- hayatım senin çabalarını takdirle karşılıyorum ama hayat yeterince zor... yani senin kadar uğraşmama gerek yok!...
- ne için uğraşmana gerek yok?
- bir cümleyi ilk söylendiğimde anlamak için... yapamıyorsun!
- ne diyorsun sen be?
- cümlenin sonundaki o "be" ne kadar da şirin durdu öyle, nerden aldın?
- senden almıştım hatırlamadın mı? ben senden aldığım güzide sözcükleri atmıyorum, saklıyorum... mesela çok güzel "ulan"larım da var... ister misin b ir tane?
- ben sana ne zaman "ulan" dedim sorabilir miyim?
- bilmem, sorabilirsin herhalde...
- ben sana ne zaman ulan dedim?
- bak sorabildin işte!
- peki sen cevap verebilecek misin?
- tabii... bu konuyla ilgili kesin bir tarih vermek zor ama istersen hemen hemen her gün diyelim...
- yani ben sana her gün ulan mi diyorum?
- evet... neden şaşırmış gibi yapıyorsun? ilişkimizin üçüncü sevişmesinden sonra sen kibarlığı bıraktın... zaten öyle pek de tiryakisi olmadığın için bırakmakta fazla zorlanmadın...
- ben öyle bir üçüncü sevişme hatırlamıyorum...
- çok normal... o kadar kısaydı ki... zaten ben de hayal meyal hatırlıyorum...
- hah! şimdi de cinsel hayatımız problem oldu...
- bizim öyle bir hayatımız yok... neyse bu konuyu konuşmak istemiyorum... bir ölünün arkasından konuşmak doğru olmaz...
- kimmiş bu ölü?
- özür dilerim. amacım sana ölmüş bir parçanı hatırlatıp üzmek değildi... dikkat ettiysen bu konuda konuşmak istemediğimi de söylemiştim...neyse ben bunu sorun etmiyorum... insanoğlu her gidenin yokluğuna alışıyor... senin idrar yolların açıksa mesele yok... hem bir de iyi tarafından bak, cinsel hayatımız olmadığı için kültürel faaliyetlere daha çok zaman ayırabiliyoruz! ama sanırım en geç yarın erotik bir film seyretmem lazım...
- ne demek istiyorsun sen be?
- be'yi geri veriyorsun demek. sende kalabilirdi ama neyse...
- konuyu dağıtıp beni sinir etme... biz daha dün değil önceki gün seviştik seninle!
- hayır sevişmedik. biz teşebbüs aşamasındayken senin geri zekalı arkadaşın hayri aradı, yaklaşık yirmi dört dakika at yarışı konuştunuz... sana troya tek olur dedi, sen de hayır abiciim oraya çok at yazmak gerekir dedin ve bu nefis konuşma böyle sürüp gitti... bu şiirsel sohbetin etkisinden olacak, uyuyakalmışım...
- nitekim troya açık ara aldı yarışı... boşu boşuna bir sürü at yazdık...
- efendim?
- öyle olmadı canım. telefon çaldığında ben daha açmadan sen tuhaf bir havaya girdin... sanki kendimi ben aramışım gibi... ben daha hayrı ne haber demeden sen horlamaya başladın... bu horlamanın şiirselliğinden olacak, kendimi at yarışına vermişim... son bir şey daha: hayri geri zekalı değil...
- bak biz seninle her şeyi tartışma konusu yapabiliriz, bir tek şey dışında, o da hayri'nin geri zekalı oluşudur. çünkü bunun aksi yönde bir tek uzman görüşü yoktur, olamaz da!
- unutma ki o bir yayınevi sahibi...
- evet ama atların anlayacağı düzeyde kitaplar basıyor...
- senin ona neden uyuz olduğunu ikimiz de biliyoruz, uzatmayalım istersen...
- yok yok uzatalım... neden uyuz oluyormuşum ben?
- karısını aldatıyor diye... ben de sana yıllardır anlatamıyorum ki bu, hayri'yle karısı arasındaki bir sorun, bizi ilgilendirmez...
- bal gibi de ilgilendirir. birincisi, hayri pis, iğrenç, aşağılık bir etobur... sadece karısını aldatmıyor, aynı zamanda her an adaleti de yanıltabilir. başına gelecek bir trafik kazası durumunda ona çarpacak olan şahane kamyon bir gün elbet trafiğe çıkacak- hukuksal olarak insan muamelesi görecek. o hayvanın ne hakkı var benim kamyoncumu mağdur etmeye?
- sen iyice tırlattın. neden bu kadar taktın adama bilmiyorum ki.
- o adam dediğin canlı, ruslar'la yatıyor.
- ne var? irkçı mı oldun şimdi de?
