey.. nasıl diyorlarsa o dedikleri şey işte... ne diye sorma ama sen, cevap yine şey olacaktır... şey bu hani böyle filmlerde güzel kız sabah uyanır yüzünü ovuşturur ve gülümser ya sanırım öyle bir şey... sabah uyanıyorum yüzümü ovuşturuyorum ve gülümsüyorum... yani böyle bişey olsa gerek.. di mi?
tanımsız olmasına rağmen, yaşanılanlar aşkın tanımıdır. aşk özerktir. suda çillenen fidan gibi. koklanmayı bekleyen gül gibi. içilmeye hazır su gibi. büyütülmeyi bekleyen bebek gibi...
kolonya gibidir. sürersin eline yüzüne, ferahlatır ne kadar sıkkın olsanda, kendini çok iyi hissedersin için açılır bir süreliğine.
ama sonra uçar gider... koklarsın elini, yüzünü, havayı, lakin alamazsın o kokuyu istesende.
eşyanın tabiatına uygun şekilde üstüne düşeni yapıp, uçup gitmiştir aşk. yeni bir kolonya sürüp sürmemek sana kalmıştır artık; muhtemelen süreceksin de, ama bu defa uçup gideceğini öğrendiğin için ilki kadar güçlü ve güzel gelmeyecektir yeni koku sana. hayatın boyunca her gittiğin yerde o ilk kokuyu arayacaktır burnun.