...çok özledi onu sonra bir sigara yaktı gecenin en koyu anını yaran kırmızı ateşiyle, içine çekti ölümü derin derin nefesler şeklinde ve sonra düşündü, aşk neydi ki aslında? sabah uyandığında telefonunda sıralı mesajlar, onca uzağa rağmen sevmek onu....aşk, anlamamak, anlayamamak ne yaptığını ya da yapacağını. bir bira kupasının en kalın yerinde biriken bira köpüğü gibi somut olsada aşk....seninle yaşananı en güzeli sevgilim.
boyun büküp esrarengiz bir şeylere,
kendiliğinden vurmak dünya yalnızlığına.
derin ve anlaşılmaz,hissel sarhoşluk halimdir,
aşk
boğulmaktır denize karşı bir manzarada..
sessizce çığlıklara bürüyüp kalp atışlarını,
bir sandalda geleceğe kaybolmaktır,
aşk
tesadüfen çarpılmaktır bir kamyon ağırlığına..
dayanılmazlığı öğrenip,
acılarla tesadüflenmektir aynı kahırla..
aşk
süresizce kaybolmak yangın ortasında,
ve ya eskimek bazı yaşanmışlıklarla..
aşk
sonuna varmadan başından anlamlandırılan,
insanı kasıp kavuran fırtınanın ardından gelendir..
insanı aptal eder biraz. aşık olduğun kişiyi her türlü mükemmel görürsün. ona gönlünü açtığını anlatan uzun, edebi bir mesaj atarsın. mesaja karşılık sıkı bir ayar yersin. "Bir daha da bu saçmalıkları duymak istemiyorum." der sana. Böyle ayar bir mesaja bakarsın, verilen ayarı görmezsin, ya da görmek istemezsin. "he he mesajıma cevap verdi, yaşasın!" diye sevinirsin. "A bak 'da'yı bile ayrı yazmış canım benim, mükemmelsin." diye düşünürsün. Hala mutlusun. biraz daha düşünürsün. düşündürtür çünkü. sorarsın kendine "aşk nedir?" , "ben niye hala mutluyum?" diye. Sonra biraz anlarsın ki aşk, kabul edilmek değildir. Aşk kavuşmak değildir. Pervanenin muma, bülbülün güle karşı hissettikleridir aşk. Lütuftur. Kimi geçici faydalanır ondan, kimi şanslıların ise varlığı o lütufla beraberdir, ondan ayrılmaz. işte onlarınkini düşünüp bizim adi * duygularımızın hakkında en ufak şey konuşmamız gerekendir aşk aslında dersin.
aslında bu kadar üzerinde durulması, adına şarkılar ve yazılar yazılması, filmler çekilmesi onun gerçekliğinin olmamasındandır. insanın doğası gereği bencil olması, feci paylaşımı ve fedakarlığı gerektiren bu şeyin bir süre sonra değerinin yitirilmesine sebep olmaktadır. etrafa şöyle bir bakıldığında aşkın ömrünün kısa olduğu görülür. tamam, aşk yoktur anlamına gelmez bu. ilk zamanlar yaşanılan aşktır fakat insancıl ve bencil duyguların biraraya gelmesi aşkın sonunu hazırlar.
dediğim gibi bunun ve hayattaki diğer çoğu şeyin çabuk eskiyip kaybolması, 'insan'a atalarından miras kalan bencillik duygusudur. başka bir şey değildir. bundan sonra da bu başlığa bir şey yazılmasın rica ediyorum arkadaşlar, kapatalım bu konuyu. zira bu, aşkın ne anlama geldiğini araştıran tartışmayı sonuçlandıran bir tanımdır.
moderatör arkadaşlardan da rica ediyorum kilitlesinler bu başlığı.
bir fotoğraf düşünün içinde on dört kişi var; ama siz fotoğrafta tek bir kişinin gülümsemesine takılıyorsunuz. işte bu aşktır. fotoğraftaki diğer insanlar figüran, dekor oluyor sadece. siz onları görmüyorsunuz.
aşk; seçici algının tavan yapmasıdır. tek bir kişiyi algılar beyin.
hayatının kapısını çalar en zayıf anında ,seni bir kartalın avladığı küçük bir serçe gibi yakalar,ilk önce gökyüzünde pençelerinin arasında tedirgin bakışlarınla nasıl kurtulabilirim sorularının yanı sıra,sıkışan gövdeni hareket ettiremezsin,kalbin korkuyla çarpmaya başlar.öyle bir çarpar ki; beynine kan sıçrar.noluyor ,noldu da benim başıma geldi bu iş?.eninde sonunda ya seni öldürür ya da sen kaçarsın...o yenik bir serçeydi,sıkılınca ağlamaya çıkardı.Sonra da çift çıkardık;kar yağardı,biz dinlemez,çıkardık!O kentte bütün sokaklar biz yanyana yürümeyelim diye dar yapılmıştı,insanlar dar yapılmıştı,çıkardık!Ben yürüsem o dar yolların hepsi ona çıkardı...
herkesin hakkında soyleyecek bir seyleri olduğudur..
ama tam burada şunu unutmamak lazım; aşık olduğumuzda en yüce aşkı bizim yaşadığımızı, en çok bizim sevdiğimizi, en çok bizim mutlu olduğumuzu, en çok bizim birbirimize yakıştığımızı, en çok bizim anlatılmaya değer anılar birktirdiğimizi; aşk acısı çektiğimizde de en çok bize yazık olduğunu, en çok bizim ölecek gibi olduğumuzu, en çok bizim diğerleri tarafından anlaşılmadığımızı, en çok bizim kendimizi bok gibi hissettiğimizi falan sanarız ya. işte bu düpedüz eşşekliktir. yaşadığımız aşk, diğerlerinden başka falan değildir, sadece yaşadıklarımız içinde başkadır. hemen öyle artistleşmeye, böyle bir leyla ve mecnun triplerine bürünmeye falan gerek yok diye düşünüyorum ben. ''hayatımda hiç kimseyi böyle sevmedim ben.'' diyebilirsiniz ama ''hayatta hiç kimse böyle sevmemiştir ulan!'' demeyin. ayıp lan. salyangozları düşünün biraz