- saçmalama... kanında muhtemelen irice bir aids virüsü taşıyor o! buraya kadar bir sorun yok ama karısına bulaştıracak... nurten de arkadaşımız olduğuna göre, o da bize bulaştıracak...
- nasıl bulaştıracak nurten bize? sevişecek miyiz kendisiyle, allah allah!
- saçmalama. aids başka yollarla da bulaşıyor... mesela ağız yoluyla!
- sorun değil biz de takma dişlerini kullanmayız!
- nurten'in dişleri takma değil ki?
- bak gördün mü boşuna endişeleniyormuşsun... takma dişi yok ki kullanalım, değil mi hayatım?
- ben onu bunu bilmem, hayri denen alçakla görüşmen beni rahatsız ediyor...sizin ortak yanınız nedir ben aslında onu merak ediyorum. rus kültürü olmasın?
- saçmalama...
- sürekli at yarışı oynamıyorsunuz herhalde... mesela hayri rus fahişelerle yattığı sırada sen ne yapıyorsun, yan odada rus klasikleri mi okuyorsun?
- evet... hayri'nin iş kondisyonu da iyi. iş uzun sürüyor. düşün iki seansta "savaş ve barış"i bitirdim... olay rusya'da geçiyor...
- bir kere bu woody allen'in esprisi!
- biliyoruz. bir sakıncası mı vardı? hayri kesmedi galiba, bir de woody allen'in telif sorunu yüzünden mi kavga edeceğiz?
- sorduğum soruyu laf kalabalığında gözden kaybettirmeye çalışma! sen de yapıyor musun hayri'nin yaptığını?
- nasıl yani? hayri'nin hangi yaptığını?
- rus hayat kadınlarıyla çiftleşiyor musun sen de!
- sen delirdin mi sevgilim?
- hala net bir yanıt alabilmiş değilim...
- hayır hayatim, manyak misin sen! ne işim var benim rus kadınlarla?
- yani hiç mi olmadı? ne bileyim fazla alkol alınan bir gece sonrası hayri iblisi sana "tanıştırayım, irina" demedi mi?
- demedi!
- vay terbiyesiz... demek kadınla oturdunuz ama tanıştırmadı ha? zaten o hayri ayısından da bu beklenirdi. eee? ismini bile bilmediğin bir rus'la yatmak nasıl bir şey?
- sevgilim! hastasın sen!
- hastalanmam çok normal değil mi? her gece iğrenç bir virüsle ayni yatağı paylaşıyorum!
bitmez....
ayyyy... bayıldım yani yazarken... bi de yaşıyor insanlar bunu...
birisini yabancı gözlerle izleyip*, mutlu olmak.*
düşünce düzeyinde sıcaklık.
bu bilince ulaştığınızda kalbiniz heyecanla çarpar. evet aşıksınız.
edit: ne yazık ki pek az insan* bu duyguyu karşılık beklemeden yaşama erdemine sahip. oysa teknik bakıldığında karşılıksız aşk daha toz pembe, istikrarlı, hatta mükemmel görünür. boş umutlarla mucize beklemek zavallılıktır. (bkz: aşkı unutmaya çalışmak)
bir tek senin görebileceğin bir yerden
sana gülümsüyorum...
onların duydukları kahkahalarım değil
aşkı tarif gerekirse sana
anlatayım
aşk ne biliyor musun
benim sana yaşadığım,
senin durmadan üstüne bastığın... *
- mensubu oldugum din (bkz: islamiyet) tarafindan her turlu yasaklanmis olsa da, bir kutu hap ya da, bir ucurumdan kendimi sallandircak dereceye iten aparat.
- kendi sehrimden hatta ulkemden uzak bir yerde yasayip da, iki haftalik bir surec icerisinde geri donecek olmamdan mutevellit "ne bok yiyecem lan ben" lere sevk eden.
- bari bir turlu belli edeyim de, "karsimdaki insan da, bu niye bana bu kadar ilgi gosteriyor ! acaba mi?" demesine ramak kalmadan acabasinin cevabini verdirmek gerektiren hissiyatlar butunu.
- boyle giderse, memleketim olan bursa nin, yavas yavas bakirköy e tasinmasina sebebiyet verecek, delilik araci.
- bilmem kac tane laroxyl alsaniz da* ilaclarin bilem fayda etmedigi, isvicreli ilim efendilerinin daha burunlarini sokmadiklari icin, daha bir cozum yolu bulunamamis bir cesit illet hastalik.
iste boyle sozluk dedirten olay, dort cevreli odamda, bir bilgisayarim vardi, iki kolum, iki gozum, ha unutmadan bir adet de gozlugum, ardindan da player imda calan, bora oztoprak - seni seviyorum parcasi, ve gecenin derinliklerinde bir sekilde kulagimdan tutup beni eve goturecek daha sonra da, dovecek bir anne gibiydi ask benim icin. hayatta en buyuk nefretlerinden birisi olan sigarayi bile bilmeden cigerlerime cektirendi. halbuki, sicak bir gulumseme, kacamak bir bakis olmaliydi askin tarifi, ama olmuyordu iste be sozluk, yalnizdim, ask denen sey, ecinni gibi kalbimin ustunde tepiniyordu; ben de bilmiyordum ne yapacagimi, nelerin beni bekledigini.
( yazinin en son kismi gecmis zamanda yazilmistir ki, bunlari yazar unutsun da, bir an once gercek dunyaya ulassin; yoksa sonu hayra alamet degil diye.)
ne yazmalıyım ki ne anlatmalıyım sana ? senden kopan ne fayda vermeli bana? hangimiz daha üzüldü hangimiz daha suçlu hangimiz daha bencildi,
ben mi ? evet haklısın bencil olan bendim , sormadım bile sana , konuşmadım bile senle.
evet hata olan bendim kızdım sana , küferretim , ağladım ardından , sen bana nefret büyütürken ben sana sadece kızdım,
evet yine haklısın bunları yazmam o kadar sacma ki , ne bekliyorum , sanki koşup geleceksin, sanki seveceksin,
hayaller insanlar için ama unutma!
farkındayım ne kadar kopuk yazdığımın ama sana olan sevgimde aynen böyle işte , bir gelir bir gider böyle
ellerim falan titrer, arka fonda bir şarkı , öyle işte hafiften gözlerim dolar ama anlamanı beklemem, zaten
anlatamam da.
korkağın tekiyim , bencil ve hadsiz kendini bir şey sanan kırıcı bir ukala, üzüldüğüm zaman seni düşünmem ,
öyleyim işte , bunu sana anlatmak o kadar zor ki bir anda küsmek herşeye , herşeyi bırakmak , ne var ki zaten deyip,
savrulmak sokak kenarlarına , bir kaç sigara , melankolik bir beyin ve içinde yine sen ve yine sen ...
böyle duygulu bir film izlerken reklam arası girmesi gibi seni sevmek , dokunmadan , sorgulanmadan ,
sormadan , dibine vurmak ne varsa hayat adına , sonra yine sana bakmak bir kağıt parcasında , seninle
konuşmak bağırmak yüzüne , küfretmek defalarca , seni yaralama isteği , seni üzmek istemek ,korkakça yine,
bağırmak çağırmak , düşünmeden yapamamak falan filan...
hesap vermek genetik benliğimde sana borçlu hissettirdi kendimi, sana tanımlar yapmak isterdim,
hiç bir şey düşünmeden bir gün için sana bakmak isterdim, kafiyeler yazıp seni etkilemek ,
seni sevmek şöyle karşılıklı bir masada ; galiba hala büyümedim neyse...
sana bakdığım zaman utanmak , yanındayken sığınmak , sokulmak sana , tüm açılardan uzakta ellerinde bulmak ne varsa hayat adına
boğulmak öylece gözlerinde ağlarken dile gelmek , ıçkırmak savunmasızca , hayata senle meydan okumak
ve karşılık beklemeden gitmk ordan yine seninle.
biliyorum korkuyorsun , çünkü sevmiyorsun , sevmeni istemek bile korkutuyor seni, ben de korkuyorum
aslında zaman denenden uzaklaşmak istiyorum her saniye sonra düşüyorum yine boşluğuna ağlamaklı oluyorum
kendime bakıp ürperiyorum , sana bakıp içime alıyorum sonra farkına varıyorum zaten ordasın .
neler anlatmalıyım ki sana böyle tüylerin diken diken , gözlerin dolu dolu , tüm ikilemelere haiz bedenin,
aklın karma karışık , kalbin istediğini söylemekten çekinmesin , o an seni göreyim düşsün suretim aklına ,
acı bana , şevkat et , sarıl bana , dokun , sözler dudaklarında , ben bakayım yalnızca sana , seninle olan her ana .
her daim yitip giden, yalan olan veya yaşanmışlıklar içinde kaybolan, sözlüğün bile tanımlamak için 70 sayfa tanım kastığı, mantığının ne olduğunu bilim adamlarının bile bulamadığı sonsuz.
uzun emek harcanmışsa bünyeden zor çıkar, hatta çıkmaz izi kalır. eşyalara, anılara, şehirlere, yollara izini bırakır. yürekte ise her daim yara şeklindedir. kazıdıkça kanar. yine de aşık olmak güzeldir. bittiğinde yaşanacak acıya rağmen yaşandığında verdiği mutluluk insana varolduğunu hissettirir.